1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Almanya, Antalya Diplomasi Forumu'na niye katılmadı?

20 Nisan 2026

Avrupa neden ADF'ye ilgi göstermedi? Dış siyasette kendisini "barış elçisi" olarak gösteren, ancak iç politikada demokrasiyi ve hukukunun üstünlüğünü tasfiye eden Erdoğan'a mesafeli tutum yanlış mı? Kaybeden Avrupa mı?

https://p.dw.com/p/5CXLY
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nda  Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamed el Sani ile el ele tutuşuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya'da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamed el Sani'nin de aralarında yer aldığı bölge ülkelerinin liderlerini ağırladı.Fotoğraf: Turkish Presidency/APA Images/ZUMA/picture alliance

Türkiye'nin beşincisini düzenlediği Antalya Diplomasi Forumu'na (ADF), bazı Ortadoğu ülkeleri ve Küresel Güney olarak adlandırılan devletler liderler ve bakanlar düzeyinde katılırken, ABD ve Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu büyükelçiler düzeyinde katılımla yetindi. 

Oysa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17-19 tarihlerinde düzenlenen forumun açılış konuşmasında "akıl platformu" olduğunu söylediği ADF'in "küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü hâline geldiğini" ifade ederken, Türkiye'nin Batı yönelimine bağlılığına da vurgu yaptı. 
 
Uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıların, güç dengelerinde yol açtığı sonuçlara dikkat çeken Erdoğan, Türkiye'yi "Avrupa-Atlantik Bölgesinin kollektif güvenliğinin teminatı olan NATO'nun önde gelen ülkelerinden biri ve "Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası" olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün karşı karşıya olduğumuz müşterek sınamalar, Avrupa'yla ortaklığımızın stratejik değerini bir kere daha ortaya koymuştur" sözlerini kaydederken, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik hedefini de koruduğunu belirtti.

Peki, Avrupa hükümetlerinin büyük bir bölümü neden Erdoğan ev sahipliğindeki ADF'ye katılmadı? Neden mesafeli bir tutum sergiliyorlar? 

ADF, Almanya basınında geniş yankı bulmazken, Der Spiegel ve Die Zeit haberlerinde işte bu soruyu irdeledi. Haberlerde, Avrupa başkentlerinin dış politikada kendisini barışın savuncusu olarak konumlandırmaya çalışırken aynı zamanda iç siyasette muhalefete baskı uygulayan Erdoğan'a sergiledikleri bu mesafeli siyasi tavrın doğru olup olmadığı sorgulandı.

Die Zeit: "Alman hükümeti kapının önünde beklemeyi tercih etti"

Die Zeit gazetesinde, bir dönem gazeteci olarak Türkiye'de görev yapmış Fritz Zimmermann imzasıyla dün yayımlanan yazıda, ADF için "Bu forumu kolaylıkla, Türk cumhurbaşkanının ülkedeki iç siyasi sorunlardan, muhalefet politikacılarının tutuklanmasından ve sefil ekonomik durumdan dikkatleri başka yöne çekmek için yaptığı bir başka PR hilesi olarak görmek mümkün. Ancak elbette forum Erdoğan açısında gösterişi amaçlasa da, bu yaklaşım toplantının önemini açıklamakta yetersiz" denildi.

Foruma, Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve İran ile ABD arasında arabuluculuk yapan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in yanı sıra Afrika, Ortadoğu ve Asya'dan devlet başkanı ve bakanların katıldığı, hatta Avrupa'nın yaptırım uyguladığı Rusya'nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a bile büyük bir sahnede konuşma imkanı verildiği anımsatıldı.

Mart 2024'teki Antalya Diplomasi Forumu oturumunda konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov.Fotoğraf: Khalil Hamra/AP Photo/picture alliance

"Erdoğan herkesle konuşuyor: Ukraynalılarla ve Ruslarla. Ermenilerle ve Azerilerle. İranlılarla ve Amerikalılarla. Bu, bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana sallanan bir politika" ifadelerine vurgu yapıldı,  Türkiye'nin son yıllarda izlediği bu politika yoluyla dünyanın dört bir yanına uzanan "ince işlenmiş bir ilişkiler ağı" oluşturduğuna dikkat çekildi.

Zimmermann'ın "Türkiye kendini bir orta güç olarak görüyor ve bu sayede, son günlerde giderek daha belirgin hale gelen dünya düzenindeki değişimlere karşı iyi hazırlanmış görünüyor" gözlemini aktardığı yazıda, Avrupa'nın dünyada yaşanan bu değişime hazırlıklı olup olmadığı sorgulandı.

"ABD, Avrupa dâhil dünyanın birçok bölgesinden çekiliyor. Bu da gelecekte, barış sağlamak ve sorunları çözmek için daha çok ilgili bölgelerdeki aktörlerin devreye girmesi gerekeceği anlamına geliyor. Güçlü gerekçelere dayanan bu analizi ciddiye alırsak, o zaman Avrupa ve Alman Federal Hükümeti için yanıtlanması gereken bazı kritik sorular ortaya çıkıyor" denilen yazıda, yanıtlanması gereken sorular şöyle sıralandı:

"Kendi ülkelerinde, iç siyasi rakiplere ve azınlıklara acımasızca zulmeden konferans katılımcılarının barış söylemleriyle nasıl baş edilir? Özellikle NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip ülke olan Türkiye örneğinde olduğu gibi, eşzamanlı olarak içeriye baskı uygularken, dışarıda diplomasi iddiasındaki Türkiye'ye nasıl yaklaşılmalı? Dünya bu günlerde hareket ediyor. Peki Avrupa da hareket ediyor mu?"

Avrupa'da halen tüm bu sorulara yanıt arandığına işaret eden Zimmerman, yazısını şu sözlerle tamamlıyor:

"Bu arada dünyanın geri kalanı, Antalya’da geleceği tartışırken, çağımızın krizlerine çözümler aranıp kararlar alınırken, Alman Federal Hükümeti temsil edilmedi. Bilgelik şunu söyler: Kararlar, odada bulunanlar tarafından alınır. Bu hafta sonu Alman federal hükümetinin kendisi kapı önünde beklemeyi tercih etti."

Der Spiegel: İçeride otoriter, dış politikada adeta barış güvercini

Der Spiegel'da, Cumartesi günü yayımlanan Şebnem Aksu ile Özlem Topçu imzalı haberde, Antalya'da golf tesisleri ve Beach Club'ların yakınında düzenlenen ADF'nin adeta "bir barış güvercinine" dönüştüğüne dikkat çekildi. 

Yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iç ve dış politikada sergilediği tutum ve söylemleri arasındaki tezata vurgu yapıldı. 

İç politikada otoriter bir lider olan Erdoğan'ın basını ve muhalefeti bastırdığı, ifade özgürlüğünü, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü tasfiye ettiği belirtildi.

Erdoğan'ın aynı zamanda, Türkiye'nin dış dünya tarafından yükselen bir orta güç olarak bölgede sorumluluk alan, ordusu ve savunma sanayisiyle güvenilir bir partner olmak isteyen ve diplomasinin merkezinde yer alan bir ülke olarak görülmesini istediği aktarıldı.

Tezat oluşturan her iki Erdoğan'ın "eşzamanlı olarak var olduğuna" vurgu yapılan yazıda "her ikisi Türk gerçekliğinin bir parçası" ifadeleri yer aldı ve ADF'nin dış dünyaya yönelik olarak izlenen stratejinin bir organizasyonu haline geldiği belirtildi.

Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, ADF ile "dünyanın geri kalanının" sahneye hakim olduğu Münih Güvenlik Konferansı'nın bir tür Türk versiyonunu yarattıklarına işaret edilirken, Avrupa ülkelerinin foruma katılımının çok sınırlı kaldığı anımsatıldı. 

Yazıda, aslında Avrupa'nın artık ABD'yi güvenilir bir koruyucu güç olarak görmediğini, yeni ittifaklara ihtiyaç duyduğuna vurgu yapıldı. Bununla birlikte, ülkesinde otoriter bir lider olan Erdoğan ile Antalya'da küresel sistemdeki "adaletsizlik çıkmazını", "ahlak ve meşruiyet krizini" ve "demokrasi ile katılımcılık eksikliğini" kınayan Erdoğan arasındaki farka vurgu yapılarak "iki Erdoğan'ı kıyaslamamak elde değil" denildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmadan önce çekilmiş fotoğrafı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutulması, CHP başta olmak üzere muhalefete ve basına artan baskılar Avrupa başkentlerinde dikkatle izleniyor.Fotoğraf: Depo Photos/ABACAPRESS.COM/picture alliance

Erdoğan'ın en büyük siyasi rakibi Ekrem İmamoğlu'nun bir yıldır hapiste tutulduğuna, bir çok yetkilisinin de cezaevinde olduğu partisi CHP'nin baskı altında olduğuna dikkat çekilen yazıda ayrıca onlarca gazetecinin de cezaevinde tutulduğu hatırlatıldı.

"Bundan sadece birkaç yıl önce, bugünkü Türkiye'deki iç siyasi durum büyük bir uluslararası mesele olurdu" denilen haber, "Bugün yurt dışından neredeyse hiç eleştiri duyulmuyor. Acı da olsa, bu durumun Türkiye’nin artan önemi ile bağlantılı olduğu söylenebilir" cümlesiyle bitiriyor. 

Erdoğan yok sayılamıyor ama tam bir partner de olamıyor

Yine Der Spiegel dergisinde Maximilian Popp imzasıyla yayımlanan bir diğer haberde de Erdoğan'ın "iki yüze sahip bir lider" olduğu belirtiliyor. 

Yazıda, ADF ile kendisine uluslararası diplomasi sahnesinde "barış elçisi rolü" biçen Erdoğan'ın diğer yüzünün de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'de yargılandığı davada görülebileceğine işaret ediyor.

Pop yazısında, Erdoğan'ın birbiriyle çelişen bu iki farklı yüzünün, Avrupalıları bir ikilemle karşı karşıya getirdiğini belirterek şunları kaydediyor:

"Uluslararası alanda, yok sayılamayacak kadar önemli bir figür. Ama rejiminin işlediği insan hakları ihlalleri o kadar ağır ki, bir partner gibi muamele etmek mümkün değil. Bu nedenle, Türkiye ile ilişkiler Avrupa için şimdilik bir denge oyunu olmaya devam edecek."

DW / DA,TY

DW Türkçe Türkiye, Almanya ve dünyadaki gelişmeleri ve olayların perde arkasını DW Türkçe'den takip edin.dw_turkce