Adil Yiğit: Beni gönderirlerse Almanya’nın ayıbı olur | ALMANYA | DW | 29.10.2018
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

ALMANYA

Adil Yiğit: Beni gönderirlerse Almanya’nın ayıbı olur

Erdoğan’ı Berlin'de "Gazetecilere Özgürlük" tişörtü giyerek protesto eden gazeteci Adil Yiğit, Almanya'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Yiğit, "Beni gönderirlerse bu Almanya’nın ayıbı olur" diyor.

Adil Yiğit Hamburg'da yaşıyor

Adil Yiğit Hamburg'da yaşıyor

Herkes onu Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Berlin ziyareti sırasında tanıdı. Almanya Başbakanı Angela Merkel’le Erdoğan’ın ortak basın toplantısında "Gazetecilere Özgürlük” yazılı bir tişört giyerek Erdoğan’ı protesto eden Hamburglu gazeteci Adil Yiğit şimdi Almanya’dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Oturma izni uzatılmayan ve Ocak ayında Almanya’yı terk etmesi istenen Yiğit’i şimdi yeni bir hukuki süreç bekliyor. 36 yıldır Almanya’da yaşayan Yiğit, hem Türkiye'de kendisini hedef gösterenlere hem de hem yetkililere öfkeli. Hamburg merkezli Avrupa Postası adlı bir haber portalını yöneten Yiğit, tişörtlü protestosu sonrası başına gelenleri DW’ye anlattı.

DW: Almanya Başbakanı Merkel ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın düzenlediği basın toplantısı sırasında düzenlediğiniz eylem sonrası sınır dışı edileceğinizden bahsediliyor, bu olayın perde arkasını anlatabilir misiniz? Neden başınıza böyle birşey geldi?

Adil Yiğit: 36 yıldır Hamburg'ta yaşıyorum. 2014'e kadar mülteci pasaportum vardı. Mayıs 2013'de ise İstanbul'da Gezi olayları başlayınca birçok insan gibi ben de heyecanlandım. Yabancılar Dairesi'ne gittim ve mülteci pasaportumu verdim. Türkiye’ye gitmek için de Türk pasaportu aldım. Mülteci pasaportumdaki üç yıllık oturma iznim yeni pasaportuma aktarıldı. Pasaportumdaki üç yıllık oturma iznim sona erdiği sıralarda Hamburg'daki G20 zirvesine akredite olmuştum. Ancak 38 gazeteci ile birlikte akreditasyonum iptal edildi. Ve bu olaydan sonra, Nisan 2017’den sonra oturma iznimi üçer ay uzattılar. Geçmişte biraz siyasi faaliyetlerim olduğu için duyarlı davranılıyor. Olayın arka planı bu. 

DW: Oturma izninizin uzatılmamasını ve size Ocak ayına kadar süre verilmesini Erdoğan ve Merkel’in ortak basın toplantısında düzenlediğiniz bireysel protesto gösterisine mi bağlıyorsunuz?

Yiğit: Yapmış olduğum o protesto gösterisi birilerinin gözüne çok battı. Çünkü Erdoğan, Türkiye'ye döndüğü zaman bu olay Türk basınına çok geniş yansıdı. "Bir terbiyesizin, bir ahlaksızın, hatta sözde Türk'ün biri” dendi, "Toplantımızı provoke etmeye çalıştı, Alman polisi de paket etti attı” dendi. Yani Erdoğan beni açık şekilde hedef gösterdi. Merkel son iki üç yılda Türkiye'ye altı defa gitti. Artık Erdoğan, ne dese ona burada kırmızı halı seren bir anlayış var. Beni onların sofrasına meze olarak herhalde sunmak istiyorlar.

DW: Die Zeit gazetesinde bir şöyleşiniz var. Meslektaşlarınızdan da dayanışma görmediğinizi söylüyorsunuz. Meslektaşlarınızdan nasıl bir dayanışma beklediniz?

Yiğit: Soru sormak için üç-dört defa parmak kaldırdım, dikkate almadılar. Ben de üzerimdeki kazağı çıkarttım ve söz konusu tişörtle fotoğraf çekmeye kalktım. Benim tepkim bu oldu. Tişörtlü protestoda bireysel bir beklentim yoktu. Ama orada isterdim ki bir grup gazeteci arkadaşımız fotoğraf ya da kameralarını yere bıraksaydı. "Meslektaşımız burada bağırmadı, çağırmadı, niçin onu dışarıya atıyorsunuz” diye tepki gösterselerdi, durum çok farklı olurdu.

DW: Peki böyle bir eylemi nasıl ve neden planladınız?

Yiğit: Erdoğan gelmeden bir gün önce Can Dündar ile ilgili sosyal medyaya çok sayıda haber düştü. Birçok özetle Can Dündar katılırsa Erdoğan’ın basın toplantısını iptal edeceği yazıldı. Türkiye'de dönem dönem mülteciler konusunu Almanya'ya karşı şantaj malzemesi haline getiren Erdoğan bu defa da Can Dündar üzerinden şantaj yaptı. Bunu görünce inanamadım. Almanya'nın göbeğinde, şantajına devam ediyor. Ben de Erdoğan gelmeden bir gün önce gittim üzerinde "Pressefreiheit für Journalisten in der Türkei' (Gazetecilere Özgürlük) yazılı tişört yaptırdım. Bir saat bile sürmedi.

DW: Basın toplantısı sırasındaki protestoda meslektaşlarınızdan bir dayanışma görmediğinizi söylüyorsunuz. Peki sonrasında ne oldu? Gazeteciler meslektaşlarınız sizi sonrasında yalnız mı bıraktı?

Yiğit: Ben salondayken aktif bir dayanışma beklemiştim. Ama elbette daha sonra çok yoğun bir şekilde dayanışma gördüm. Haberler aracılığıyla, objektif ve doğru habercilikle. Alman medyasında olayı objektif bir şekilde aktardı. Ancak Türkiye'deki yandaş medya terbiyesizce haber yaptı,  "Can Dündar gelmedi, tetikçisini gönderdi” gibi yorumlar yapıldı.

DW: Peki bu olay sonrası tehdit gibi bir durumla karşılaştınız mı? Neler yaşadınız?

Yiğit: Çok… çok... Birçok yerden telefonumu almışlar. Avrupa Postası'nın telefonuna onlarca telefon geldi, mesaj geldi. Facebook'tan bir sürü küfür... Girin bakın, zaten görürsünüz. Silmedim bir kısmını. Çok terbiyesizce olanları silmek zorunda kaldım. Birçok nefret mesajları var. Telefonlarla oldu, maillerle oldu. Yani çok. Ve artık buna alıştım diyeceğim.

DW: Korumanız var mı? Kendiniz için güvenlik önlemi alıyor musunuz?

DW: Yok, hayır.. Ama sağolsunlar arkadaşlar yakından ilgileniyor. Hemen hemen her gün birkaç arkadaşım hiç yalnız bırakmıyor. Onlar da işin ciddiyetini anladılar, çünkü birçok yerde konuşulduğunu biliyorlar, duyum alıyorlar.

DW: 36 yıldır Almanya'da yaşıyorsunuz. Burada eşiniz, çocuklarınız, torunlarınız var. Eşinizin, çocuklarınızın oturum ile ilgili bir sorunları var mı?

Yiğit: Hayır, hepsi Alman vatandaşı. Ben de Alman vatandaşı olabilirdim, ama Türkiye'de bir şekilde mücadelesini vermeye çalıştığımız şeyin, Alman vatandaşı olarak Türkiye'de siyasete herhangi bir şekilde katılamazsınız ama Türk vatandaşı olarak Türkiye'de bir adım atabilirsiniz diye düşündüm. Yoksa isteseydim 50 defa Alman vatandaşı olabilirdim.

DW: Şimdi bu süreçte ne yapacaksınız 21 Ocak'a kadar. Türkiye'ye gitmeniz isteniyor. Nasıl olacak şimdi?

Yiğit: Avukatımla buna itiraz edeceğiz. Yabancılar Dairesinin şefi bana "Avukatınızla gelin size bir çözüm bulacağız” dedi. Bana tekrar iltica etmem önerildi. Benim buradaki hakkımı hukukumu engelleyerek, bana üçer aylık oturum vererek bir yandan da bana iltica et diyorlar. Bir sonuç alamazsam Almanca konuşulan bir başka ülkeye mi giderim, bilemiyorum ama ben bu saatten sonra Türkiye'ye gidip de herhalde ellerim kollarım bağlı, "Buyrun ben geldim, Silivri'yi açın” diyecek halim yok. Bu kadar geri zekalı değilim. Almanya için de artık bu ayıp. "Almanya'nın ayıbı olsun” deyip çekip gitmek zorunda kalacağız. 

Söyleşi: Hülya Schenk

© Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler

Reklam