1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
Hukuk ve AdaletTürkiye

Türkiye’deki mülteci dramının baş sorumlusu AB

Türkei Banu Güven
Banu Güven
8 Mayıs 2022

"Türkiye dünyada şu an en fazla mülteci barındıran ülke konumunda. AB-Türkiye mutabakatının revize edilmesi şart." Banu Güven DW Türkçe’de yazdı.

https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyedeki-m%C3%BClteci-dram%C4%B1n%C4%B1n-ba%C5%9F-sorumlusu-ab/a-61723806
Afganistan'dan düzensiz yolla Türkiye'ye gelen ve sınırdışı edilmeyi bekleyen sığınmacılar (ARŞİV)
Afganistan'dan düzensiz yolla Türkiye'ye gelen ve sınırdışı edilmeyi bekleyen sığınmacılar (ARŞİV)Fotoğraf: Emrah Gurel/picture alliance/AP

Suriye’de 2011’de savaş başladığından bu yana 13 milyon insan yerinden oldu. Kimi mülteci oldu, yani başka ülkelere sığındı, kimi de kendi ülkesinde yerinden yurdundan oldu. Kah Esad varil bombası attı, kah Rusya bombaladı. Halep gibi kadim bir kültüre sahip koca bir şehir yerle bir oldu. Aradan bunca yıl geçtikten sonra, Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkelerin desteklediği silahlı grupların kol gezdiği, güvensiz bir ülke, Suriye. Çoğu insan istese de geri dönemiyor. Dönecekleri bir evleri, hayatlarını yeniden kurabilecekleri bir düzen yok çünkü. Bu mültecilerin büyük bölümü Türkiye'de ve gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alan bir düşmanlığın nesnesi oluyorlar. Onlara Batı ülkelerinin meydanı Taliban’a bırakmasıyla yerinden yurdundan olan Afganlar da eklendi. Avrupa Birliği ise artık tamamen Ukrayna’da yerinden yurdundan olan 10 milyon kadar insanla ilgilenmekte; Türkiye'de burnunun ucunda büyüyen ve ileride korkunç sonuçları olabilecek toplumsal sorunu ve yabancı düşmanlığını görmüyor, görmek istemiyor. Avrupa'nın tek derdi, Türkiye'deki milyonlarca mülteciyi sınırın öte tarafında tutabilmek.

Banu Güven
Banu GüvenFotoğraf: Privat

Türkiye'de gerçekten kaç Suriyeli var?

Geçenlerde karşımıza çıkan ve abartılı senaryosuyla "Pes" dedirten "Sessiz İstila" adlı filmde yer alan 8 milyon Suriyelinin Türkiye'de bulunduğu iddiası, birbirinden bağımsız kaynaklardaki veriler karşılaştırıldığında doğrulanmıyor. Önce kaba bir hesapla anlatalım. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre, Suriye'de yerinden olan 13 milyon kadar insanın yarısı Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’da, diğer yarısı da Suriye içinde.

Göç İdaresi’nin 28 Nisan 2022 verilerine göre, Türkiye'de geçici koruma statüsüne sahip kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 762 bin 686. İçişleri Bakanlığı bu sayının 122 bininin pasif kayıt olduğunu, artık Türkiye'de olup olmadığının bilinmediğini açıkladı. Bu sayıya vatandaşlık verilen 200 bin kadar Suriyelinin dahil olup olmadığını bilmiyoruz. Kayıtlı olanlardan 497 bininin döndüğünü biliyoruz. Bu rakama ek olarak, geri gönderilen Kayıt dışı Suriyeli mülteci sayısıysa, adı üzerinde, bilinmiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, bu sayı 2021’de 320 bin civarındaydı.

Afganlar?

Türkiye'de ikinci büyük grup olarak Afgan mülteciler bulunuyor. Hukuken düzensiz olarak adlandırılan şekilde, yani pasaportla değil. Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ, sınırı yürüyerek geçerek gelen Afganların sayısının 1 buçuk milyon olduğunu iddia etti. Bu sayı Türkiye'den çok, İran’daki Afgan mülteci sayısına yakın görünüyor.

Bu rakamlar abartılı olsa da, Türkiye'nin dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir ülkenin nüfusunun yüzde 5'i kadar mülteciye yeni bir yaşam kurması çok zor. Almanya gibi bir refah ülkesi bile konuda zorlanırken, Türkiye gibi kaynakları sınırlı bir ülkede bu iş iyice zor. Avrupa Birliği’nin Türkiye'ye bu alanda verdiği fonlar ve maddi destek, günü bile kurtarmaya yetmiyor. Halkın ekonomik zorluklarla, işsizlikle mücadele ettiği Türkiye'de Suriyeli ve Afgan düşmanlığına varan tepkiler gittikçe büyüyor. Kimse mültecileri, Suriyeli ya da Ezidi genç kızları içinde bulundukları zor durumdan cesaret alarak istismar eden kendi vatandaşlarını konuşmuyor. Meslektaşlarımdan Hale Gönültaş’ın haberlerinde aktardığı bu acı hakikat görülmüyor, duyulmuyor. Artık konuşulan tek şey, mültecilerin içinden çıkan kötü örnekler. Tacizci erkeklerin yaptıkları, kızlarını ve eşlerini Taliban baskısından kurtarmak için kaçanları unutturuyor topluma.

Tepkiler yabancı düşmanlığına ve ırkçılığa varan tonda bir gürültüye dönüşünce, bunu eleştiren ya da koroya katılmayan kadın meslektaşlarım da sosyal medyada hedef haline getirildiler. Onları Fransa’da Nazilerle birlikte oldukları için aforoz edilen kadınlarla karşılaştıranlar bile oldu. Ben de daha önce ırkçılığa varan tepkileri eleştirip, mültecilerin evrensel haklarını hatırlattığımda kendi meslektaşlarımdan bile "duyar kasıyor" diye laflar duymuştum.

Mültecilerden suça karışanlara dair haberlerin yanında, dezenformasyon girişimleri de sosyal medyada yayıldıkça yayılıyor. Bir grup Suriyelinin Esad rejimine karşı bir  eylemde ellerinde tuttukları pankartlardaki yazıları silip, yerine "Afgans Go Home" yazanları mı istersin, bayrak indiren TC vatandaşının Afgan olduğunu iddia edeni mi?

Muhalefet ne yapmalı?

Kendi ülkesinde yerini yurdunu kaybedip, bir başka ülkede 11 yıl geçiren, orada doğup büyüyen insanların çoğunun istese de dönecek yeri olmadığını herkes biliyor. Bu insanlar arasında bugün ve ileride yaşamlarını kurdukları ülkenin vatandaşlığını almak isteyenler elbette olacak. Muhalefetin de bunu dikkate alarak, sadece "Geri göndereceğiz" demek yerine, entegrasyona yönelik politikalara ağırlık vermesine ihtiyaç var.

AB ile mutabakat yenilenmeli

AB'nin Türkiye ile yaptığı mutabakatın üzerinden 6 yıl geçti. Bu süre içinde AB 1 milyon kadar Suriyeli mülteci kabul etti. BMMYK verilerine göre, bu 1 milyon insanın yüzde 59'unu Almanya, yüzde 11'ini İsveç aldı. Sonra? AB "Bundan sonra gelmeye kalkışan olursa, Türkiye'ye geri göndeririz" dedi, Türkiye de bunun altına imza attı. Mutabakat mühürlendi. AB'ye göre başarılı olan anlaşma, Türkiye'de toplumsal bir krizin mührü oldu.

Şimdi Türkiye'nin Avrupa'ya ve mülteci alabilecek Kanada ve ABD gibi ülkelere bıkıp usanmadan insanı sorumluluklarını hatırlatması gerekiyor. Bunca milyon insanın Türkiye'de, hele bu haleti ruhiye içinde entegre edilmesi ve kabul görmesi, teknik olarak da, sosyolojik açıdan da imkansız. Bu insani sorumluluğu paylaşmazsa eğer, Türkiye'de yaşanacak dramların vebali en başta AB’nin üzerinde olacak.

Türkei Banu Güven
Banu Güven Gazeteci ve TV moderatörü. Türkiye, Almanya ve dünyadaki gelişmeler üzerine yazılar kaleme alıyor.