Reyhanlı′daki umut oteli | YAŞAM | DW | 31.01.2014
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Reyhanlı'daki umut oteli

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde bulunan bir otel; aktivistleri, radikal İslamcıları, yardım kuruluşlarında çalışanları ve kederli mültecileri bir araya getiriyor. Herkesin ortak beklentisi yarın her şeyin daha iyi olması.

Umut, Türkiye’nin Suriye'ye sınır şehri Reyhanlı'da bulunan Alice Otel'de paha biçilemez bir değere sahip. Otel Suriye'deki savaşa 5 kilometre uzaklıkta. Çatışma sesleri bazen buradan bile duyulabiliyor. Saat başı, duvardaki televizyonda komşu ülkeden korkunç görüntüler ekrana geliyor. Yıkıntılar arasında çocuk cesetleri, silahlarını havaya kaldırıp intikam için yemin eden askerler, ağlayan kadınlar, kan ve tozla kaplanmış acılı yüzler... Kanepede, otelde mülteci olarak yaşayan genç adamlar oturuyor. Oda kiralarını ise onlara düzenli olarak para yollayan yurtdışındaki akrabaları ödüyor. Fakat burada en değerli şey, güzel günlerin geleceğine dair umut.

Almanya'dan Suriyeli bir doktor

Erkeklerin arasında kısa, koyu saçları, tıraş olmuş yüzü ve arkadaşça bakan küçük gözleriyle daha yaşlı bir adam dikkat çekiyor. Telefonda konuşuyor. Dizlerinin üstünde büyük, siyah bir dosya ile üstünde isimler ve numaraların olduğu bir not defteri var. 56 yaşındaki adamın ismi Mervan Huri.

Syrische Flüchtlinge in der Türkei Marwan Khoury

Mervan Huri

Geçen haftalarda Almanya'dan yardım toplamış. İki kamyon dolusu süttozu, pirinç, un, yağ, kışlık kıyafetler, pansuman malzemesi, ilaç ve oyuncak diğer nakliye araçlarıyla beraber Cilvegözü Sınır Kapısı'nda bekliyor. Türkiyeli yetkililer araçların Suriye'ye geçişine izin vermiyor. Zira günlerden beri sınırın birkaç kilometre ötesindeki birçok yerleşim yeri Irak Şam İslam Devleti örgütünün kontrolü altında. Türkiye hükümeti yardım malzemelerinin radikal İslamcıların eline geçmesinden korktukları için sınırı kapalı tutuyor.

Mervan aslen Şamlı fakat yirmi yılı aşkın bir süre önce Almanya'ya doktor olarak çalışmaya gitmiş. Son 15 yıldan beri de Bavyera'da kendi muayenehanesinde pratisyen doktor olarak çalışıyor. Bundan iki yıl önce, göstericiler ile Beşar Esad hükümeti arasındaki çatışmaların iç savaşa dönüşmesiyle, Mervan, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'nu desteklemeye başlamış. Batı'nın en kısa zamanda yardım edip, Esad'ın düşürülüp, savaşın biteceği umuduyla… Şam'da eşiyle beraber yaşayan kız kardeşi Esad rejimini desteklese de Mervan “Böylece belki kız kardeşimle tekrar bir iletişim kurabilirim” diye ekliyor. Savaş aileleri de ikiye bölüyor.

Sınır ve uzun bekleyiş

Mervan birden ayağa kalkıyor ve ekliyor: “Sınıra gidiyoruz.” Sınıra yolculuk taksiyle sadece 15 dakika sürüyor. Yollarda iki haftayı aşkın süredir bekleyen, gitgide uzayan, sekiz kilometreyi aşan üç şeritli tır kuyrukları… Kimileri otomobil, kimileri inşaat makineleri taşıyor. Fakat çoğunda çimento yüklü. Mervan açıklıyor: “Çimentolar okulların, devlet dairelerinin ve yolların yapımı için gerekli.”

Sınırda sessizlik hâkim. Kaçakçılar, taksiciler ve kamyon şoförleri çaylarını yudumlarken sınır kapısının açılmasını bekliyorlar. Kahvenin sadece yüz metre ötesinde, arada sırada Suriyeli mülteciler tel örgülerin altından sıyrılarak Türkiye'ye geçerken Türkiyeli sınır yetkilileri ve devriye gezen askerler onları görmezden geliyor.

Mervan'ın telefonu çalıyor, arayan Suriyeli aktivistler. Ondan, yaraların dikilmesi için gerekli olan ekipman ve pansuman malzemesi getirmesini rica ediyorlar. Denilenlerin hepsini not defterine yazıyor. Gülerek “Umarım Türkler en kısa zamanda sınırı açarlar çünkü kamyonlarda yeteri kadar sargı bezi var” diyor.

Pes etmeyen bir kadın

Akşam Mervan, Alice Otel'in lobisinde 39 yaşındaki Ranya Kisar ile buluşuyor. Kadın aktivist, “Kadınların Devrim Komitesinin” kurucusu. Birkaç gün önce savaş bölgesi İdlib'den Reyhanlı'ya gelmiş çünkü radikal İslamcılar tarafından ölüm listesine alınmış. Ranya'ya göre kadınlar da ülkesinin özgürlük mücadelesinde eşit konumda olan savaşçılar.

Ranya'nın ailesi ABD'de yaşıyor. Babası “Fallafel and more” restoran zincirinin sahibi bir milyoner. Erkek kardeşi ise bilgisayar programcısı olarak "Amerikan Rüyasını" yaşıyor. Ranya, 20 yaşındayken, Suriyeli bir adamla Şam'da evlenmiş ve orada işletme okumuş. Evliliğinden iki çocuk dünyaya getirmiş. Buraya kadar her şey normal gözükse de Ranya, Esad rejimine karşı eleştirel açıklamalarda bulunmaya başlayınca hapse girmiş: “İkizlerime hamileydim. İçeride ikizlerimden birini kaybettim. Hapishaneden çıkınca, eşim benden ayrıldı ve çocuklarımı benden aldı.”

Ranya daha sonra Dallas'a, ailesinin yanına geri dönmüş. Suriye'deki ayaklanmalar başlayınca işinden ayrılıp, dediğine göre, devrimi desteklemek için eski hayatından vazgeçmiş. Eşi, çocuklarıyla başkentte yaşıyor, rejimi destekliyor. Ranya çocuklarını 4 yıldan beri hiç görmemiş.

Memleketten kötü haber

Lobide insanlar Ranya'nın etrafında toplanırken o, Esad'ın hava kuvvetleriyle nasıl bir terör havası estirdiğini anlatıyor: “Üstümüze paraşütle bombalar atıyorlar. Bombalar yere çok yavaş düşüyor. Rüzgâr düşen bombalarının yönlerini değiştirdiğinden patlamadan kaçmak için nereye koşturacağımı bilmiyordum. Ben de olduğum yerde durup, bombanın nereye düşeceğini bekliyordum.”

Mervan lobiden çıkarak terasa geçiyor, telefonda konuşuyor. Telefon görüşmesinin sonunda tepkisiz kalıyor. Tüm vücudu titriyor. Aceleyle yanaklarını silerken “Her saat kötü bir haber geliyor. Şimdi öğrendiğime göre radikal İslamcılar 50 Suriyeliyi öldürmüş. Ne yapmalı?” diye soruyor.

Mustafa ve radikal İslamcılar

Ertesi gün Alice Otel'e dikkat çeken uzun sakallarıyla 12 adam giriş yapıyor. Sınıra 6 ambulans getirmişler. Hepsi 30 yaşından genç gösteriyor. İngilizceyi Londra aksanıyla konuşuyorlar. Mervan'a göre ya Pakistanlı ya da Afganlar. Sürekli beraberler.

Gençler, otelin nargile içilen yerini keşfettikleri zaman saldırgan bir şekilde “Haram!” diye tepki gösteriyor. Resepsiyondan biri gelince ortalık sakinleşiyor. Mustafa adlı resepsiyoncu, bir Müslüman'ın görevinin başkalarını doğru yola sevk etmek olmadığını anlatıyor. Bozuk bir İngilizceyle ekliyor: “Herkes, kendi düşündüğü gibi yaşamalı.”

Umut dalgası

Alice Otel'de Türk ambulans şoförleri de kalıyor. Aceleleri var çünkü en kısa zamanda sınırdaki Suriyelilere müdahale etmek için olay yerine yetişmeliler. Yaralıların arasında sırtından vurulmuş bir bebek de var.

Mervan telefonuna gelen mesajla Türkiye'nin sınırı açtığını öğreniyor. Yardım kamyonları belki yarın bile Suriye'ye yola çıkabilir. Bir fırtınanın ortasında kalmışçasına notlarını karıştırıyor. Fakat mutlu gözüküyor. Çünkü altından çok daha değerli bir dalgaya kapılmış durumda. Umudun dalgasına…

©Deutsche Welle Türkçe

Zoran Arbutina / Aslı Polatdemir

Editör: Ercan Coşkun

Reklam