Polonya: Muhalefetin düşman simgeleri göçmenler ve Almanya
11 Ekim 2025
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Avrupa Birliği'nin (AB) yeni Göç Paktı'na destek vermeyeceğini açıkladı. Nawrocki, "Alman AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen'e bir mektup yazdım ve ülkemizin yasa dışı göçmenlerin yeniden yerleştirilmesine yönelik AB projesinden muaf tutulmasını talep ettim" dedi. Cumhurbaşkanı, mesajını sosyal medya platformu X'te “Önce Polonya, önce Polonyalılar!" sözleriyle paylaştı.
Nawrocki'nin bu açıklamaları, Polonya'daki sağ muhafazakâr muhalefetin son dönemde izlediği çizgiyle örtüşüyor. Muhalefet, hafta sonu başkent Varşova'da göçmen karşıtı bir protesto yürüyüşü düzenlemeye hazırlanıyor.
Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) lideri Jaroslaw Kaczynski de hem Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümete hem de Avrupa Birliği'ne yönelik sert eleştiriler yöneltti. Kaczynski, bu hafta X'te yaptığı paylaşımda "Kötülük her adımda karşımıza çıkıyor" ifadesini kullanarak "AB Göç Paktı gerçek bir tehdit oluşturuyor" dedi ve taraftarlarını düzenlenecek protestoya katılmaya çağırdı.
Muhalefet yeni rüzgârı arkasına aldı
Varşova'daki yürüyüş fikri yaz aylarında ortaya çıkmıştı. Sağ muhafazakâr çevreler, kendi adayları Karol Nawrocki'nin cumhurbaşkanlığı seçimindeki zaferinin ardından ivme kazanmış ve Tusk'un Avrupa yanlısı koalisyon hükümetine karşı siyasi bir saldırı başlatmıştı.
Kaczynski o dönemde "Yasa dışı göç milyonlarca insanın huzurunu bozdu; birçok Batı kentinde yaşam artık normal işlemiyor. Polislerin giremediği bölgeler var," diyerek Polonya'da benzer 'girilmez bölgeler' (No-Go-Areas) oluşabileceği uyarısında bulunmuştu.
Gazeta Wyborcza gazetesi, bu açıklamaları "Kaczynski için göçmenler Putin kadar tehlikeli" yorumuyla eleştirmişti.
Hafta sonu yapılacak protestonun hedefinde yalnızca göç politikası değil, aynı zamanda Mercosur Serbest Ticaret Anlaşması da var. Polonyalı çiftçiler, bu anlaşmanın kendilerine zarar vereceğini savunuyor. AB ile Güney Amerika ülkeleri Arjantin, Brezilya, Uruguay ve Paraguay arasında on yılı aşkın süredir yürütülen müzakereler sonucunda varılan anlaşma, henüz üye ülkelerin hükümetleri ve parlamentoları tarafından onaylanmadı.
Yabancı düşmanlığı siyasette prim yapıyor
Polonya'daki sağ muhalefet, göçmen karşıtı söylemini yalnızca sokakta değil siyasetin merkezinde de kullanıyor. 1989'da demokratik dönüşüm sürecine kadar neredeyse tamamen etnik olarak homojen bir ülke olan Polonya'da, "yabancı korkusu" geçmişte de siyasal kazanç sağlamıştı. 2015 seçimlerinde, AB'nin göçmenlerin üye ülkelere dağıtılmasını öngören politikasına yöneltilen sert eleştiriler, PiS'in iktidara gelişinde belirleyici olmuştu.
Sağcı Polonya medyası, o dönemde Suriye ve Irak'tan gelen savaş mültecilerini hedef alarak onları "terörist" ve "tecavüzcü" olarak nitelendirmiş, Kaçinski de göçmenlerin "bakteri ve virüs taşıdığı" iddiasında bulunmuştu. İki yıl önce iktidarı Donald Tusk liderliğindeki merkez-sol koalisyona kaptıran PiS, o zamandan bu yana söylemini daha da sertleştirdi.
Nisan ayında yayımlanan bir sağcı dergi, kapağında "Göçmen seli geldi. Polonyalılar korkuyor. İnsanlar evlerinden çıkmaya çekiniyor" manşetini attı. PiS milletvekilleri, "yasa dışı göçe karşı referandum" için imza topluyor ve göçmenlere danışmanlık hizmeti verecek entegrasyon merkezlerinin açılmasına karşı protestolar düzenliyor.
Bu kampanya, partinin iki yıl sonraki genel seçimlerde iktidarı yeniden ele geçirme stratejisinin merkezinde yer alıyor. Ekim ayı sonunda Katowice'de yapılacak program kongresinde bu hedefin çerçevesi çizilecek. Cumartesi günkü protesto, bu sürecin başlangıcı olarak görülüyor.
Tusk hükümeti de katı bir göç politikası izliyor
Ancak bu stratejinin bu kez işe yarayıp yaramayacağı belirsiz. Çünkü Aralık 2023'te göreve gelen Tusk hükümeti, göç konusunda zaten katı bir politika izliyor. Bu tapsamda Belarus sınırındaki bariyer güçlendirildi, Almanya ve Litvanya sınırlarında sınır kontrolleri yeniden başlatıldı ve bu uygulama Nisan 2026'ya kadar uzatıldı. Ülkenin doğusunda iltica hakkı süresiz olarak askıya alındı. Belarus sınırında mültecilere yardım eden gönüllüler gözaltına alınıp yargılanıyor.
Tusk, ayrıca AB'nin Göç ve İltica Paktı'nı uygulamayacağını açıkladı. Hükümet, bu kararı ülkede hâlihazırda yaşayan yaklaşık bir milyon Ukraynalı savaş mültecisiyle gerekçelendirdi.
İktidar ortağı Polonya2050 partisinden Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Michał Kobosko, ülkenin göç politikasını şöyle özetliyor:
"Mültecilere evet, ama Polonya'da değil."
Polonya sağının yeni hedefi: Almanya
Tusk'un göçmenlere karşı sert tutumunun sağ muhalefetin etkisini azaltıp azaltmayacağı belirsiz. Çünkü sağcı çevreler, göç konusunu bu kez Almanya karşıtı bir kampanyayla ilişkilendiriyor. PiS yetkilileri aylardır, "Alman makamlarının yasa dışı göçmenleri kasıtlı olarak Polonya sınırına yönlendirdiği" iddiasını yineliyor.
Kaczynski haftalardır 1945 öncesinde Almanya'ya ait olan batı bölgeleri dolaşarak "yeniden Almanlaştırma" tehlikesine karşı uyarılarda bulunuyor:
"Çok dikkatli olmalıyız. Almanlar yeniden dünya gücü olma peşinde. Yavaş ilerleyen bir yeniden 'Almanlaştırma' süreci var ve bu son dönemde hız kazandı."
Kaczynski, bu iddiasına kanıt olarak Wroclaw'daki bir köprüye tarihi adı olan "Kaiser-Brücke" (İmparator Köprüsü) tabelasının yeniden asılması planını gösterdi. Köprü, 1910'da İmparator II. Wilhelm tarafından açılmış, II. Dünya Savaşı'nın sonuna dek kentte çoğunluğu Alman nüfus yaşamıştı.
1 Eylül'de, İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasının 86'ıncı yıl dönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada Kaczynski, Almanya'yı "savaş suçlularını cezalandırmayan ve kurbanlara tazminat ödemeyen bir post-Nazi devleti" olarak nitelendirdi.
Katolik Kilisesi endişeli
PiS'in yükselttiği göçmen karşıtı söylem, genellikle partiye destek veren Katolik Kilisesi içinde bile rahatsızlık yaratıyor.
Polonya Piskoposlar Konferansı'nın göçmenlerden sorumlu üyesi Piskopos Krzysztof Zadarko, "Bize korku saldığı söylenen yabancıları ya da Müslümanları değil, nefret ve çatışma sloganlarının atıldığı endişe verici yürüyüşleri görüyorum" dedi.
Zadarko, göçmen kabul etmenin Kilise öğretisine dayanan ahlaki bir sorumluluk olduğunu da hatırlattı.