Merkel, AB-Türkiye mutabakatını kurtarabilecek mi? | ALMANYA | DW | 30.01.2020
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

ALMANYA

Merkel, AB-Türkiye mutabakatını kurtarabilecek mi?

Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye ziyaretinin ardından gözler AB-Türkiye mutabakatının geleceğine çevrildi. AB, yardımlarını sürdürecek mi? Merkel’in mesajları ne anlama geliyor? Uzmanlar DW Türkçe’ye değerlendirdi:

AB ile Türkiye arasında 2016 yılında anlaşmaya varılan, Suriyeli mülteciler için 6 milyar euro yardım öngören mülteci mutabakatının uygulamasında artık sona geliniyor. 

Brüksel ile Ankara arasında işbirliğinin devam edip etmeyeceği, yeni bir mutabakatın müzakere edilip edilmeyeceği konusunda gözler Almanya Başbakanı Angela Merkel’e çevrilmiş durumda. Almanya’nın temmuz ayında, AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak olması, Ankara’nın bu konudaki beklentilerini daha da artırıyor. 

Merkel İstanbul ziyareti sırasında, yaklaşık 4 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’ye teşekkür ederken, Türk Hükümeti’nin sığınmacılara yönelik çalışmalarını övdü, AB’nin bu çalışmalara desteğinin sürmesini destekleyeceğini vurguladı. Merkel, 6 milyar euroluk mali yardıma ilaveten yeni kaynakların sağlanması konusunu da AB’deki muhataplarıyla görüşme sözü verdi. 

Mutabakat revize edilir mi? 

AB-Türkiye mutabakatının geleceği konusunda AB üyesi ülkeler arasında görüş birliğini bulunmuyor. Ankara’nın Avrupalıları sözlerini tutmamakla eleştirmesi, mali yardımların gecikmesine tepki göstermesi de mutabakatın geleceği hakkında soru işaretlerini artıyor. 

Gerald Knaus

Gerald Knaus

2016 yılında AB-Türkiye mülteci mutabakatının oluşmasına katkıda bulunan, bu mutabakatın mimarlarından biri olarak görülen uzman Gerald Knaus, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Merkel’in İstanbul’da verdiği mesajların ve destek sözünün çok önemli olduğunu vurguladı. Ancak Knaus, mutabakatı revize etme ya da yeni bir mutabakatı müzakere etme önerileri için temkinli konuştu. 

"Mali yardım tahsis edilmezse mutabakat zaten riske girer. Ama risk oluşturan bir diğer konu da mutabakatın hayata geçirilmesinde AB’nin başarısız olmuş olması, yükümlülüklerini yerine getirememesi" diyen Knaus, şu dikkat çekici uyarıda bulundu:

"AB, Yunan adalarındaki sığınmacılara insani koşullarda ev sahipliği yapamıyor, sığınma taleplerine adil ve hızlı bir şekilde yanıt veremiyor. Yunan sığınma sistemi çöktü, buradaki koşullar Pakistan’daki pek çok Afgan mültecinin yaşadığı koşullardan çok daha kötü. Uluslararası standartlar ve AB standartları ihlal ediliyor. Türkiye’ye geri gönderilmesi gerekenler gönderilemiyor. AB’deki bu sorunlar çözümlenmeden, Türkiye ile yeni bir mutabakatı müzakere etmenin çok da anlamı yok. Böyle devam ederse mutabakat zaten fiilen çöker."

AB’de kritik bütçe görüşmeleri 

Ancak Merkel, mutabakatın çökmesini önlemek, bu nedenle de Yunanistan’daki sorunlara çözüm arayışlarını sürdürürken, Türkiye’ye mali yardımların sürdürülmesini istiyor. 

AB’nin 2020-2027 dönemi bütçesi için üye ülkeler arasında çetin müzakereler halen devam ediyor. AB'nin lider ekonomilerinden İngiltere’nin 31 Ocak itibarıyla birlikten ayrılacak olması ve artık birlik bütçesine katkı sağlamayacak olması, AB bütçesi üzerindeki müzakereleri de zorlaştırıyor. Bir uzlaşı sağlanması hedefiyle AB liderlerini 20 Şubat’ta Brüksel’de yapılacak özel zirveye davet eden Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, "uzlaşı sağlanana kadar kimsenin ayrılmasına izin vermeyeceğini" açıkladı.

AB-Türkiye mülteci mutabakatı ve Türkiye’ye olası ek yardımlar, Alman hükümetinin şu andaki AB dönem başkanı Hırvatistan ile görüşmelerinde ve diğer AB yetkilileriyle temaslarında ana gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Hafta başında Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Fontelles’i ağırlayan Berlin, cuma günü Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi’yi konuk edecek.

"AB'de siyasi irade mevcut"

DW Türkçe’ye konuşan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Forumu Genel Sekreteri Laura Batalla, Türkiye’ye Suriyeli mülteciler için yapılan mali yardımların sürmesi gerektiğini, AB içinde bunu sağlayacak siyasi iradenin de mevcut olduğunu söyledi. 

AB'nin, Suriyelilerin Türkiye’de yaşamaları, geçimlerini sağlayabilmeleri ve ülke genelindeki sosyal uyumun güçlendirilmesi için sağladığı mali katkının Türk Hükümeti için büyük önem taşıdığının altını çizen Batalla, "Bu yardımların finanse edilmesini sağlayan Mülteciler için Mali Yardım Programı (FRIT) mekanizmasının devam etmesi için gerekli kaynak sağlanmalı" diye konuştu.

Avrupa başkentleri, AB-Türkiye mülteci mutabakatının çökmesi ya da Ankara’nın işbirliğini sonlandırması gibi bir durumda, bunun yeni bir sığınmacı dalgasını tetikleyebileceği endişesini taşıyor. Bunun Avrupa’nın siyasi istikrarını tehlikeye sokabileceği, aşırı sağ ve popülist hareketleri daha da güçlendirebileceği düşünülüyor. 

Ancak yeni bir mutabakatla, Türkiye ile mülteci alanında işbirliğini daha da geliştirmek, Ankara’nın yeni müzakere başlıkları açma, vize serbestisi gibi beklentilerine dönük adımlar atmak ise son derece zor görülüyor. Son dönemde Ankara ile ilişkilerde yaşanan gerilimler, Türkiye’de demokrasi ve insan hakları alanındaki gerileme ve son olarak Suriye’nin kuzeyinde düzenlenen askeri harekat, Brüksel’de ve Avrupa başkentlerinde oldukça olumsuz bir hava yaratmış durumda.

"AB Türkiye’ye açık çek vermemeli"

Panu Poutvaara

Panu Poutvaara

Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü'nün (ifo) Uluslararası Göç Araştırmaları Direktörü Prof. Panu Poutvaara, AB’nin Türkiye’ye yönelik yardımlarını, ancak Ankara’nın belirli koşullara uyması halinde sürdürmesi gerektiği görüşünde.

Türkiye’nin Suriye’deki son askeri harekatına, diğer NATO ülkeleri ile hiçbir koordinasyon olmaksızın giriştiğine, askeri müdahalelerin mültecilerin sayısını arttırdığına dikkat çeken Poutvaara, "Bu koşullar altında AB’nin, Türkiye’ye açık çek vermesi beklenemez. Şayet AB yakın bir işbirliğini sürdürecekse o zaman Türkiye’den benzer askeri müdahalelere yeniden girişilmeyeceği talebinde bulunmalıdır" diye konuştu.

AKP hükümeti, Türkiye’nin kendi imkanlarıyla Suriyeli sığınmacılar için yaptığı harcamaların 40 milyar doları geçtiğini ifade ederken, AB’nin mali yardımlarını Türk kurumlarına aktarmasını istiyor. 

AB ise bu mali yardımı doğrudan Suriyelilere ulaştırmak için, somut projeler bazında, uluslararası örgütlere ve sivil toplum kuruluşlarına tahsis etme konusunda ısrarını sürdürüyor. Türkiye’deki Suriyelilere yönelik yardımın, "insani yardım" ve "kalkınma yardımı" olmak üzere iki ayağı bulunuyor. Finanse edilen projeler, UNICEF, Care, Who gibi uluslararası örgütler ve Dünya Bankası, Alman Kalkınma Bankası, UNDP gibi kuruluşlar aracılığıyla yürütülüyor.

AB'nin gelecek aylarda ek mali yardımlar öngörmesi halinde de bu stratejisini sürdürmesi bekleniyor.

Prof. Poutvaara da yardımların doğru ve etkili şekilde kullanılmasının önemini vurgularken, "Uluslararası örgütlerin, mali kaynağın nereye harcandığını izlemesi büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.

Değer Akal

© Deutsche Welle Türkçe

 

Reklam