İdlib′den olası göç dalgası kontrol edilebilecek mi? | TÜRKİYE | DW | 15.10.2018
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

İdlib'den olası göç dalgası kontrol edilebilecek mi?

İdlib’de silahsız bölge oluşturulmasına çalışılırken Ankara da olası göç dalgasına karşı hazırlıklarını sürdürüyor. Ancak göç dalgasının kontrolü konusunda endişe büyük.

“Rusya ile yapılan anlaşma olası göç dalgasını engellemekle ilgili. Ne kadar işe yarayacağını bilmiyoruz. Çok öngörülebilir bir süreç yaşamıyoruz. Olası göç dalgasının kontrolü konusunda endişe büyük.”

Bu sözler, Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Murat Erdoğan’a ait.

Soçi’de 17 Eylül’de Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imza koydukları anlaşmanın özellikle bölgeden olası göç dalgasını nasıl etkileyeceği, Ankara’nın bu konudaki hazırlıklarını tamamlayıp tamamlamadığı merak ediliyor.

Anlaşmanın taraflara İdlib’de silahsız bölge oluşturulması için tanıdığı süre doluyor. Ankara-Moskova hattında diplomatik trafik yoğun. Bölgeden ağır silahların çekildiğini birbirine teyit eden Moskova ile Ankara, İdlib’e kısa ya da orta vadede bir askeri operasyon olup olmayacağı konusunda da değerlendirmelerini yaptı. DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre taraflar, anlaşma sonrasında girilen yeni sürecin "anlaşmanın ruhuna uygun" şekilde ilerlediği konusunda hemfikir. Taraflar, Heyeti Tahrir Şam (HTŞ) ve El-Kaide bağlantılı diğer grupların militanlarıyla birlikte tamamen çekilmesinin biraz daha zaman alacağını öngörüyor. Rusya da kısa ya da orta vadede İdlib’e bir askeri operasyon olmayacağı konusunda Ankara’yı bilgilendirdi.

Yani Ankara, İdlib’de yaşayan 3 milyon sivilin yaratacağı olası göç dalgasına karşı başından beri hazırlıklarını sürdürse de biraz daha zaman kazanmanın rahatlığını yaşıyor. Peki Prof. Murat Erdoğan’ın sözünü ettiği endişe nereden kaynaklanıyor?

Kamplar boşaltılıyor

Prof. Murat Erdoğan, anlaşma öncesinde ve sonrasında yürütülen hazırlıklarla ilgili gözlemlerini DW Türkçe’ye anlatırken Türkiye’nin önceliğinin olası göç dalgasını belli bir bölgede tutmaktan yana olduğuna vurgu yaptı. Erdoğan, “Bir taraftan kamplar boşaltılıyor, bir taraftan sınıra yakın bölgelere yeni insani yardım konvoyları gönderiliyor. Boşalan kamplara yeni göçmenler alınabilecek. Ama göçün kontrol edilebilirliği çok zor. Kontrol edilemezse ne olacak? Böyle bir risk her zaman için var” diyor.

Ankara ise bu riski en aza indirgemek için BM ve Avrupa Birliği başta olmak üzere tüm uluslararası kurumlarla işbirliğini geliştiriyor. Türk Kızılayı da devrede. Erdoğan, tüm dünyanın İdlib’den olası göç dalgasına karşı birlikte çalışmasının Ankara’yı rahatlattığını, ancak bu birlikteliğin zaman içinde daha da güçlenip güçlenmeyeceğinin de net olmadığını söylüyor. Türkiye’nin bugün sayıları 4 milyona dayanan Suriyeli'yi topluma entegre etmeye çalıştığını ancak bu konuda istenilen düzeye ulaşılamadığını belirten Erdoğan, “Çünkü Suriyeli mülteci konusu halka tam olarak anlatılamadı. Bugün mültecileri garipseyen bir Türk toplumu var” diyor.

Ruhen hazır mıyız?

TOBB Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç.Dr. Başak Yavcan, çalışmalarını Suriyelilerin entegrasyonu konusunda en çok araştırma yapan akademisyenlerden biri. Yavcan, olası göç dalgasına karşı tüm fiziki hazırlıkların tamamlandığını gözlediğini söylüyor, ancak Türk halkının yeni göç dalgasına "ruhen hazır" olmadığını anlatıyor.

“Kamplardaki mülteci sayısı 260 binden 178 bine düştü. Kamplarda sadece yeni gelen mültecilerin, yaşlı ve bakıma muhtaç olanların kalması öngörülüyor” diyen Yavcan, kamplardan çıkıp da Türkiye’de şehir hayatına karışan mültecilere karşı yerli halktaki önyargıların toplumdaki gerilimi yükselttiğini söylüyor.

Yavcan’a göre ekonomik sıkıntılarla mücadele eden Türk halkı, Suriyelilere sürekli maddi-manevi yardım yapıldığını ve bu yardımların kendi vergilerinden, kendi faturalarından kesinti olduğunu düşünüyor. Böyle olunca da Türk halkının Suriyeliye bakışı yumuşamıyor. "Türkiye'nin büyük yardımları var elbette ancak AB'den de yardım geliyor. Ve ülkedeki milyonlarca Suriyeliye paylaştırınca da çok az miktarlar ortaya çıkıyor. Siyasetçiler, yardımlar başta olmak üzere halka mülteciler konusunu yeni baştan anlatmalı ve Türkler ile Suriyelileri kaynaştırmalı” diyen Yavcan, Türkiye'deki Suriyelilere misafir gözüyle de bakılmaması gerektiğine de dikkat çekiyor. Yavcan, “Tamam, ülkesine dönenler de var ama çoğu da kalıcı. Ve yeni gelecekler var. Çünkü Suriye’de savaş bitmiş de, hayat normale dönmüş değil. Suriyelilere sosyal yardımlara destek veren Türk sayısının artması gerekiyor” diyor.

“İdlib sorunu bitmedi”

Ankara bir yandan silahlardan arındırılmış bölgede sivilleri koruma altına almaya, bir yandan da her türlü olasılığa karşı kamplarda yeni gelecek Suriyelilere yer açmaya çalışırken tüm bu çalışmaların seyrini etkileyecek Rusya’nın olası İdlib askeri operasyonunun tüm ayrıntılarına hakim olmak istiyor.

Ortadoğu ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden (ORSAM) Suriye uzmanı Oytun Orhan da Ankara’nın Moskova ile müzakere sürecinin güçlü ilerlediğine dikkat çekerek Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Soçi anlaşmasının geçici olduğuna vurgu yapan son açıklamalarının kritik olduğunu söylüyor. Orhan, “İdlib sorunu bitmiş değil, Ankara zaman kazanıyor ve zaman kazandıkça da İdlib’deki güvenlik ve göç sorunu üzerine kafa yoruyor. Önümüzdeki kritik süreçte neler yaşanacağını Ankara-Moskova hattında üretilen formüllerin nasıl hayata geçirileceğini hep birlikte göreceğiz” diyor.

Orhan’a göre HTŞ’nin içindeki "aykırı kanat" Soçi anlaşması uyarınca İdlib’ten çekilme konusunda sıkıntı yaratıyor olsa da "pragmatik kanat" anlaşmaya uygun davranıyor. Rusya’nın da en uygun zamanda askeri operasyonu tercih edeceğini vurgulayan Orhan, “Soçi anlaşmasında silahlardan arındırılmış bölge için 15 Ekim’in son tarih olduğu belirtildi ancak sahadaki duruma göre bu tarihte oynamalar olabilir. Tarafların istediği şekilde sürecin ilerlemesi daha önemli ki, bunun da gerçekleştiği gözlemleniyor” diye konuşuyor.

Soçi anlaşması ne öngörüyordu?

Putin ve Erdoğan, 17 Eylül'de Rusya'nın Soçi kentinde yaptıkları görüşmeden sonra İdlib’de nasıl ilerleyeceklerine ilişkin vardıkları anlaşmanın ayrıntılarını açıklamıştı. Anlaşma gereğince 15 Ekim'e kadar İdlib'de silahlı muhalif örgütler ile Suriye ordusu arasındaki temas hattında 15-20 kilometre genişliğinde silahtan arındırılmış bir bölge kurulması öngörülmüştü. 

Anlaşma doğrultusunda, tüm silahlı muhalif örgütlerin ellerindeki füze sistemleri, top ve tank gibi ağır silahları bölgeden çektiklerini Türkiye ve Rusya yaptıkları ayrı açıklamalarla duyurdular. Türk ve Rus ordusuna bağlı birliklerin, silahtan arındırılmış bölgede devriye gezmeleri de üzerinde anlaşmaya varılan bir diğer konu olmuştu. Soçi anlaşması, İdlib üzerinden geçen Halep-Lazkiye arasında M4 ve Halep-Hama arasındaki M5 otoyollarının yeniden trafiğe açılmasını da öngörmüştü.

Hilal Köylü / Ankara

© Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler