1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
PolitikaKüresel

Dünya'da anlaşamıyorsak uzayda nasıl geçineceğiz?

Zulfikar Abbany
14 Eylül 2025

Giderek daha derinden keşfettiğimiz uzayın da bir hukuku var. Ancak henüz bir fikir birliği yok.

https://p.dw.com/p/50PCJ
İlk özel uzay yürüyüşünü yapan teknoloji milyarderi Jared Isaacman
Uzay'ın güvenliğini gelecekte devletlerin mi yoksa özel sektörün mü şekillendireceği belirsiz. Fotoğrafta, ilk özel uzay yürüyüşünü yapan teknoloji milyarderi Jared Isaacman görülüyorFotoğraf: Capture SpaceX/Bestimage/IMAGO

Dünya ülkeleri ve toplumları hâlihazırda onlarca askeri, ekonomik, insani krizle baş ediyor. Ancak yeryüzünde bunlar yaşanırken, insanoğlunun dünyanın yalnızca ufak bir parçası olduğu uzayı keşfetme çalışmaları da sürüyor. Bu çalışmaların paralelinde, uzayın ülkeler tarafından nasıl kullanılacağını ele alan uzay hukukunun yeniden yazılmasına yönelik çabalar ve çağrılar da mevcut.

Uzayla ilgili ele alınması gereken sorunların başında, çeşitli devletlerin uzaya yaptıkları yatırımların yarattığı güvenlik riskleri geliyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) 'sivil ve askeri kullanım arasındaki çizginin bulanıklaşması' olarak tanımladığı tehlike, uzayda en çok dikkat çeken risk. Ancak endişeler bununla sınırlı değil: Uydular arası çarpışmalar, yörünge trafiğinin artması, başka araçlara çarpabilecek ya da Dünya'ya düşebilecek uzay enkazı, asteroitler…

Özel uzay sektörü yükselişte

Birleşik Krallık'taki Huddersfield Üniversitesi'nde uzay hukuku uzmanı ve öğretim görevlisi olarak görev yapan Helen Tung, DW'ye yaptığı açıklamada, bu karmaşık tabloyu şöyle özetliyor: "Vahşi bir kaplana bakıyormuşuz gibi hissediyoruz. Bu da otomatik olarak korku mekanizmalarımızı harekete geçiriyor."

Devletlerin 'niyetinin' belirleyici olduğunu kaydeden Tung, "Savaş istiyorsanız, savaşı getirecek her şeyi yaparsınız. Barış istiyorsanız, barış için elinizden geleni yaparsınız. Uzayda gelişme, daha fazla ülkenin katılımı, barış ve refah istiyoruz deyip de buna aykırı davranamayız. Eğer niyet varsa, 'Bunu ilerletmek için ne yapabiliriz?' diye sormamız gerekir. Bu noktada, yasaları ve devletleri değişime zorlayacak olan, özel uzay sektörü olacak" değerlendirmesinde bulunuyor.

Çin’e ait bir Ay keşif misyonunda kullanılan uzay aracı
Uzay artık iki süper gücün değil, çok sayıda gücün keşif sahası. Fotoğrafta, Çin’e ait bir Ay keşif misyonunda kullanılan uzay aracı görülüyorFotoğraf: CNSA/Xinhua/AP/IMAGO

Soğuk Savaş kalıntısı hukuk yetmiyor

Bugün uzay hukukunu düzenleyen önemli uluslararası anlaşmalar ve yasal çerçeveler, oldukça yaşlı ve günümüzün gerekliliklerine uyum sağlamaktan uzak. Soğuk Savaş döneminde uzay, yalnızca iki süper gücün, yani ABD ve Sovyetler Birliği'nin rekabet sahasıydı. Sovyetler ilk köpeği ve insanı yörüngeye gönderdi, ABD ise insanı Ay'a indirdi. O dönemin 'basit' oyunu, 1967 tarihli dört sayfalık Dış Uzay Anlaşması (Outer Space Treaty) ile kurallara bağlanmıştı.

Berlin'deki Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nden Juliana Süß anlaşmayı şöyle değerlendiriyor: "Oldukça temel bir belge. Kitle imha silahlarının uzaya yerleştirilmesini yasaklıyor, uzayın barışçıl amaçlarla kullanılmasını söylüyor. Hepsi bu. Dolayısıyla eşiğin düşük olduğunu söyleyebiliriz."

Bugünse tablo farklı. Süß, "Artık çok daha fazla tehdit, çok daha fazla aktör var. Üstelik ticari oyuncular da var. Bunlardan biri, Starlink takımyıldızıyla yörüngedeki aktif uyduların neredeyse yüzde 50'sine sahip olan SpaceX. Ortam değişti, ama yasal gereklilikler buna ayak uydurmadı" diyor. SpaceX'in sahibi, dünyanın en zengin insanı Elon Musk. ABD Savunma Bakanlığı ile özel anlaşmaları bulunan şirket, aynı zamanda diğer birçok devlet ile de iş birliği yapıyor. Dolayısıyla geçmişte ABD’de uzay denilince akıllara NASA gelirken, bugün SpaceX geliyor.

Öte yandan süper güç olmayan ülkelerin de uzay programlarına giderek daha fazla yatırım yaptığı göze çarpıyor. Lüksemburg gibi bazı görece küçük ülkeler, ticari şirketlere uzayda maden çıkarma ve elde ettikleri kaynakları sahiplenme hakkı tanıyan kendi yasalarını geçirerek küresel anlaşmaları baypas ediyor. Hindistan'dan Birleşik Arap Emirlikleri'ne ve Nijerya'ya kadar birçok ülke, uzaya adım attıkça, bu tür manevraların uzun vadede geçerli kalmasının zorlaştığı görülüyor.

"Çin istediğini yapar"

ABD'nin 2020'de Ay'a dönüş hedefiyle başlattığı Artemis Anlaşmaları da eleştirilerden muaf değil. İskoçya'daki Strathclyde Üniversitesi'nde uydu mühendisliği profesörü ve Birleşik Krallık Kraliyet Havacılık Derneği’nin seçilmiş başkanı olan Malcolm Macdonald, DW’ye şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Artemis Anlaşmaları, zaten birbirine yakın ülkelerin davranış normları belirleme çabası. Diğer ülkeler ise kendi gerçekliklerini yaratarak benzer etki peşinde."

Çin'in Ay'a ilk ulaşma hamlesinin, kendi kurallarını fiili durumla dayatma girişimi olduğunun altını çizen Macdonald, "Uzun süre ABD'nin, Çin'in önce Ay'a varacağı anlaşılınca hızlanacağını düşündüm. Ama görünen o ki mevcut ABD yönetimi bunu duymak istemiyor. Artemis Anlaşmaları olsa da olmasa da Çin istediğini yapar, Ay'a önce ulaşırsa bu onlar için daha da kolay olur" diyor.

Macdonald, DW'nin "Diplomatik normlar uyduları koruyabilir mi, bağlayıcı yeni anlaşmalar mümkün mü, uzay silahlanma yarışı durdurulabilir mi?" sorularına ise tek cümleyle yanıt veriyor: "Kolay cevap. Üç kez: Hayır."

Erdoğan uzay konusunda bir konuşma yaparken
Diğer birçok ülke gibi Türkiye’nin de uzayla ilgili proje ve hedefleri varFotoğraf: Turkish Presidency/AP Photo

Güvenliğin geleceği

Tablo karamsar görünse de çıkış yolları mevcut. ABD Başkanı Donald Trump, ilk başkanlık döneminde uzayı resmen askeri bir alan ilan etmiş ve ABD Uzay Kuvvetleri'ni kurmuştu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Ekim 2022'den bu yana yabancı ticari uyduları savaşta meşru hedef sayıyor.

Günlük bakım ve yörünge yönetimi sırasında bile "yanlış hesaplama, yanlış anlama, iletişimsizlik" riski yüksek. Özellikle de Rusya ve Çin'in istemeden oluşan uydu çarpışmalarına dair verileri paylaşmamasının bu riski büyüttüğünü belirten Süß, BM bünyesindeki "uzayda silahlanmanın önlenmesi" ve "şeffaflık ile güven artırıcı önlemler" konusunda kafa yoran çalışma gruplarının, birçok devletin benzer kaygılara ve motivasyonlara sahip olduğunu gösterdiği görüşünde. Süß, "Normlar ve davranışlar üzerine konuşmak en doğru yol. Çünkü 'Bir uzay silahı nasıl tanımlanır?' gibi tartışmalar on yıllardır çıkmazda. Çifte kullanımlı teknolojiler ve robotik yüzünden bunu şu anda çözemeyiz" değerlendirmesinde bulunuyor.

Özel sektör için ise finansal yaptırımlar kritik önem taşıyor. Tung, denizcilik hukukunu örnek göstererek, "Eğer bir uyduyu vurursanız sigortacılar devreye girer, ekonomik bir bedel oluşur. Özel sektör bu noktada harekete geçtiğinde oyunun kuralları değişir" diyor.

Süß ise, dünya ülkelerinin uzayda sayısı giderek artan potansiyel çatışma alanlarıyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Sonuçta bugün uzayda gördüğümüz her şey, Dünya'da nasıl davrandığımızın bir yansıması."