1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
2022'nin ilk çeyreğinde Japonya ve Singapur'un ardından Alman pasaportu dünyanın en değerli pasaportu olarak kayda geçti.
2022'nin ilk çeyreğinde Japonya ve Singapur'un ardından Alman pasaportu dünyanın en değerli pasaportu olarak kayda geçti. Fotoğraf: Inga Kjer/photothek/imago Images
GöçAlmanya

Almanya: Çifte vatandaşlık 2023'te mümkün olabilir

29 Kasım 2022

Alman hükümetinin çifte vatandaşlığın önünü açma planı siyasette tartışmalara yol açtı. Ancak Türkiye kökenli hukukçu Memet Kılıç'a göre hükümet önümüzdeki yılın ortasına kadar bu reformu hayata geçirmek istiyor.

https://p.dw.com/p/4KFAK

Almanya'da bir yıl önce iktidara gelen Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti'den (FDP) oluşan üçlü koalisyon, ülkedeki eleman açığını gidermek amacıyla harekete geçti. Bu amaçla bir yandan yeni iş gücü göçü yasası hazırlanırken diğer yandan da planın ikinci ayağı olan vatandaşlığa geçiş kolaylaştırılıyor. Her iki yasal düzenleme de Çarşamba günü Berlin'de bakanlar kuruluna gelecek.

Ancak Alman vatandaşlığına geçişi düzenleyen tasarı hükümetin küçük ortağı FDP'nin itirazına takıldı, ana muhalefetteki Hristiyan Birlik partileri de yasayı bloke etmekle tehdit ediyor. Başbakan Olaf Scholz ve vatandaşlık yasasının mimarı İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Pazartesi günü aralarında göçmen kuruluşlarının da temsilcilerinin bulunduğu bir gruba yasayı tanıttı. Bu toplantıya katılanlardan biri de Alman Federal Göç ve Uyum Meclisleri Birliği Başkanı ve hukukçu Memet Kılıç'tı. Kılıç ile vatandaşlık yasasının neden sert tartışmalara yol açtığını, yıllardır pek çok Türk'ün talebi olan çifte vatandaşlığın önünün açılmasını ve yasanın başka neleri öngördüğünü konuştuk. 

Alman Federal Göç ve Uyum Meclisleri Birliği Başkanı ve hukukçu Memet Kılıç
Alman Federal Göç ve Uyum Meclisleri Birliği Başkanı ve hukukçu Memet KılıçFotoğraf: privat

DW Türkçe: Önce mevcut yasaya ve yeni düzenlemeye bakalım. Özetle halihazırda kim, nasıl vatandaş oluyor, yeni düzenleme neleri öngörüyor?

Memet Kılıç: Halen yürürlükte olan yasaya göre kişiler kural olarak 8 yıllık yasal oturum süresi ile vatandaşlık hakkı kazanabiliyor. Belli ölçüde iyi Almanca bilgisi olanlarda bu 7 yıl. Eğer Almanya'da üniversiteye gitmişse ya da buraya uyumda özel çabalar göstermişse 6 yılda da vatandaş olması mümkün. Yeni düzenleme bu süreleri 5, 4 ve 3 yıla düşürmeyi öngörüyor. Çok önemli bir değişiklik de şu; çifte vatandaşlığın prensip olarak kabulü isteniyor Sosyal Demokrat Parti'li İçişleri Bakanı tarafından. Önemli bir diğer değişiklik de 5 yıldır Almanya'da yasal oturumu olan insanların çocukları doğumla Alman vatandaşı olacaklar. Bu çok önemli bir adım. Bir başka olumlu yenilik de 67 yaşını aşmış olanların vatandaşlığa geçişinde yazılı dil testi talep edilmemesi. Sadece sözlü olarak kendini ifade etmesi yeterli sayılacak. Bir de halen geçerli olan yasada "Alman hayat şartlarına uyum sağlamış olmak" gibi genel bir tanım var. Bu da biraz somutlaştırılacak, işte "Almanya'nın anayasasına saygılı olmak" gibi unsurlar getirilecek, öyle gözüküyor. Dün Başbakan'ın, İçişleri Bakanı ve uyum bakanlarının çağrısıyla toplantıya katıldık ve bu konuları tartıştık. Hükümet bu konuda kararlı ve önümüzdeki yılın ortasına kadar bu reformu yasaya dönüştürmeyi amaçlıyor. Ümit ederiz kanun için onayı gerekirse son merci olarak eyalet temsilciler meclisinden de geçer ve sonuç alınır. Biz bu düzenlemelere önemli kolaylaştırmalar olarak bakıyor ve destekliyoruz.   

Yeni vatandaşlık yasası, "Alman vatandaşlığı bu ülkeye ayak uydurmanın sonucundaki bir ödül müdür, yoksa onun önünü açıcı, tamamlayıcı bir parçası mıdır", şeklinde tartışılıyor. Sizce vatandaşlık hangisi?

Evet, tartışma eskiden beri o minvalde dönüyor. Şimdi de öyle. Bana göre ikisinin ortasında bir yerde. Mutlaka her ülke, kendisinin vatandaşı olmak isteyen kişiden en azından anayasasına saygı, belli ölçüde dilini, kültürünü bilme kriterini arar ve genel olarak da eğer vatandaşlarına belli bir refah seviyesi sunuyorsa geçimini kendisinin sağlayıp sağlamadığına da bakar vatandaş yaparken. Bana göre vatandaşlık ne tamamlanmış uyumdan sonra verilen bir ödül, ne de en başta verilip ülkeye uyumun önünü açacak bir adım. Vatandaşlığa geçmek isteyen kişinin kararlılığını ve samimiyetini gösterdikten sonraki bir aşama olarak düşünmek gerek.

Yeni yasa Türkiye kökenlilerin senelerdir istediği çifte vatandaşlığı da mümkün kılacak deniyor, öyle mi gerçekten ve kimler olabilecek?

Halihazırda geçerli yasada çifte vatandaşlık sadece karşılıklılık prensibi olmak kaydıyla tüm Avrupa Birliği üyesi ülkesi vatandaşları ile İsrail, Güney Kore ve ABD vatandaşlarına sağlanan bir hak. Bunun bu ülkelerle sınırla kalması çok izah edilebilir bir durum değil. Burada yaşayan göçmen kökenlilerin çoğunun Türkiye kökenli oldukları düşünülürse onların da bu çifte vatandaşlığa hakları olduğunu kabul etmek gerekir. Koalisyon çifte vatadaşlığa dair ilk planını yaparken "bir kuşağa verelim, ancak onların çocuklarına geçmesin" diye düşünmüştü, ancak o son derece büyük bir bürokratik güçlük getirmesinin yanı sıra muhtemelen Anayasa Mahkemesi'nden de dönecekti. O nedenle hükümetin yeni taslakta çifte vatandaşlığı prensipte onaylaması, kural olarak göreceğini beyan etmesi önemli, ancak dediğim gibi, kanun bu haliyle onaylanır mı, benim biraz tereddüdüm var, belki de uzlaşma komisyonuna gitmesi ve değişiklikler gerekecek. 

Daha önce Türk vatandaşlığından ayrılanlar çifte vatandaşlık başvurusunda bulunabilecek mi, buna dair taslaktaki düzenlemeye dair bilginiz nedir?

Yasa kural olarak çifte vatandaşlığı kabul ettiğinde, kişilerin başka bir vatandaşlığı da ayrıca almalarının önünde bir engel kalmayacaktır. Ancak şuna dikkat edilmeli, acaba ülke burada önceden içişleri bakanlığını bilgilendirmek gibi bir prosedürü öngörecek mi, detaylar henüz net değil. Ona bakmak gerek.  

Çifte vatandaşlık niye önemli?

Çifte vatandaşlığın avantajı tabi her iki ülkede de tam vatandaş olabilmek. Eski ülke ile bağlarını yitirmemek, işte miras ve benzeri haklardı, onlarda hak kaybına uğramamak. Dezavantajları ise çifte vatandaş olan birey, vatandaşlığına sahip olduğu bir ülkede diyelim gözaltına alınırsa diğer ülke ona diplomatik koruma sağlayamıyor, çünkü o kişi aynı zamanda o ülkenin de vatandaşı. O konuda Başbakan dün bizimle konuşurken, buna dair riski en iyi onu tercih etme aşamasındaki bireylerin öngörebileceğine vurgu yaptı. Ha unutmamak da gerekiyor, çok ülke vatandaşı olmak hak kadar yükümlülükler de getiriyor. Mesela askerlik hizmeti ve benzeri şeyler söz konusu. Ancak dediğimiz gibi buna kararı bireyler kendi vermeli, zorunluluk olmamalı. Zaten Almanya'da vatandaşlığa geçenlerin yüzde 60'ının da çifte vatandaş olduğuna dair veriler var, özetle çifte vatandaşlık günümüzün gerçekliği.   

Vatandaşlık kağıt üstünde bir prosedür mü yoksa duygusal bir yanı da var mı? Gözlem ve tecrübeniz nedir?

Ben bir hukukçu olarak vatandaşlığın bir ülke ile bir birey arasıdaki hukuki bağ olduğunu düşünürdüm hep, o yönde de çok yazdım, çizdim. Ama ben Alman vatandaşı olurken Türk vatandaşlığından çıkışımı almam gerekiyordu, onu aldığımda kendim de bunun aslında bir duygusal bağ olduğunu da gördüm ve birebir hissettim. Ve bunu bir çok müvekillimizde de görüyoruz, sadece kağıt üzerinde bir bağ değil. O nedenle kişiler vatandaş olduklarında, en geç ikinci nesilde vatandaşı oldukları ülkeye tüm hak ve sorumluluklarla bağlanıyor ki bununla belli bir sorumluluk duygusu da gelişiyor. Bunu yabana atmamak gerekiyor. O nedenle vatandaş olmanın en geç bir sonraki nesilde yaşadıkları ülkeye bir duygusal bağ yarattığını kabul etmek gerekir. Herkeste bu böyle olmasa da çoğunlukta bunun böyle olduğu görülüyor.

Vatandaşlığa geçen kişi sayısını artırmakla SPD neyi hedefliyor, Hristiyan Birllik'in şiddetle karşı çıkmasının sebebi ne?

Elbette sol veya sosyal demokrat partiler göçmenlerin daha fazla ilgi gösterdiği partiler, o nedenle böyle bir hesabı var denebilir, ancak ben vatandaşlığa geçişte partilerin çok da bu hesapla yola çıktığını düşünmüyorum, Almanya'da ciddi bir kalifiye eleman açığı var ve giderilemiyor. Nitelikli göçmenler de gittikleri ülkede sadece ne kadar kazanacağına bakmıyor. "Ben o ülkeye yerleştikten ne kadar süre sonra süresiz ikamet izni alır, ne zaman vatandaşı olabilirim?" diye de düşünüyorlar. Dolayısıyla Almanya nitelikli iş gücü kazanmak istiyorsa vatandaşlık yasasında yeniliğe, liberalleşmeye gitmesi kaçınılmaz. Hristiyan Birlik partilerinin vatandaşlığa geçişe eskiden beri çok katı baktıkları bilinmekte, neredeyse bir parti geleneği bu. Önceki Başbakan Angela Merkel onu biraz kırmayı başardı. Burada doğan çocuklara çifte vatandaş doğup da reşit olduğunda birini tercih etmek zorunda bırakıldığı "optionspflicht" (seçme yükümlülüğü) denilen düzenleme 2014 yılında ancak kaldırılabildi. Özetle nitelikli iş gücü açığı ortadayken ben Hristiyan Birlik partilerinin de değişikliğe çok ayak direyebileceğini düşünmüyorum.  

Vatandaşlığa geçişe dair düzenleme diyelimki kabineden geçti, değişiklik için ana muhalefetin desteğine ihtiyaç olacak mı? Olacaksa bu tavizlerle mi olacak?  

Şimdi vatandaşlığa geçiş kanunundaki bazı düzenlemeler, federal yapıya sahip Almanya'da eyaletleri de etkileyebileceğinden, onların temsil edildiği eyalet temsilciler meclisi denilen organın onayı gerekebilir. O zaman ana muhalefetteki Hristiyan Birlik bloku orada bunu engellemeyi deneyebilir ki öylesi bir durumda da bir arabulucu komisyonu kurulur ve karşılıklı pazarlık usulüyle kanun son haline kavuşur. Şimdi bu teknik yönü de tartışılıyor, bakıp göreceğiz. 

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik
Sonraki bölüme git İlgili İçerikler