Taciz ve tecavüzün nasıl önüne geçilir? | TÜRKİYE | DW | 30.01.2016
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Taciz ve tecavüzün nasıl önüne geçilir?

Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu'na göre, Türkiye'de cinselliğin herkesin özgürce yaşayabileceği bir şey olduğu kabul edilmediği müddetçe, erkekler kadınlara ve hayvanlara tecavüz etmeye devam edecek.

DW Türkçe: Sayın Hasanoğlu, İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre sadece 2014 yılında kadına yönelik şiddet, tecavüz, taciz nedeniyle yaklaşık 300 kadın hayatını kaybetmiş, 191’i taciz ve tecavüz olmak üzere yaklaşık 800 kadın da yaralanmış. Birkaç gün önce Bağdat Caddesi’nde yaşanan tecavüz olayı Türkiye’de yine büyük infial yaratan vakalardan biriydi. İstanbul’un orta yerinde nasıl böyle bir suça cesaret edebiliyor birisi?

Dr. Alper HASANOĞLU: Aslında birisinin böyle bir şeye cesaret edebilmesi bana çok normal geliyor. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir suçun işlenmemesi, ahlak kurallarına uyulması ya da herhangi bir kurala uyulması, o kurala bir yaptırım uygulanabilmesi ile bu yaptırımın sürekli kalacak şekilde, hiçbir istisna teşkil etmeyecek bir şekilde uygulanabilmesi ile mümkün. Yani İsviçre’de ya da bazı ülkelerde yaya geçidinde bir yaya olduğunda arabalar duruyorsa, bu gerçekten içlerinden durup yayaya yol vermek gibi bir iyilik geldiğinden değil, eğer bunu yapmazlarsa 400 İsviçre Frankı ceza ödeyeceklerini yüzde yüz bildiklerinden dolayı oluyor. Çünkü aynı İsviçreli İstanbul’a ya da Türkiye’nin herhangi bir yerine gelip araba kiraladığında aynı kuralı uygulamıyor. İnsan, doğası gereği kontrol edilmesi ve gerektiği yerde cezalandırılması gereken bir canlı maalesef. Ve bu Türkiye’de yapılmıyor.

DW Türkçe: Peki, Türkiye’de bu konudaki en büyük sorunlardan birisi yaptırımların yetersizliği mi sizce?

Dr. Alper HASANOĞLU: Tabii ki. Yani hiçbir şeyin gerçekten doğru gitmediğini ya da hiç kimsenin herhangi bir şeyden dolayı bir yaptırıma maruz kalmayacağını, bir şekilde işi bilenin işi götüreceğini, birilerinin insanların becerilerini, sorunlarını kendi çıkarları doğrultusunda çözebildiğini bildiğimiz ve bundan emin olduğumuz bir yerde, herhangi bir şekilde bize bir şey olacağı yönünde bir kaygıya kapılmıyorsunuz yani.

İnsanları etkileyecek pozisyondakilerin sorumlulukları

DW Türkçe: Türk Ceza Kanunu'nun cinsel saldırı suçlarını düzenleyen 102. maddesinde "iyi hal ve haksız tahrik" şeklinde ceza indirimlerinin var olmasının yanı sıra bazı politikacıların "kadın iffetli olmalı" "sokakta kahkaha atmamalı" gibi açıklamaları ya da Diyanet tarafından "babanın kızına şehvet duymasına" yönelik yapılan açıklamalar bu psikolojideki insana cesaret veriyor mu sizce?

Dr. Alper HASANOĞLU: Tabii ki. Türkiye’de kadına bakış açısı, kadının meta olarak kullanılacağına yönelik içselleşmiş bakış açısı, kadında ve erkekte değişmediği müddetçe buna benzer şeyler olacak zaten. Yani emin olabilirsiniz; entelektüel düzeyi ne olursa olsun kadının kullanılabileceği ve suiistimal edilebileceği doğrultusunda bir inanç, yani nerdeyse Türklerin ve Kürtlerin genlerine yerleşmiş bir inanç. Ben bu bakış açısının çok kısa sürede, önümüzdeki yıllarda değişebileceğini düşünmüyorum ama bununla ilgili politikacıların, hükümetin, devletin bir şekilde kendi dünya görüşlerinin dışında dünya standartlarında, dünya hukuk standartlarında belli ölçüleri hayata geçirmeleri ve bununla ilgili en ufak bir esnemede bulunmamaları gerekiyor. "Gece saat üçte o kız orada ne arıyor?" gibi bir bakış açısının yıllar içinde değişebilmesi de ancak ve ancak insanları etkileyebilecek pozisyonda olan insanların yani hükümet görevlileri, devlet görevlilerinin bu bakış açısını benimsememeleriyle mümkün ancak. Başka türlüsü mümkün değil.

DW Türkçe: Siz bir süre İsviçre’de de çalıştınız. Eğer Batı toplumu ile Türk toplumunu karşılaştıracak olursanız seksin tabulaştırılması ile kadına yönelik taciz olayları arasında doğrudan bir bağlantı kurabilir miyiz?

Dr. Alper HASANOĞLU: Kadınla erkeğe aynı haklara sahip insanlar muamelesi yapılmadığı müddetçe bu, hep bu şekilde devam edecek bir şey. Yani en basiti; günlük hayatımıza sinmiş kelimelerimizden, cümlelerimizden, cinsellik üzerinden gidebiliriz. Almancada ve İngilizcede cinselliğin en argo anlamında kullanılan kelimesi, kadınla erkeğin birbirine yaptığı bir şeydir. Türkçede ise cinsel ilişki, hem küfür olarak kullanılır hem de erkeğin kadına yapmış olduğu, onu aşağıladığı bir eylemdir. Şimdi bir kadınla erkeğin yaşabileceği en güzel şeyi, erkeğin kadını aşağıladığı bir durum olarak kullanırsanız günlük hayatınızda, o zaman erkeğin kadını kendisi ile eşit haklara sahip bir birey olarak görebilmesinin önüne de geçersiniz.

"Cinselliğin çarpık yaşandığı ülke"

DW Türkçe: Peki failin psikolojine değinecek olursak, örneğin Bağdat Caddesi’ndeki failin iki çocuğu olduğu belirtiliyor, bu kişi eve gidip çocuklarının yüzüne nasıl bakabiliyor?

Dr. Alper HASANOĞLU: Onun çocuklarına çok acıyorum açıkçası. Bağdat Caddesi falan olması çok önemli bir şey değil. Bağdat Caddesi olması bizim seküler CHPli kesimi huzursuzlandırıyor sadece. Yani Bağcılar’da olsaydı rahatlayacak mıydık? Bağdat Caddesi’nde olduğu ve kendilerini çok korunaklı hissettikleri bir alanda olduğu için böyle bir tepki gösteriyor seküler kesim. Ama kadına tecavüz Cizre’de de olursa, Bağcılar’da da olursa Bağdat Caddesi’nde de olsa aynı korkunçlukta bir şeydir. O yüzden Bağdat Caddesi’nde olmasının bir önemi yok. Ama çocukları olan böyle bir baba, aslında bize o çocukların nasıl bir muameleye maruz kaldıklarını çok kötü bir biçimde gösteriyor. Bakın bu ülkede İstanbul’da, İstanbul’da olmasının da bir önemi yok, mobese kameraları çekmişti bundan birkaç ay önce: Sokak ortasında gece köpeğe tecavüz eden bir adam vardı. Şimdi cinselliğin böylesine çarpık yaşandığı bir ülkede, cinselliğin herkesin özgürce yaşayabileceği çok güzel bir şey olduğu kabul edilmediği müddetçe, cinsellik bu kadar tabu, bu kadar erkeğin kadına yaptığı aşağılayıcı bir eylem olmaya devam ettiği müddetçe Türkiye’deki erkekler kadınlara, hayvanlara tecavüz etmeye devam edecek.

Bakın bundan birkaç yıl önce Türkiyeli birisi, İsviçre’de hayvanat bahçesinde eşeğe tecavüz etti. Kameralar çekmiş olduğu için bu adamı yargıladılar. Ve mahkeme başkanının verdiği karar şu: Türkiye’nin gelenek ve göreneklerinde böyle bir şey söz konusu olduğu için bunun bir suç olmadığı ve bir daha yapmaması koşulu ile kişinin affedilmesi gerektiğine karar verildi. Bizim durumumuz bu. Gelenekleri ve göreneklerinde eşeğe tecavüz etmek olan bir ülkeyiz maaselef. Bunun da değiştirilmesi gerekiyor. Bu kadar basit.

Tecavüz hafızadan silinir mi?

DW Türkçe: Peki ya kurbanın psikolojisine değinecek olursak: Tecavüz hafızadan silinir mi? O kadın hayatına nasıl devam edecek?

Dr. Alper HASANOĞLU: Onun çok ciddi bir psikoterapi görmesi gerekecek. Umarım yardım alabilecek durumdadır. Umarım ailesi ve kendisi bu konuda uygun bağlantıları kurmayı becerebilirler. Yani tecavüz bir insanın başına gelebilecek en korkunç şey bence. Neyse ki en azından hayatta ve bu meseleyle baş edebilecek, geçmişindeki kötü hatıralardan bir haline getirebilecek bir fırsatı var. Biliyorsunuz öldürülebilirdi de.

DW Türkçe: Profesyonel bir yardım ile bu kadın bir gün yeniden âşık olup bir erkeğe güvenebilir mi?

Dr. Alper HASANOĞLU: Tabii ki, tabii ki de. Yani şu anda birine aşık ise o aşkı devam da edebilir. Tabii ki bu belki çok korkunç bir travma ama yapılan tüm çalışmalar da gösteriyor ki; dünyadaki en korkunç travmalara maruz kalan insanların bile aslında sadece belirli bir kısmı çok ciddi psikiyatrik hastalıklar geliştiriyor. Yani mağdurun mutlaka bir psikoterapi desteği alması lazım ama kendi kişisel güç kaynakları, ailevi desteği, sosyal desteği olursa mutlaka en kısa zamanda toparlayacaktır. Tabii ki de geçmişinden, insanın hayatından böyle bir şeyi silebilmesi mümkün değil. Erkeklere tekrar güvenebilmesi o kadar kolay olmayacak. Belki hayatını bundan sonra çok daha dikkatli geçirmek zorunda kalacak ama mutlaka aşık da olacaktır, hayattan keyif de alacaktır. Ama bu etrafının, en yakın çevresinin kendisine vereceği destekle ve o kişinin de kendi gücü ile mümkün ancak.

'Erkek olarak utanıyorum'

DW Türkçe: Alper Bey çok teşekkür ederiz. Bu konuda eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Dr. Alper HASANOĞLU: Ben çok üzülüyorum bir erkek olarak, bunu söyleyebilirim. Evet, erkek olarak utanıyorum ve bütün erkeklerin, bizim hepimizin abuk sabuk laflar etmek yerine bundan dolayı utanmamız ve utancımız nedeniyle de kadınlardan özür dilememiz gerekiyor diye düşünüyorum. Biz yapmamış olsak bile. Gündelik hayatımızda şaka yaparken, espri yaparken belirli kelimeleri, belirli küfürleri, kendi aramızda ya da kadınlarla bir arada olduğumuzda da belirli şeyleri etkili olarak kullanırken, aslında çok daha fazla dikkat etmeye başlamamız gerekiyor. O kelimeleri belki de sözlüğümüzden çıkartmalıyız. Çünkü doğrudan kadını aşağılayan kelimeleri, küfürleri birbirimize ettiğimiz müddetçe bunun kendi beynimizde, kadını kendimize eşit bir canlı olarak görmemizi engelleyen mekanizmaları işlettiğini bilmemiz gerekiyor. O yüzden utanmak, kadınlardan özür dilemek ve kadınları, eşcinselleri aşağılayıcı kelimeleri sözlüğümüzden çıkartmamız gerekiyor.

Dr. Alper Hasanoğlu psikiyatr, psikoterapist, yazar. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1997 yılında İsviçre'de psikiyatri ihtisası yapmaya gitti. İsviçre Basel Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda ihtisasını tamamladıktan sonra 2007 yılına kadar Psikiyatri Polikliniği'nde öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Hasanoğlu'nun ayrıca Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Aşkın Halleri adlı üç kitabı bulunuyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Başak Demir

Önerdiğimiz linkler

Reklam