Türkiye′de korona günlerinde okulların durumu ne olacak? | TÜRKİYE | DW | 10.08.2020
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Türkiye'de korona günlerinde okulların durumu ne olacak?

Koronavirüs salgını nedeniyle Mart ayından itibaren uzaktan sürdürülmeye çalışılan eğitim sisteminde yaz tatilinin bitmesi ile birlikte gerek aileler gerekse devlet için zor bir karar sürecine girildi. Aileler tedirgin.

Türkiye'de okullarda koronavirüs önlemleri alınıyor

Türkiye'de okullarda koronavirüs önlemleri alınıyor

Türkiye’de koronavirüs salgını nedeniyle Mart ayından itibaren uzaktan sürdürülmeye çalışılan eğitim sisteminde yaz tatilinin bitmesi ile birlikte gerek aileler gerekse devlet için zor bir karar sürecine girildi.

Milli Eğitim Bakanlığı okulların yeniden açılacağı tarih olarak 31 Ağustos’u belirlerken, özel okullar için telafi eğitiminin ise gelecek Pazartesi günü başlaması planlanıyor. Öğretmenler 24 Ağustos’ta işbaşı yapacak.

Bakanlık okullarla ilgili çeşitli senaryolar ve tedbirler üzerinde çalışıyor. Bakanlığın Temmuz ayında yayımladığı kılavuzda sınıf mevcutlarını azaltmak, teneffüse çıkacak öğrenci sayısını ayarlamak, sabahçı ve öğlenci çocukların karşılaşmamasını sağlamak gibi bir dizi önlem bulunuyor.

Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı kriterlere göre ise bin metrekare kapalı alanı olan bir okulu, öğrenci, öğretmen ve diğer personel dahil en fazla 250 kişi kullanabilecek. Sınıflarda ve diğer alanlarda ise sosyal mesafe 1 metre olacak şekilde ayarlanacak.

Ancak koronavirüs vakalarının son haftalarda yeniden artış göstermesi aileleri ve eğitimcileri gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığı konusunda tedirginliğe iterken, diğer taraftan çocukların eğitimlerinde artık daha fazla kayba uğramaması gerektiği düşüncesi hâkim. Okulların bu şartlar altında ve tüm tedbirler alınmadan açılmaması gerektiğini düşünenler de var.

Okullar açılmaya hazır mı?

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk eleştiriler üzerine sosyal medya hesabından “(Okullar açılmasın) demek; maskesiz sokağa çıkmak, mesafesiz yaşamak ve hiçbir tedbiri umursamamak kadar basit. Dışarıya adım atan herkes, 18 milyon öğrencinin sorumluluğunu omzunda hissetmek zorunda... Lütfen, tedbir alalım” açıklamasını yapmıştı.

DW Türkçe’ye konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimin yerini asla tutmayacağını kabul ederken, bununla birlikte okullarda gerekli tedbirlerin hâlâ alınamadığını ve açılmaları için erken olduğunu söylüyor.

“Şu ana kadar çok hızlı bir şekilde okulların salgına hazır hale getirilmiş olması gerekiyordu ancak böyle olmadığını görüyoruz” diyen Aydoğan’a göre bunun en önemli sebebi Milli Eğitim Bakanlığı için ek bir bütçenin hâlâ belirlenmemiş olması. Bu nedenle gereken ek öğretmen atamaları yapılabilmiş ya da temizlik çalışanları alınabilmiş değil.

Aydoğan şöyle konuşuyor:

“Çok uzun yıllardır eğitime yeterli bütçe ayrılmadığı için okullarda temizlik ve dezenfektanla ilgili sorun zaten vardı ama şimdi çok daha büyük bir problem olmuş durumda. Ki şimdi buna bir de koruyucu malzeme ihtiyacı da eklendi.”

Video izle 03:52

Okullar açılacak mı?

Sayılarla okullardaki tedbirler

Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri tedbirler üzerinde Sağlık Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarını ve vakalardaki artışa göre farklı senaryoların masada olduğunu belirtiyor. DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre vakaların çok arttığı ve bulaş oranının yüksek olduğu illerde okulların hiç açılmaması da seçenekler arasında ama henüz kesin bir karar verilmiş değil.

Bu arada ana muhalefet partisi CHP, Milli Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında okullarda uygulanacak tedbirler açısından bir uyumsuzluk olduğunu düşünüyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, DW’ye alınan tedbirlerin uygulanabilir olmadığı yönündeki görüşünü sayılarla şöyle anlatıyor:

"Halen 571 bin 351 derslik, 15 milyon 88 bin öğrenci bulunuyor. Bu dersliklerin tamamının tekli eğitim-öğretim yaptığı düşünülürse; her sınıfta 10 öğrenci üzerinden yapılan hesaplamada tekli eğitim-öğretimde mevcut derslikler sadece 5 milyon 713 bin öğrencinin ihtiyacı karşılayabiliyor. İkili eğitim-öğretim yapılırsa; 11 milyon 426 öğrencinin ihtiyacı karşılanabiliyor.”

Karabıyık, 15 milyon 88 bin örgün eğitim öğrencisinin bulunduğu tüm okulların 10 kişilik sınıflarda ikili eğitim-öğretim yapsa dahi, en az 366 bin 259 dersliğe ihtiyaç bulunduğunu belirterek, “Sağlık Bakanlığının belirlediği kriterler yerine getirilmeden okulların açılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz” diyor.

Avrupa’daki örneklere de bakılıyor

Okulların açılması için geri sayım sürerken daha önce okulları açmış olan Avrupa’daki ülkelerdeki araştırmalar da göz önüne alınıyor.

Eğitim Reformu Girişimi Politika Analisti Yeliz Düşkün, Avrupa Hastalık Önleme Kontrol Merkezi’nin son bir rapor yayımladığını belirterek, “Buna göre okullar hastalığın yayılımı bakımından başka mekanlardan çok daha riskli değil. Ama bu risksiz olduğu anlamına gelmiyor” diyor.

Almanya'da geçtiğimiz günlerde açılan iki okul koronavirüs yüzünden yeniden kapatılmıştı.

Düşkün, okullarda görece daha kalabalık olan sınıflar bulunduğunu hatırlatarak, ilkokul seviyesinde her 100 okuldan 22’sinde bir sınıftaki öğrenci sayısının 30'un üstünde olduğunu aktarıyor. Bu oranın orta okullarda yüzde 30 olduğunu belirten Düşkün “Dolaysıyla okul okul, il il ve ilçe ilçe alınacak tedbirler daha etkili olacaktır” diyor.

Aileler tedirgin

Vaka sayısının daha artıp artmayacağı, çocukların bulaştırıcı olup olmayacağı ve mevcut belirsizlik durumu aileleri de tedirgin etmekte.

8 ve 5 yaşlarındaki iki kızının eğitimine çok önem veren ve bunun için gerekirse aile büyüklerini görmeyeceklerini söyleyen Özge Özay Sökmen de bu velilerden biri.

Sökmen, içinde bulundukları tedirginliği ve karar alma sürecini DW Türkçe’ye şöyle anlatıyor:

"31 Ağustos'ta okulların açılması ile birlikte ‘göndermiyorum' diyemiyorum çünkü bu yaşta eğitim çok önemli ve kızlarım için kayıp bir dönem olarak geçmesini istemiyorum. Bu nedenle belki bazı fedakarlıklar yapacağız, çocuklarımız okula gitsin diye büyüklerimizi bir süre görmemeyi göze alacağız.”

Sökmen, evde verilen eğitim ne kadar iyi olursa olsun asla yüz yüze eğitimin ve o disiplinin yerini tutmadığını ifade ederek, “Çocuklarla ilgileniyoruz ama birçok beceriyi de yitirdiler. Okul öncesi eğitimde kaygım daha büyük çünkü asıl temel taşlar orada oluşuyor” diyor.

Gülsen Solaker

© Deutsche Welle Türkçe

 

Önerdiğimiz linkler