1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Sazlıdere'nin dönüşümü: Su güvenliği mi, yeni yerleşim mi?

6 Haziran 2026

İstanbul'a sağlanan suyun yüzde 62'si regülatör ve kuyulardan geliyor. Uzmanlara göre Sazlıdere Barajı'nın çevresindeki dönüşüm, kentin su güvenliği açısından kritik bir uyarı.

https://p.dw.com/p/5Ewfs
Sazlıdere Barajı bölgesinde yapılan yeni yüksek binalar uzaktan görülüyor
Sazlıdere Barajı bölgesinin yapılaşmaya açılması, su güvenliğini riske sokuyorFotoğraf: Die Kammer der Umweltingenieure

İstanbul'un Avrupa Yakası'nda yer alan Sazlıdere Barajı, son yıllarda yalnızca su seviyesindeki değişimlerle değil, çevresindeki yapılaşma ve Kanal İstanbul tartışmalarıyla da gündeme geliyor. Bir dönem kentin önemli içme suyu kaynaklarından biri olan havza, bugün İstanbul'un su güvenliği, kentleşme politikaları ve iklim krizi tartışmalarının kesiştiği noktada bulunuyor.

1996 yılında hizmete giren Sazlıdere Barajı, yıllık yaklaşık 55 milyon metreküp verimiyle özellikle Avrupa Yakası'nın su ihtiyacına katkı sağlayan kaynaklardan biri oldu. Ancak 2022 yılında Cumhurbaşkanı kararıyla barajın içme suyu maksatlı kullanım statüsü kaldırıldı. Ardından Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı kapsamında bölgede TOKİ ve Emlak Konut projeleri için inşaat faaliyetleri başladı.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi'nin 2026 İstanbul Çevre Durum Raporu'na göre bugün yaşanan tartışma yalnızca bir barajın geleceğiyle ilgili değil. Tartışmanın merkezinde, İstanbul'un giderek artan su ihtiyacına rağmen mevcut su havzalarını koruyup koruyamayacağı sorusu bulunuyor.

Sazlıdere neden yeniden gündemde?

Sazlıdere son aylarda özellikle havza çevresindeki yapılaşma faaliyetleri nedeniyle yeniden tartışma konusu oldu. ÇMO, Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı kapsamında yürütülen projelerin barajın mutlak ve kısa mesafeli koruma alanları üzerinde baskı yarattığını belirtiyor. Rapora göre açılan davalara ve yargı süreçlerine rağmen bölgedeki inşaat faaliyetleri sürüyor.

ÇMO İstanbul Şubesi'nin 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla Sazlıdere baraj bölgesinde yaptığı açıklamada da Sazlıdere'nin içme suyu statüsünün Cumhurbaşkanlığı kararıyla kaldırıldığı, ardından TOKİ ve Emlak Konut eliyle toplu konut projelerine başlandığı belirtiliyor.

ÇMO İstanbul Şubesi temsilcileri dün Sazlıdere Barajı'nda basın açıklaması yaparken
ÇMO İstanbul Şubesi, Sazlıdere Barajı bölgesinin yapılaşmaya açılmasını eleştiriyorFotoğraf: Die Kammer der Umweltingenieure

Buna karşın havza tamamen ortadan kalkmış değil. İSKİ verilerine göre Sazlıdere Barajı'nın doluluk oranı 5 Haziran 2026 itibarıyla yüzde 42,78 seviyesinde. ÇMO İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, havzanın hâlâ su topladığını ve işlevini sürdürdüğünü belirtiyor. Yaşayan'a göre sorun, mevcut su kaynağının gelecekte nasıl korunacağı.

Bir barajdan fazlası

Sazlıdere'nin önemi yalnızca depoladığı su miktarından kaynaklanmıyor. İstanbul'un nüfusunun yaklaşık üçte ikisi Avrupa Yakası'nda yaşarken, su kaynaklarının önemli bölümü Anadolu Yakası'nda veya kent dışındaki havzalarda bulunuyor.

Bu nedenle Avrupa Yakası'ndaki her yerel kaynak stratejik önem taşıyor. ÇMO'nun raporuna göre 2025 yılında İstanbul'a sağlanan ham suyun yalnızca yüzde 38'i barajlardan gelirken, yüzde 62'si regülatörler ve kuyulardan sağlandı. Bu tablo, İstanbul'un Melen ve Yeşilçay başta olmak üzere dış kaynaklara bağımlılığının arttığını gösteriyor.

Raporda, uzak havzalardan su taşınmasının yüksek enerji maliyetleri ve altyapı bağımlılığı yarattığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle kent içindeki havzaların korunmasının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda kentsel güvenlik meselesi olduğu vurgulanıyor.

Ömür Yaşayan da İstanbul'un suyunu yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Melen Havzası'ndan karşılamak zorunda kaldığı bir dönemde mevcut havzaların kaybedilmesinin ciddi risk yarattığını söylüyor.

Kuraklık mı, yapılaşma mı?

Yaşayan'a göre Sazlıdere'de yaşanan dönüşüm tek bir nedene bağlanamaz.

İklim krizi ve yağış rejimindeki değişim son yıllarda İstanbul'un tüm su kaynakları üzerinde baskı yaratıyor. ÇMO raporunda, barajlara gelen yağış kaynaklı su miktarının son yıllarda belirgin biçimde azaldığına dikkat çekiliyor.

Ancak havzanın karşı karşıya olduğu risk yalnızca kuraklık değil. Barajları besleyen sistem yalnızca gölden ibaret değil; dereler, geçirgen topraklar, tarım alanları, meralar ve yeraltı suyu beslenme bölgeleri de bu sistemin parçası.

Yapılaşma arttıkça yağmur suyunun toprağa sızması zorlaşıyor. Betonlaşma yüzey akışını artırırken yeraltı suyunu besleyen doğal mekanizmaları zayıflatıyor. Bu nedenle Yaşayan, Sazlıdere'de yaşanan sürecin yalnızca su seviyesindeki değişim üzerinden değerlendirilmesinin eksik kalacağını söylüyor.

Cumhurbaşkanı kararıyla ne değişti?

Tartışmanın dönüm noktası 2022 yılında alınan karar oldu. Sazlıdere Barajı'nın içme suyu maksatlı kullanım statüsünün kaldırılmasıyla birlikte havzanın koruma rejimi de fiilen değişti. ÇMO'ya göre bu karar, bölgenin yapılaşma baskısına daha açık hale gelmesinin önünü açtı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ise daha önce yaptığı açıklamada Kanal İstanbul'un devreye girmesi halinde barajı besleyen kaynakların önemli bölümünün kanal güzergâhında kalacağını, bu nedenle içme suyu statüsünün kaldırıldığını belirtmişti.

Tartışmanın merkezinde de bu nokta yer alıyor. Meslek odaları ve çevre örgütleri, İstanbul'un su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bir dönemde bir içme suyu havzasının yapılaşmaya açılmasını yanlış bulurken, resmi makamlar bunun toplam su arzı üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu savunuyor.

Ekosistem ne kaybediyor?

Sazlıdere Havzası yalnızca bir su deposu değil. Bölge aynı zamanda tarım alanları, meralar, dere sistemleri ve Kuzey Ormanları ile bağlantılı ekolojik koridorları barındırıyor.

Sazlıdere Barajı ve çevresi
Bölgedeki otoyollar ile Kanal İstanbul gibi projeler Sazlıdere Havzası'nı tehdit ediyorFotoğraf: Die Kammer der Umweltingenieure

ÇMO raporuna göre Kuzey Marmara Otoyolu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul ve Kuzey Demiryolu Geçişi gibi projeler birlikte değerlendirildiğinde İstanbul'un kuzeyindeki doğal sistemler üzerinde kümülatif baskı yaratıyor.

ÇMO İstanbul Şubesi'ne göre bu projeler tek tek değil, yarattıkları kümülatif etkiler üzerinden birlikte değerlendirilmeli. Çünkü orman kayıpları, yeni yollar, hafriyat faaliyetleri ve imar baskısı aynı ekosistem üzerinde birleşiyor.

Bu nedenle Sazlıdere'nin geleceği yalnızca su politikaları açısından değil, İstanbul'un iklim direnci ve doğal yaşam alanlarının korunması açısından da önem taşıyor.

İstanbul geçmişte de benzer baskılar yaşadı

İstanbul'un su havzaları üzerindeki baskı yeni değil. Kent büyüdükçe su kaynakları ile yerleşim alanları arasındaki mesafe giderek daraldı.

Alibeyköy Havzası uzun yıllardır yoğun kentleşme baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bugün ise ÇMO raporunda Ömerli Havzası için benzer uyarılar yapılıyor. Rapora göre Ömerli Havzası içinde planlanan Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi de su kaynakları açısından yeni riskler yaratabilir.

ÇMO'ya göre Sazlıdere'de yaşanan tartışma bu nedenle tek başına bir havzanın meselesi değil. Konu, İstanbul'un gelecekte su kaynaklarını nasıl yöneteceğiyle doğrudan bağlantılı.

Bundan sonra ne olacak?

Sazlıdere'nin geleceği de büyük ölçüde havza üzerindeki baskının nasıl yönetileceğine bağlı bulunuyor. 

Yağışlı yıllarda barajda yeniden daha yüksek doluluk oranlarına ulaşılması mümkün. ÇMO'nun değerlendirmelerine göre asıl mesele yalnızca göldeki su miktarı değil. Havzayı besleyen doğal sistemler zarar gördüğünde, su seviyesinin yükselmesi tek başına eski işlevin geri döndüğü anlamına gelmiyor.

Bu nedenle çevre mühendisleri, İstanbul'un mevcut su havzalarının korunmasını iklim krizine uyum politikalarının temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor.

Sazlıdere bugün yalnızca bir baraj tartışması değil. İstanbul'un büyüme modeli ile doğal kaynaklarını koruma kapasitesi arasındaki gerilimin en görünür örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

DW-Reporterin Pelin Ünker
Pelin Ünker Yolsuzluk ve vergi adaleti üzerine haber yapan araştırmacı gazeteci.@pelinunker