1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
Fotoğraf: Alexei Nikolsky/Sputnik Kremlin/AP/dpa/picture alliance

Putin'in Ukrayna'yı işgal gerekçeleri ne kadar doğru?

26 Şubat 2022

Putin, Ukrayna'ya saldırı öncesinde çok sayıda gerekçe sıraladı. Bunlar arasında Ukrayna'nın "Nazilikten temizlenmesi gerektiği" tezi de yer aldı. Putin'in Ukrayna'yı işgal için öne sürdüğü iddialar ne kadar doğru?

https://www.dw.com/tr/putinin-ukraynay%C4%B1-i%C5%9Fgal-gerek%C3%A7eleri-ne-kadar-do%C4%9Fru/a-60923479

Haftalar süren gerilimin ardından Rusya, Ukrayna'ya saldırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'ya açtığı savaşın savunma amaçlı olduğunu ileri sürdü ve çok sayıda gerekçe sıraladı. Putin'in öne sürdüğü gerekçelerin doğru olup almadığını büyüteç altına aldık.

NATO birlikleri Rus sınırına dayandı mı?

Putin'in devamlı tekrarladığı iddia, NATO'nun Doğu'ya doğru sürekli genişlediği ve askeri alt yapısını Rusya sınırına dayandırdığı yönünde.

DW'nin incelemesine göre ise bu söylem kafa karıştırıcı. Putin'in iddiasındaki doğru taraf, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana 14 Doğu Avrupa ülkesinin NATO'ya üye olduğu. Onlardan dördünün de Rusya ile doğrudan sınırı var. Ukrayna'ya da NATO'ya üye olabileceği yönünde 2008'de bir perspektif sunuldu, ancak Ukrayna'nın üyeliği dondurulmuş durumda.

Doğru olan bir diğer nokta da NATO'nun Doğu Avrupa'daki üyelerinde lojistik hazırlık kararı aldığı ve gerekli olması durumunda askeri birliklerini güçlendirmek üzere uçakların iniş ve kalkış noktalarını belirlediği. Yalnız bu konuda bilinmesi gereken, NATO'nun söz konusu adımları Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinden sonra 2014'te tepki olarak bunu gerçekleştirdiği.

1997'de NATO ile Rusya arasında "İkili İlişkiler, İşbirliği ve Güvenlik Kurucu Senedi" imzalandı. Buna göre NATO'ya aday ülkelerde ilave kalıcı muharip askeri birlikler konuşlandırılması yasak. Ancak NATO, Doğu-Batı ilişkilerindeki gerilim üzerine 2016 yılında Baltık ülkeleri ile Polonya'da dört savaş taburu konuşlandırdı. Konuşlandırılan 5 bin askerin 850 bin askeri bulunan Rusya ordusu karşısında gerçekçi bir tehdit oluşturmuyor.

NATO üyesi ülkeler birbirleriyle ikili işbirlikleri de yapıyorlar. Bu çerçevede Romanya'ya ABD yapımı Aegis Ashore füze savunma sistemi yerleştirilmesi ve bunun Polonya'da da planlanması Moskova'yı rahatsız eden bir diğer nokta. Söz konusu sistem aslında savaş gemileri için geliştirildi, ancak Rusya'dan atılması muhtemel güdümlü füzeleri de etkisiz hale getirebiliyor.

Kiev
KievFotoğraf: GENYA SAVILOV/AFP

Savaş BM Sözleşmesi’nin 51'inci maddesine dayandırılabilir mi?

Rusya, Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşı Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi'nin 51'inci maddesine dayandırdı. "Bize, Rusya ve halkımızı müdafa etmekten başka bir seçenek bırakılmadı" diyen Putin, Donbass'taki "halk cumhuriyetlerinin" Rusya'dan yardım talep ettiğine işaret etti ve savaşı BM Sözleşmesi'nde yer alan meşru müdafa hakkına dayandırdı. Peki bu doğru mu?

DW’nin araştırmalarına göre bu iddia da gerçeği yansıtmıyor. Rusya, Ukrayna'ya karşı kendini savunmak mecburiyetinde olmadığı gibi saldırıyı BM Sözleşmesi'ne dayandırması da gerçekçi görünmüyor. BM'nin ilgili maddesinde "Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in işbu antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez" deniliyor.

Rusya iddia etse de Ukrayna'nın kendisine saldırdığına dair kanıt sunamadı ve bunu doğrulayacak bağımsız veriler de bulunmuyor. Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden Pia Fuhrhop, "Kendini savunma hakkı, karşı taraftan bir saldırı yapılmış olmasını şart koşar, Ukrayna'nın böyle bir adım attığı görülmüyor" tespitinde bulunuyor ve Putin ve Moskova'nın kendini savunma şeklindeki iddialarını çürütüyor. Fuhrhop'a göre aksine, Ukrayna uzun süre Rusya'nın böyle gerekçeler göstermesine mahal vermemek için elinden gelen bütün çabayı gösterdi.

Ukrayna'daki gelişmeleri özel bir misyon çerçevesinde uzun yıllardır yerinden takip eden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) da Putin'in Ukrayna'ya saldırısını BM Sözleşmesi'nin 51'inci maddesine dayandıramayacağı görüşünde. BM Genel Sekreteri António Guterres de "Bu savaş tamamen anlamsız ve BM Sözleşmesi'ni de ihlal ediyor" diye açıklamasında bulundu.

Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marcelo Kohen'e göre de öncesinde Rusya'ya yönelik silahlı bir saldırı söz konusu olmadı. Ayrıca Ukrayna'nın doğusundaki ayrılıkçı bölgelerin uluslararası devletler hukukuna göre devlet olmadığını ve işgale kadar da o bölgelerde şiddet yaşanmadığını belirten Prof. Kohen, Ukrayna'daki askeri noktalara yoğun saldırı düzenlenmesinin orantısız ve gereksiz olduğunu ifade ediyor.

Ukrayna'da bir soykırım oldu um?

Putin, Ukrayna'ya saldırıyı "tam sekiz yıldır kötü muameleye ve soykırıma maruz kalan insanları koruma" gerekçesine de dayandırdı.

Bu iddia yanlış. Birleşmiş Milletler Soykırımın Engellenmesi ve Cezalandırılması Hakkındaki Sözleşme'ye göre soykırım, "bir ulusun, etnik veya dini grubun veya ırkın planlanarak tamamen yok edilmesine yönelik suç" olarak tanımlanıyor. Ukrayna'da sivillere yönelik bu tür eylemler düzenlendiğine dair raporlar yok. Üstelik sivillerin can kaybına yönelik düzenli raporlar tutulmasına rağmen.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT), 2014'ten bu yana hem Rus hem de Ukrayna tarafında meydana gelenleri gözetlemeye yönelik bir misyonu bulunuyor. Rusya'nın da onay verdiği bu misyon sivillere yönelik sistematik cinayetler işlendiğine dair bir ipucu bulunmadığını belirtiyor. Gözlemciler, sivil kayıpların çatışmaların olduğu bölgelerde, bu çatışmalar sonucunda meydana geldiğini belirtiyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin 2021 verilerine göre Doğu Ukrayna'da 3 bin sivil insan hayatını kaybetti. AGİT misyonu gözlemcileri, hayatını kaybeden sivillerin günlük raporlara geçirildiğini bildiriyor. Örgüt, en çok can kaybının bölgedeki çatışmaların ilk dönemi olan 2014-2015‘te meydana geldiğini, 2016'dan beri can kaybının azaldığını aktarıyor. Bölgedeki duruma dair son kapsamlı rapor da 1 Ocak 2017- Eylül 2021 arasını kapsıyor. Bu dönemde meydana gelen can kaybı 161 olarak bildiriliyor.

AGİT ve BM dışındaki başka bağımsız kaynaklara göre de soykırım yaşandığına dair şimdiye kadar bir belge veya ipucuna rastlanmadı. Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden uzman Pia Fuhrhop'a göre Putin'in söylemleri dayanaksız ve Putin, zaten söylediklerini verilere dayandırma endişesini de taşımıyor. Rusya gibi otoriter bir ülkede eleştirel medyanın, söylenenlerin doğruluğunu denetleyecek imkanı da bulunmuyor.

Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açması Rusya'daki çok sayıda gösteride protesto edildi.
Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açması Rusya'daki çok sayıda gösteride protesto edildi.Fotoğraf: ANTON VAGANOV/REUTERS

Ukrayna'nın "Nazilikten temizlenmesi gerekiyor" tezi

Putin, "insanlara yapılan kötü muamele ve soykırımın durdurulması için Rusya'nın Ukrayna'nın askerileşmeden ve Nazilikten arındırılması gerektiği" iddiasını öne sürdü.

Bu iddia da yanlış. Putin'in bu söylemi tamamen kendi amacına hizmet eden, mesnetsiz bir anlatımın tekrarı. Putin, İkinci Dünya Savaşı döneminde galip güçlerin tutumuna dair tarihsel bir gönderme yapsa da bu kavramı kullanması yanlış. "Nazilerin temizlenmesi" kavramıyla İkinci Dünya Savaşı'nda galip gelen müttefik güçlerin Hitler rejiminin kalıntılarını yok etmek için devlet daireleri ile kamu kurum ve kuruluşlarında Nazi ideolojisine sahip kişi ve onlara ait yapıları uzaklaştırması kastediliyordu.

Stockholm Doğu Avrupa Araştırmaları Merkezi uzmanlarından Andreas Umland, "Ukrayna'ya yönelik Nazilik söylemleri tamamen yanlış" diyor. Umland, halen Ukrayna'da görevde olan Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'in Rusça konuşan bir Yahudi olduğunu ve son devlet başkanlığı seçimlerini de Yahudi olmayan Ukraynalı bir adaya karşı büyük başarı göstererek kazandığını belirtiyor. Umland, Yahudilere soykırım yapan Nazi rejiminin Ukrayna ve Zelenskiy için kullanılamayacağına işaret ediyor. Umland'a göre evet, Ukrayna'da da Neonazi ideolojilere sahip aşırı sağcı gruplar var, ancak diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında bu gruplar oldukça cılız. Ülkede 2019 seçiminde aşırı sağcıların oluşturduğu Birlik Cephesi'nin oyları da sadece yüzde 2,15'yi buldu.

Rusya kültürü ve toplumu uzmanı İsviçre'nin St. Gallen Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Ulrich Schmidt ise Putin'in "Nazilerden temizlik" söylemini "hain" bir iddia olarak niteleyerek kınıyor. Doğu Avrupa'daki Neonazi ideolojileri araştıran uzman, 2013-2014'teki Meydan gösterilerinde az sayıda aşırı sağcı grupların  bulunduğunu, ancak günümüzde bunların önemli rol oynamadığını kayediyor. Schmidt'e göre Putin'in iddialarının aksine, Rusya'da en az Ukrayna'daki kadar aşırı sağcı grup var.

"Geçmişte Ukrayna'nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçılara karşı savaşan ve bunun için kurulduğu belirten sağcı Ukraynalı savaş birliklerin varlığı eleştirilmişti", diyen Umland, Asov Alayı'nın da bunlardan biri olduğunu söyledi. Ancak sağcı bir grup tarafından kurulduysa da bu grubun 2014 yılında resmi orduya ve ulusal muhafız birliğine entegre edildiğini belirten Umland, geçmişte askeri eğitim alanlar arasında zaman zaman aşırı sağcılara rastlandığını ancak bu kişilerin ortaya çıkarıldığını ve konunun üzerine gidildiğini söylüyor. Dolayısıyla Ukrayna'da pek çok ülkede olduğu gibi aşırı sağcı gruplar var, ancak uzmanlara göre toplumsal açıdan bu kişiler önemli rol oynamıyor. Bu nedenle de "Nazilikten temizlik" bir saldırı gerekçesi olarak gerçekçi görünmüyor.

Joscha Weber, Matthias von Hein, Andrea Grunau

© Deutsche Welle Türkçe