Kürtler Kürt sorununun çözüldüğüne inanıyor mu? | Türkiye | DW | 24.09.2021

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

Kürtler Kürt sorununun çözüldüğüne inanıyor mu?

Türk siyaseti son günlerde bir kez daha Kürt sorununun çözümünü tartışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Kürt sorununu çözdük" açıklaması, Kürtlerin yoğun yaşadığı Güneydoğu’da karşılık bulmadı.

Geçmişi Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar dayanan ve Türkiye'nin çözülemeyen en büyük sorunu olan Kürt meselesi, yeniden ülke gündeminin en önemli başlığı haline geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunun çözümünde HDP’yi adres göstermesi, HDP eski Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin ise “Muhatap İmralı’dır” açıklaması, "muhatap kim?” tartışmalarına yol açmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptığı açıklamada “Türkiye’de böyle bir sorun yok.Biz bu işi çoktan çözdük” ifadelerini kullanması ise tartışmaları yeni bir boyuta taşıdı. Peki, Kürtler Kürt sorununun çözüldüğüne gerçekten inanıyor mu?

Tartışmalar ilgi çekmiyor, gündem ekonomi

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Diyarbakır sokakları, bu sorunun cevabını almak için en uygun yer gibi görünüyor. Sur ilçesindeki Gazi Caddesi, kentin en eski çarşısı olmasından dolayı her zaman kalabalık. Yolda yürüyenler de, iş yerlerinin önü veya kahvelerde oturanlar da ekonomi konuşuyor. Kürt sorunu kısık sesle konuşulsa da insanların çoğunun ana gündem maddesini oluşturmuyor. Başkent Ankara’da başlayan tartışma, henüz Kürt seçmenin dikkatini çekebilmiş değil. HDP’nin en çok oy aldığı yerlerden biri olan Diyarbakır’da siyasi tartışmalar halen dikkatli ve sessizce yapılıyor. "Muhatap kim” sorusuna cevap verenler de vermeyenler de net bir ifade kullanmaktan çekiniyorlar. Sokakta bazı insanlar Kürt sorununun kısmen de olsa çözüldüğünü söylerken, nüfusun çoğu buna inanmıyor.

“Kürt sorunu vardır ve hiçbir zaman çözülmemiştir”

Geçen hafta bir batı ilinden memleketi Diyarbakır’a geldiğini söyleyen 35 yaşındaki Sebahattin Çelik, sorunun çözülmediğine inananlardan. Çelik, Doğu ve Batı arasında ciddi fark olduğunu ifade ederken, özel sektörde çalıştığını söyleyen Mahmut Sağlam “Kürt sorunu vardır ve hiçbir zaman çözülmemiştir” diyor. Sağlam, muhatabın Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu ve iktidarıyla, muhalefetiyle bütün partilerin toplanıp, demokratik bir çözüm bulması gerektiğini düşünüyor. İsmini vermek istemeyen 50’li yaşlarda bir Diyarbakırlı ise, “Kürt sorunu çözülmüşse bu kadar insan niye boşu boşuna ölüyor. Buna kediler bile güler” diyerek tepki gösteriyor. İsmini açıklamak istemeyen başka bir vatandaş ise bölgede vatandaşın işsizlikten kırıldığını, anadil gibi önemli sorunların da olduğunu belirtiyor.

Cumhurbaşkanı ne demek istedi?

Sokaktaki insanların çoğu, demokratik hakların genişletilmesi ile sorunun çözülebileceğine inanıyor. Ancak, Erdoğan’ın Kürt meselesinin artık çözüldüğünü söylerken neyi kast ettiği de merak konusu. AKP kaynakları, OHAL’in kaldırılması, Kürtçe yasaklarının kısmi de olsa bitmesi, Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması ve bölgedeki siyasi rahatlamayı Erdoğan’ın açıklamasına referans gösteriyor. PKK sorunu ile Kürt meselesininin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirten parti yetkilileri, terörle mücadelenin kesintisiz devam edeceği, bunan karşılığında da demokratikleşme adımlarının süreceği görüşünde. 

“Sorun her şekilde kendini dayatıyor”

Bölgedeki uzmanlar ve akademisyenler de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorunun çözüldüğüne yönelik açıklamasına katılmıyor. Uzun yıllar Kürt meselesi üzerine çalışan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Vahap Coşkun, Kılıçdaroğlu’nun açıklaması ile iktidarın yeni bir pozisyon aldığı ve Bahçeli’nin sözlerinin Cumhur İttifakının bir nevi sınırlarını çizdiği görüşünde.  Erdoğan’ın sözlerinde denge gözetme kaygısının çok açık bir şekilde kendini belli ettiğine dikkat çeken Coşkun’a göre, Cumhurbaşkanı bir taraftan MHP’nin söylemini doğrulayan, diğer taraftan Kürt seçmeni gözeten bir açıklama yaptı. Ancak Çoşkun, siyaseten söylenen bu sözlerin gerçeğe tekabül etmediğini düşünüyor.

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Vahap Coşkun

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Vahap Coşkun

"Türkiye'nin hem iç siyaseti hem dış siyasetindeki problem alanlarına baktığımızda birincil derece önemli noktanın Kürt meselesi olduğunu görüyoruz. Bugün Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta operasyonlar yapmasının, içeride demokratik ve siyasal alanı daraltan bir takım adımlar atmasının sebebi yine Kürt sorunudur. Siyasilerin cezaevinde olması, millet iradesini gasp eden kayyum uygulamalarının bütün bölgede yayılmasının da sebebi Kürt meselesidir.  Kürtlerin siyasal alana yansıttıkları taleplerin henüz karşılanmadığını görüyorsunuz. O nedenle Kürt meselesi yoktur demek siyaseten söylenen bir laf. Sosyolojik olarak hayatın gerçeğine baktığımızda bu sorun her şekilde kendisini dayatıyor.”

Çözüm sürecinde neler tartışıldı?

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri Kürt meselesinin çözümü ile ilgili sembolik adımlar atılsa da en önemli adım çözüm süreci olarak görülüyor. 2013 – 2015 yılları arasında devam eden ve tarafların karşılıklı suçlamalarıyla çatışmalı bir döneme evrilen süreçte ciddi bir rahatlama başlamıştı. Süreçte PKK’nın Türkiye sınırları dışına çekilmesi, sonra da silah bırakması, demokratik siyasete alan açılması, anayasada eşit vatandaşlık tanımı, anadil yasaklarının tümüyle kaldırılması, Türkiye’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na tam uyumu gibi konular masaya yatırılmıştı. Ancak, Kürt meselesinin çözümünde oldukça önemsenen bu başlıklarla ilgili çözüm önerileri de sürecin bitmesi ile birlikte buzdolabına kaldırıldı.

Çözüm sürecinden sonra ne yaşandı?

Çözüm sürecinin ardından başlayan hendek olayları, devletin bölgeye ciddi bir güvenlikçi politika ile yaklaşmasına yol açtı. Bu süreçten sonra HDP’li belediye başkanları görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu yüzlerce siyasetçi tutuklanarak "terör” suçlamalarıyla yargılandı ve çoğu hapis cezalarına çarptırıldı. HDP’nin 2019 yerel seçimlerinde bölgede kazandığı 65 belediyenin 59’una da kayyum atandı.

“Bugünün koşullarına uygun bir çalışma gerekiyor”

Çözüm sürecinde kurulan Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan DEP eski milletvekili Sedat Yurtdaş da Kürt sorununun bütün canlılığıyla devam ettiğini savunuyor. Kürt sorunu devam ettiği için HDP’ye kapatma davası açıldığını belirten Yurtdaş, Türkiye’de sorunu görememek ve çözememekten kaynaklanan 100 yıllık bir basiretsizlik olduğunu ifade ediyor. Yurtdaş, çözüm sürecinin hem devlet hem Kürt siyaseti için bütün şekilde masaya yatırılması gerektiğini düşünüyor.

DEP eski milletvekili Sedat Yurtdaş

DEP eski milletvekili Sedat Yurtdaş

"Çözüm sürecinden hükümetin murat ettiği şey, silahların bir şekilde susturulmasına yönelikti. Bugün yine aynı koşullarda, aynı yere maalesef dönülmez. Çünkü bir nehirde iki defa yıkanılmaz. Sorun bugün de var. Bugün de çözülmesi için bekleniyor. Yapılması gereken şey, bugünün koşullarına uygun benzer bir sürecin, geçmişteki hatalardan ders çıkarılıp, gerçek çözme iradesini ortaya koyacak bir çalışmanın gündeme alınmasıdır. Türkiye'nin yaşadığı ekonomik, sosyal, siyasal, uluslararası sıkışmışlığın da esas nedenlerinden biri bu meselenin çözülmemiş olmasıdır.”

Kürt meselesi nasıl çözülür?

Bölgede neredeyse herkes Kürt meselesinin çözülmediği konusunda hemfikir. Peki, Kürt meselesinin çözümü için hangi konuların ele alınması gerekir? Doç. Dr. Vahap Coşkun’a göre, öncelikle çatışmanın tamamıyla durdurulması, sorunun çözülmesindeki en önemli adımlardan biri olmalı. Soruna kaynaklık eden problem alanlarının ve talep alanlarının karşılanması gerektiğini belirten Coşkun, bugün Kürt sosyolojisine bakıldığında öne çıkan üç talebin olduğunu ifade ediyor.

"Bunlardan bir tanesi eşit vatandaşlık talebi, ikincisi dilin kullanımı, kamusal alanda ve eğitimde dilin kullanımı, üçüncüsü de yönetimde yani kendi yönetiminde söz sahibi olabilme talebi. Bunları eğer demokratik siyasetin konusu haline getirebilir ve bir şekilde çözebilirseniz o zaman Kürt meselesini normal seyri içerisine almış olursunuz.”

Felat Bozarslan / Diyarbakır

© Deutsche Welle Türkçe

 

Önerdiğimiz linkler