1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

İstanbul Dubai'deki sermayeyi çekebilir mi?

9 Nisan 2026

Küresel finans ve ticaret merkezi Dubai'nin İran savaşı nedeniyle yaşadığı güvenlik zafiyeti, Türkiye'yi harekete geçirdi. Hükümet, Dubai'deki sermayeyi İstanbul'a çekmeyi planlıyor. Peki bu mümkün mü?

https://p.dw.com/p/5BwP2
Dubai, İran savaşı nedeniyle zor günler geçiyor.
Dubai, İran savaşı nedeniyle zor günler geçiyor. Fotoğraf: Amr Alfiky/REUTERS

Türkiye bir yandan İran savaşının sona ermesi ve ateşkes için yoğun diplomatik çabalarını sürdürürken, diğer yandan savaş nedeni ile Körfez ülkelerine karşı güven krizi yaşayan uluslararası sermayeyi kendine çekmeye çalışıyor.

Hem AKP hükümeti hem de Türkiye iş dünyası, turizmden altın ticaretine, finanstan gayrimenkule kadar pek çok sektörde Dubai'deki yatırımların Türkiye'ye yönelmesini için harekete geçmiş durumda. Ancak son 30 yılda bir çöl kasabasından yatırımcılar ve ultra zenginler için küresel bir cazibe merkezi haline gelen Dubai'yi tahtından etmek hiç de kolay değil.

Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) bağlı olan Dubai'nin yaklaşık 4 milyonluk nüfusunun yüzde 90'a yakınını yabancılar oluştururken, kentin ekonomisinin 250 milyar dolar büyüklüğe ulaştığı hesaplanıyor. Yatırımcılar için sağlanan vergi teşvikleri, finansal hizmetler ve lojistik alt yapı nedeniyle Dubai her yıl milyarlarca yeni yatırımı kendine çekiyor.

Dubai Havaalanı'nın arkasında dumanlar yükseliyor.
Dubai Havaalanı'nın arkasında dumanlar yükseliyor. Fotoğraf: AFP

Peki bu şartlarda, Türkiye'nin finans ve ticaret merkezi olan, nüfusu 15 milyonu aşan İstanbul'un Dubai'den "rol çalması" mümkün mü?

DW Türkçe'ye konuşan uzmanlara göre, İstanbul kısa vadede savaşın yarattığı güvenlik kaygıları nedeniyle bazı yatırımları kendine çekebilir; ancak düzgün işleyen bir hukuk sistemi, küresel yatırımcıların güven duyacağı stabil ve gelişen bir ekonomi haline gelmeden İstanbul'un Dubai gibi küresel bir finans ve yatırım merkezi olabilmesi çok zor.

Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu ve FODER Yönetim Kurulu Üyesi Murat Sağman, İstanbul'un Dubai'ye rakip olabilmesi için gereken koşulları anlattı.
Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu ve FODER Yönetim Kurulu Üyesi Murat Sağman, İstanbul'un Dubai'ye rakip olabilmesi için gereken koşulları anlattı. Fotoğraf: Privat

"Henüz o noktada değiliz"

Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu ve FODER (Finansal Okur Yazarlık ve Erişim Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi Murat Sağman , DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, Türkiye'nin teknolojik alt yapı, lojistik ve finansal hizmetler açısından iyi durumda olduğunu, ancak İstanbul'un Dubai'ye rakip olabilmesi için bundan fazlası gerektiğini söylüyor.

Savaş başladıktan sonra İran'ın füze saldırılarına uğrayan Dubai'de havalimanlarının, iş merkezlerinin ve otellerin zarar gördüğünü hatırlatan Sağman, "Uluslararası yatırımcı kuşkusuz bu durumdan ürktü. Gelecek kaygısı başladı. Bu nedenle kısa vadede İstanbul bazı yatırımların yeni adresi olabilir, bir miktar sermaye çekebilir" diyor.

Bu dönemde Türkiye'nin savaşın bir parçası olmayacağı beklentisi ve bazı teşvik adımlarıyla İstanbul'un cazibesinin artırılabileceğini kaydeden Murat Sağman, "Ancak bunlar Dubai ölçeğinde bir finans ve ticaret merkezi olmak için yeterli değil. En temel olarak, yatırımcının güven duyacağı güçlü bir ekonomi ve hukuka sarsılmaz bir güven inşa edilmeli. Henüz o noktada değiliz" diye konuşuyor.

Dubai'de turizm sektörü büyük darbe alırken ünlü alışveriş merkezleri boşalmış durumda.
Dubai'de turizm sektörü büyük darbe alırken ünlü alışveriş merkezleri boşalmış durumda. Fotoğraf: Guiseppe Cacace/AFP/Getty Images

Hükümet harekete geçti

Öte yandan ekonomi yönetimi, Türkiye'nin ekonomi ve hukuk alanlarındaki kötü performansına rağmen, savaşın etkilerinden ürken Körfez sermayesini çekmek için harekete geçmiş durumda.

Geçtiğimiz günlerde Reuters'e konuşan Cumhurbaşkanlığı'na bağlı bir yerleşke olan ve 2023'te bankacılık faaliyetlerine açılan İstanbul Finans Merkezi'nin (İFM) Genel Müdürü Ahmet İhsan Erdem, son bir buçuk ayda 60'ın üzerinde kritik görüşme yaptıklarını, bunların 40'tan fazlasının savaşın ardından hızlanan "güvenli liman" arayışından kaynaklandığını açıkladı. Erdem'in açıklamalarına karşın, henüz merkezini İFM'ye taşımak konusunda somut adım atmış bir şirket bulunmuyor.

Bu açıklamadan iki gün sonra ise Bloomberg'de yayınlanan bir haberde, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yabancı şirketleri çekme ve kendisini bölgesel bir iş merkezi olarak konumlandırma hedefi doğrultusunda, İFM'de sunulan bazı teşviklerin ülke geneline yayılması için çalışma yapıldığı belirtildi. Bakanlık kaynaklarına dayandırılan habere göre, taslağın önümüzdeki haftalarda meclise sunulmasının bekleniyor.

İFM'de bugün itibarıyla faaliyet gösteren firmalara finansal hizmet ihracatından elde edilen gelirlerde yüzde 75 kurumlar vergisi indirimi, bankacılık ve sigorta işlem vergisinden muafiyet ve belirli çalışan maaşlarında yüzde 80'e varan gelir vergisi indirimleri gibi teşvikler sağlanıyor. Buna rağmen özel şirketlerin İFM'ye olan ilgisi, açılışının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen düşük seyrediyor.

Dubai Borsası'ndan bir görüntü.
Dubai Borsası'ndan bir görüntü. Fotoğraf: Waleed Zein/Anadolu/picture alliance

İFM'de özel ofislerin yüzde 60'ı boş

Şu anda İFM bünyesinde başta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) olmak üzere kamu otoriteleri ile birlikte Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank gibi kamu bankalarının genel müdürlükleri, Ziraat Katılım ve Halk Katılım yer alıyor. Ayrıca Epiaş ve Turkish Petroleum Off-Shore Technology Center şirketleri de İFM içerisinde faaliyet gösteriyor.

İFM'den DW Türkçe'ye yapılan açıklamaya göre, yerleşkede 20 bin kişi aktif olarak çalışıyor. Bu sayının 2026 sonunda 40 bine çıkacağı öngörülüyor. İFM yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

"2026 sonunda yerleşke genelinde ofis doluluk oranının yüzde 75 seviyesine ulaşması beklenmektedir. Yerleşkedeki ofis alanlarının yaklaşık yüzde 55'i kamu bankalarının kendi mülkiyetinde bulunmaktadır. Geriye kalan alanların önemli bir bölümü kiralama modeliyle değerlendirilmekte olup, mevcut durumda yaklaşık yüzde 40 oranında kiralanabilir alan yatırımcı ve kurumların kullanımına sunulmuştur."

Bir başka deyişle, toplam 1,3 milyon metrekare ofis alanına sahip İFM yerleşkesinde özel firmalara ayrılan ofislerin şu anda yaklaşık yüzde 60'ı boş durumda bulunuyor.

İFM yetkilileri, "Şu an İFM'de ofisi bulunan özel şirketlerin kaçı yabancı ve hangi ülkelerden geliyor?" sorumuza ise yanıt vermedi.

İstanbul Kültür Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, Körfez ülkelerindeki sermaye miktarının yaklaşık 20 trilyon dolara ulaştığını söylüyor.
İstanbul Kültür Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, Körfez ülkelerindeki sermaye miktarının yaklaşık 20 trilyon dolara ulaştığını söylüyor.Fotoğraf: privat

"Sermaye Doğu Asya ve ABD'ye gitti bile"

DW Türkçe'ye konuşan İstanbul Kültür Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, Körfez ülkelerindeki sermaye miktarının yaklaşık 20 trilyon dolara ulaştığını ve dünyadaki toplam sermayenin yüzde 6'sını oluşturduğunu söylüyor.

Şu an Körfez ülkelerindeki güvenlik sorunu nedeniyle bu ülkelerdeki sermayenin yeni limanlar aramasının normal olduğunu dile getiren Prof. Alçın, "Bu bölgedeki servetin iki bacağı var. Biri likit varlıklar. Bunlar büyük ölçüde zaten halihazırda Singapur başta olmak üzere bazı offshore nitelikteki Doğu Asya ülkelerine gitti. Diğer taraftan da Amerika Birleşik Devletleri'ne hareket etti. Şu an Körfez'de kalan birikim daha çok gayrimenkul. Yani konut, otel ve benzeri gayrimenkuller" diyor.

Gayrimenkul yatırımcısı gelir mi?

Bu nedenle, Türkiye yalnızca finans sektöründe değil, başka alanlarda da Dubai'deki sermayenin peşine düşmüş durumda. Lüks gayrimenkul sektöründe danışmanlık hizmeti veren Ler Properties kurucusu Burak Güler, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Dubai'deki dikey büyüme ve lüks konut başarısının bir benzerini İstanbul'da birebir görmekten ziyade, özellikle A+ ofis ve nitelikli ticari gayrimenkul segmentinde güçlü bir hareketlenme bekliyoruz" diyor.

İstanbul'un sunduğu metrekare maliyet avantajı ve yaşam çeşitliliğiyle Dubai'ye kıyasla daha rekabetçi bir giriş noktası olduğunu dile getiren Güler, "Kısa vadede İstanbul'un Dubai'nin yerini alması değil, onun yanında alternatif ve tamamlayıcı bir merkez olarak daha fazla öne çıkması daha gerçekçi bir senaryo olacaktır. Mevcut yasal düzenlemelerin kararlılıkla sürdürülmesi halinde, İstanbul'un önümüzdeki 5 yıl içinde finansal yatırımlar ve nitelikli gayrimenkul açısından daha görünür ve güçlü bir konuma ulaşacağını öngörüyoruz" diye konuşuyor.

İHA saldırısı sonucu Dubai Havaalanında uçuşlar durmuştu. Bir uçak ve arkada duman görülüyor.
İHA saldırısı sonucu Dubai Havaalanında uçuşlar durmuştu. Fotoğraf: AP Photo/dpa/picture alliance

İstanbul, altın ticaretinin yeni merkezi olur mu?

Türkiye'de Dubai'nin tahtına oturmayı arzulayan bir diğer sektör de mücevher sektörü. DW Türkçe'ye konuşan Mücevher İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Ayhan Güner, Dubai'nin dünya altın ticaretinin yüzde 20'sinin gerçekleştiği bir merkez olduğuna işaret ediyor.

Afrika ülkelerinin ve Türk cumhuriyetlerinin altınlarını küresel sisteme Dubai'den soktuklarını ifade eden Güner, "Şu anda bu ülkeler de zor durumda. İstanbul gerek Altın Borsası gerekse Elmas Borsası ile ve rafineri kapasitesiyle bu anlamda doğan boşluğa talip olabilir. Buna uygun düzenlemeleri yaparak İstanbul'u altın ve mücevher ticaretinin merkezi haline getirebiliriz" diye konuşuyor.

"Hukuka güvenin artması gerekiyor"

Savaşın yarattığı korku ortamının Türkiye'de pek çok sektörde kısa sürede "yatırımlar bize gelir mi?" umudu yarattığına işaret eden Prof. Sinan Alçın'a göre ise özelde İstanbul'un, genelde Türkiye'nin bu uluslararası yatırımcıları çekmesi çok mümkün görünmüyor.

Türkiye'nin vergi istisnası veya indirimi uygulayarak çekebileceği doğrudan yabancı sermayenin sınırlı olduğunu dile getiren Sinan Alçın, "Arzulanan düzeyde doğrudan yabancı yatırım çekebilmek için Türkiye'nin hem hukuka duyulan güvende artış hem de basın özgürlüğü gibi konularda ilerleme kaydetmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulunuyor.