1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Ankara'nın tepki gösterdiği AB raporunda ne var?

Muhammed Kafadar (Derleyen)
5 Kasım 2025

Avrupa Komisyonu'nun 2025 Türkiye raporunda muhalefet partileri ve gazetecilere yönelik siyasi baskılar ile yargı sistemindeki aksaklıklar geniş yer tuttu. Ankara eleştiriler için "taraflı ve ön yargılı" dedi.

https://p.dw.com/p/537WV
Avrupa Birliği ve Türkiye bayrakları
Fotoğraf: Epa_Tolga Bozoglu/dpa/picture alliance

Avrupa Komisyonu, 2025 Türkiye raporunu açıkladı. İfade özgürlüğü ve demokrasi alanındaki gerilemeye dikkat çekilen 112 sayfalık rapora Türkiye Dışişleri Bakanlığı itiraz etti.

Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "(Raporun) Yargı ve temel haklar ile iç siyasi gelişmelere ilişkin taraflı, ön yargılı ve mesnetsiz iddialarını reddediyoruz" denildi.

Raporda yer alan eleştiriler için "Türkiye ile AB arasında olumlu bir gündem oluşturmaya yönelik çabalarla uyumsuz" değerlendirmesini yapan Bakanlık, bunun "tarafların uzun dönemli çıkarlarına da aykırı olduğunu" savundu.

Raporun Kıbrıs'la ilgili bölümüne de sert bir dille itiraz eden Ankara, Brüksel'i taraf tutmakla suçladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

"Her zaman olduğu gibi Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafının gerçeklerle bağdaşmayan, hukuk dışı ve maksimalist görüşlerine yer verilmesi ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin meşru kaygılarının görmezden gelinmesi, AB'nin Kıbrıs konusunda taraf tuttuğunu ve Kıbrıs meselesinin çözüm çabalarına katkı sunmasının mümkün olmadığını bir kez daha ispatlamaktadır."

Türk Dışişleri'nin açıklamasında, Doğu Akdeniz'de azalan tansiyona ve Ankara-Atina arasındaki iyileşmeye Brüksel'in raporunda değinilmesinin "memnuniyetle not edildiği" kaydedildi. Dışişleri açıklamasında, raporda Türkiye'nin "bölgesel barış ve istikrara yönelik yapıcı rolüne yapılan atıfların" ve "(Türkiye'nin) AB açısından taşıdığı stratejik önemin vurgulanmasının anlamlı bulunduğu" da ifade edildi.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında ayrıca, "Türkiye'nin, AB'nin savunma ve güvenlik alanındaki girişimlere ve programlara aktif olarak dahil edilmesi" çağrısı yapıldı.

Dışişleri Bakanlığı binasının dış görünümü
Dışişleri BakanlığıFotoğraf: Diego Cupolo/NurPhoto/picture alliance

Ankara, savunma sanayisi ihracatı için Avrupa Birliği'nin (AB) 150 milyar euroluk ortak savunma fonu SAFE'e katılmak isterken Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye'nin programa dâhil edilmesine engel oluyor.

AB'nin Türkiye raporunda ne var?

Raporda Türkiye hükümetinin itirazına sebep olan bölümlerin başında demokrasi alanındaki eleştiriler geliyor. Bu bölümde, parlamentonun, denetim ve yasama sürecine katılım da dâhil yetkilerini yalnızca sınırlı bir şekilde kullanabildiği, merkezî başkanlık sisteminin güçler ayrılığını ciddi şekilde zayıflattığı ifade ediliyor.

Türkiye'deki sistemin, seçimler dışında hükümeti sorumlu tutmak için gerekli herhangi bir denge ve denetim mekanizması ile araçlarından yoksun olduğu, ayrıca sivil toplum kuruluşlarının da giderek daha zorlayıcı ve kısıtlayıcı bir ortamda faaliyet göstermek zorunda kaldığı kaydediliyor. Özellikle kadın ve LGBTİ+ hakları ile çevre alanında çalışan aktivistlerin hedef alındığı belirtiliyor.

Türkiye'de insan hakları durumunun kötüleştiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıyla uyumlu olmayan adımlar atıldığı da belirtilen raporda; gazeteciler, yazarlar, avukatlar, akademisyenler, insan hakları savunucuları ve diğer muhalif kişilere yönelik soruşturmalar ve mahkûmiyet kararlarının yoğunlaştığı vurgulanıyor. Bu kararların "muğlak yasal tanımlamalarla" alındığının da altı çiziliyor.

Tutuklu yargılanan gazetecilerin, insan hakları savunucularının, avukatların, yazarların ve akademisyenlerin serbest bırakılmalarının sağlanması ve bu davaların AİHS ile AİHM kriterlerine uygun şekilde sonuçlandırılması talep ediliyor. Özellikle insan hakları savunucusu Osman Kavala ve eski HPD Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın AİHM'nin serbest bırakılmaları yönündeki kararlarına rağmen hâlâ cezaevinde olduğuna dikkat çekiliyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bir masada otururken görülüyor
Dışişleri Bakanı Hakan FidanFotoğraf: DHA

Raporda, yargıçların ve savcıların seçimi, işe alımı ve terfisi süreçlerinde şeffaflığı artırmaya yönelik herhangi bir ilerleme kaydedilmediği de vurgulanıyor. Verdikleri kararlar hükümet çıkarlarıyla çeliştiğinde yargıçların görevden alındığı veya rızaları olmadan başka görevlere atandığı kaydedilen metinde, dava dosyalarının yargıçlara dağıtılmasında kullanılan sistemin de yeterince şeffaf olmadığı belirtiliyor.

Yargı süreçlerine dair eleştiriler arasında 2023'teki Kahramanmaraş depremleri ve bu yılın başında Bolu Kartalkaya'da yaşanan otel yangını sonrasında sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin hesap vermesi yönünde çok az ve çok yavaş adım atıldığı da dile getiriliyor. Kamu görevlilerinin yargılanması için bakanlıklardan izin alınmasının şart olmasının süreçleri tıkadığı belirtiliyor.

Ekrem İmamoğlu'nun ismi geçmiyor

Türkiye'ye yönelik en sert eleştirinin getirildiği bölümlerden biri de Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere yönelik bir önceki yerel seçimlerden bu yana devam eden yargı süreçleriyle ilgili oldu.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı dâhil çok sayıda kişinin tutuklu bulunduğu kaydedilen raporda, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 30 yıllık üniversite diploması iptal edilerek cumhurbaşkanlığı yarışına girmesinin engellenmek istendiğinin de altı çizildi. Öte yandan raporda Ekrem İmamoğlu'nun ismi doğrudan kullanılmadı, "İstanbul Belediye Başkanı" olarak anıldı.

Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) devamı niteliğindeki DEM Parti'ye yönelik baskının da sürdüğü, bu siyasi harekete mensup çok sayıda kişinin hâlen cezaevinde bulunduğu ve partinin birçok belediyesinin kayyum idaresinde bulunduğuna da raporda dikkat çekiliyor.

Belediye başkanlarının tutuklanmasına karşı konuşan sanatçıların devlet kanalı TRT'deki projelerden uzaklaştırıldıkları kaydedilen metinde, toplantı ve gösteri özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların muhalefet partilerinin siyasi faaliyetlerini engellemek amacıyla kullanıldığı da aktarılıyor.

Selahattin Demirtaş
AB'nin 2025 Türkiye raporunda Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala'nın devam eden tutukluluklarına yönelik eleştiriler dile getiriliyorFotoğraf: John Thys/AFP/Getty Images

Çözüm süreci rapora girdi

Devam eden yeni çözüm sürecine de değinilen raporda, girişimin "geniş bir siyasi destek gördüğü" belirtiliyor. Ayrıca PKK lideri Abdullah Öcalan'a yönelik izolasyon uygulamasının sonlandırılması olumlu bir gelişme olarak kaydediliyor.

Bununla birlikte Suriye ile Irak'ın kuzeyindeki askeri operasyonların ise sürdüğü ifade ediliyor. Türkiye hükümetinin "terörle mücadele hakkı ve sorumluluğu olduğu" vurgulanan metinde, bunun hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı gösterilerek yapılması gerektiği belirtilirken, Türk güvenlik güçlerinin insan hakları ihlallerine karıştığına dair raporların gelmeye devam ettiğinin altı çiziliyor.

Metinde, Kıbrıs konusunda ise Türkiye'nin adada iki devletli çözümü savunmayı sürdürmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarına vize verilmemesi eleştiriliyor. Türkiye'nin adadaki insansız hava aracı (İHA) üssünü genişletmeye devam ettiği ve Kıbrıslı balıkçı teknelerinin Türkler tarafından taciz edildiği de belirtiliyor. Son dönemde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de herhangi bir sondaj faaliyeti gerçekleştirmemesi ise olumlu bir gelişme olarak sayılıyor.

Raporda, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve diğer resmî veri sağlayıcısı kurumlara olan güveni artırıcı önlemler alınması da isteniyor.

Türkiye'nin ulusal vize politikasının AB'ninkiyle uyumlu olmadığı da sıralanan eleştiriler arasında yer alıyor. Türkiye'nin vize gerekliliklerinin, AB'nin vizesiz ve vizeye tabi ülkeler listesiyle daha fazla uyumlaştırılması talep ediliyor.

Raporda Türkiye'nin göçmenlerin eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için gösterdiği çabadan övgüyle bahsedilirken Brüksel'in 2011'den bu yana, Türkiye'deki göçmenler için 11 milyar euro sağladığı da hatırlatılıyor.

DW / MUK,CÖ