Altı maddede casusluk soruşturması: Somut delil var mı?
27 Ekim 2025
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının "siyasal/askeri casusluk" (TCK 328/1) soruşturmasında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, iletişimci Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ tutuklandı.
Savcılık delil olarak ihbar, dijital kayıtlar, HTS verileri ve Hüseyin Gün adlı kişinin etkin pişmanlık beyanlarını gösterdi. Tutuklama kararı "kuvvetli suç şüphesi" ve "delil karartma/kaçma riski" gerekçelerine dayandırıldı. İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve müdafileri ise suçlamaları reddetti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen "casusluk" soruşturması, 112 Acil Çağrı Merkezi'ne yapılan bir ihbarla başladı. İhbarda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Hüseyin Gün'ün İngiltere, İsrail ve ABD lehine ajanlık faaliyetinde bulunduğu, bu ülkelerle kriptolu hatlar üzerinden temas kurduğu ve Türkiye'de seçim süreçlerine etki edecek finansman sağladığı iddia edildi. Savcılık da bu ihbarı ciddiye alarak Gün'ü gözaltına aldı.
Gözaltında verdiği ifadesinde "etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini" belirten Gün, elindeki dijital materyalleri savcılığa teslim etti. Cihazlarında ABD merkezli siber güvenlik şirketi PiiQ Media yöneticisi Aaron Barr'la yazışmalar bulundu. MASAK, Gün'ün ticari faaliyeti olmamasına rağmen son dönemde yaklaşık 85 milyon TL'lik para hareketi tespit etti. Bu tespitlerden sonra soruşturma, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim kampanyasının danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve İBB Bilgi İşlem Dairesi çalışanı Melih Geçek dahil edilerek genişletildi.
İtirafçı Hüseyin Gün kimdir?
1974 Almanya doğumlu Hüseyin Gün uzun yıllar İngiltere ve ABD'de yaşadı. İfadesinde PiiQ Media LLC'de 'Kurucu Ortak' olduğunu anlatan Gün, yürüttüğü işi açık kaynak istihbaratı (OSINT) temelli analiz ve raporlama olarak tarif ediyor. OSINT; herkese açık kaynaklardan (açık web, sosyal medya, kamu veritabanları vb) bilgi toplayıp analiz ederek karar desteği/istihbarat üretme yöntemini ifade ediyor.
Gün, Necati Özkan'la irtibatının "manevi annesi" Seher Alaçam aracılığıyla kurulduğunu; Özkan'ın kendisinden "İBB verilerinin açık kaynak istihbaratı (OSINT) ortamlarında bulunup bulunmadığını" araştırmasını istediğini anlattı. Bu kapsamda Aaron Barr'ı devreye soktuğunu, Barr ve teknik ekibin hazırladığı raporları Wickr üzerinden Özkan'a ilettiğini; Özkan'ın da bunları Ekrem İmamoğlu'na aktardığını öne sürdü. İmamoğlu'nun bu raporlardan haberdar edildiğini iddia etti.
OSINT'le ibb.gov.tr uzantılı bazı e-posta ve parola kombinasyonlarına rastladığını; hackleme yapmadığını ifade etti.
Merdan Yanardağ'a "yurttaş olarak, küçük miktarlarda" elden destek verdiğini, bu geleneği Seher Alaçam'dan gördüğü şekliyle sürdürdüğünü söyledi; çoğunlukla yüz yüze verdiğini, bankadan gönderim yapmadığını anlattı.Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Gün'ün tutukluluk hali devam ediyor.
Savcılık neyle suçluyor?
Savcılığa göre Hüseyin Gün, yabancı istihbarat servisleriyle bağlantılı bir isimdi. Necati Özkan onun Türkiye'deki irtibat noktası, Ekrem İmamoğlu siyasi hedef, Merdan Yanardağ ise medya ayağıydı.
Savcılık, Hüseyin Gün'ün "ByLock benzeri kriptolu mesajlaşma programı Wickr" üzerinden Necati Özkan ve yabancı istihbarat bağlantılı kişilerle iletişim kurduğunu ileri sürdü. Gün'ün telefonunda "Bluestar81" ve "Jupiter1881" adlı kullanıcı adları bulundu; bunların sırasıyla Necati Özkan ve Hüseyin Gün'e ait olduğu öne sürüldü. Wickr yazışmalarında "Mr Mayor", "Ekrem Bey" ve "Başkan" ifadeleri yer alıyor.
Sevk yazısına göre bu mesajlarda "70 bin gönüllünün dijital olarak aktive edilmesi", "veri tabanına erişim" ve "seçim stratejileri" gibi ifadeler geçiyor. Savcılık, bu temasların "İBB verilerinin yabancı istihbarat adına analiz edilmesi ve seçim süreçlerine müdahale" anlamına geldiğini öne sürdü.
2019'da İmamoğlu'nun makamında çekilmiş bir fotoğraf da İmamoğlu ve Gün'ün irtibatını gösteren delil olarak dosyaya eklendi. Söz konusu fotoğraf hükümet yanlısı medyada da yer aldı.
MASAK raporları, HTS kayıtları ve Gün'ün beyanı birlikte değerlendirilerek üç isim hakkında TCK 328 – siyasal veya askeri casusluk suçlamasıyla tutuklama talebinde bulunuldu.
Casusluk soruşturmasında kim neyle suçlanıyor?
İBB'ye yönelik yolsuzluk suçlamasıyla Mart ayından bu yana Silivri cezaevinde tutulan CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na "devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek" suçlaması yöneltiliyor. Savcılık, "İBB veritabanındaki bilgilerin analiz edilmesi ve bu analizlerin yabancı istihbarat kaynaklarına aktarıldığı" iddiasıyla İmamoğlu'nun tutuklanmasını istedi.
Necati Özkan, İmamoğlu'nun kampanyasının mimarlarından biri olarak biliniyor. Savcılık, "Bluestar81" rumuzlu Wickr hesabının ona ait olduğunu, Hüseyin Gün'ün elde ettiği verileri Özkan üzerinden İmamoğlu'na aktardığını öne sürüyor.
Tele 1 televizyonunun kurucusu ve genel yayın yönetmeni olan gazeteci Merdan Yanardağ da 2023'te "Cumhurbaşkanı'na hakaret" ve "terör örgütü propagandası" suçlamalarından yargılanmış, bir süre cezaevinde kalmıştı. Şimdi "casusluk" soruşturması kapsamında tutuklandı. Savcılık, Gün'ün "Yanardağ'a maddi destek sağladığını" iddia ediyor ve Tele 1 yayınlarını "algı operasyonu" olarak niteliyor.
Soruşturmadaİmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün'ün yanı sıra İBB odaklı 'yolsuzluk' operasyonlarının ikinci dalgasında tutuklanan İSTTELKOM isimli belediye iştirakinin genel müdürü Melih Geçek'in de ifadesi alındı. Geçek'in İBB'ye ait verilerin yurt dışına sızdırılması konusunda dahlinin olduğu iddia edildi.
Şüpheliler ve müdafileri ne diyor?
Ekrem İmamoğlu, Hüseyin Gün'ü tanımadığını, 2019'da yapılan tebrik ziyareti dışında bir temas hatırlamadığını söyledi. "Wickr Me adlı programı hiç kullanmadım. Bahsi geçen kullanıcı adlarıyla ilişkim yok" dedi. Savcılığın dijital materyallerde yer alan "Mr Mayor" ya da "İmamoğlu" ifadeleriyle kendisini ilişkilendirme çabasını reddeden İmamoğlu, bu yazışmaların kendisiyle hiçbir ilgisi bulunmadığını vurguladı.
Gün'ün "seçime 15–20 gün kala kampanyayı yönlendirdiği" iddiasını "hayatın olağan akışına aykırı" diye niteleyen İmamoğlu, uzun bir kampanya yürüttüğünü, birkaç haftalık bir temasla tüm stratejinin değiştirildiği varsayımının gerçekçi olmadığını söyledi.
İfade tutanağına göre İmamoğlu, "casusluk" suçlamasını "hayatına hakaret" olarak nitelendirdi. Savcılığın kendisine yönelttiği isnadı "absürt" bulduğunu, "Komplo teorisiyle karşı karşıya olduğumu düşünüyorum; Roma'yı benim yaktığım daha gerçekçidir" sözleriyle ifade etti.
İmamoğlu'nun avukatları ise savcılığın "gizli bilgi" kavramını somutlaştırmadığını, hangi belgenin devlet sırrı sayıldığının belirtilmediğini ifade etti. Müdafiler, 2019'da İstanbul seçimlerinin iptal edildiği dönemde de benzer iddiaların gündeme geldiğini, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun imzasını taşıyan 02/09/2019 tarihli kararda İBB verilerinin kopyalanmadığının açıkça tespit edildiğini hatırlattı. Ayrıca CMK 147. maddeye göre sanıkların ifade öncesinde avukatla görüşme hakkının fiilen engellendiğini, müvekkillerinin uzun süre bekletildiğini ve baro temsilcilerinin adliyeye alınmadığını belirtti.
Necati Özkan, hakkındaki "casusluk" suçlamalarını reddetti. Savunmasında "Ben bir reklamcıyım, 20 yıldır seçim kampanyalarında çalışıyorum. Görevim adayın mesajını halka duyurmak, reklam filmi ve afiş hazırlamaktır. Gizli bilgiye erişimim ya da dijital veriyle ilgim yoktur" dedi.
Özkan, Hüseyin Gün'ü 2019 İstanbul seçimlerinden 10–12 gün önce tanıdığını, Gün'ün "teknoloji desteği sunmak istediğini" söylemesine rağmen "seçime günler kala böyle bir katkının mümkün olamayacağını" belirterek randevu vermediğini anlattı. Gün'ün daha sonra İBB'ye hizmet satmak istediğini fark ettiğini, bu nedenle "yardım teklifini reddettiğini" ifade etti. "WhatsApp dışındaki hiçbir yazışma bana ait değil. Wickr hesabım yok, bu uygulamayı da hiç kullanmadım" dedi.
Özkan, hakkındaki suçlamaların "kurgu" olduğunu, kendisine herhangi bir rapor veya veri gönderilmediğini aktardı.
Müdafileri de "Wickr" yazışmalarına ilişkin teknik delil bulunmadığını belirterek, "BluStar81 hesabının Özkan'a ait olduğu ispatlanmamıştır. Bu yazışmalarda gizli bilgi ya da devlet sırrı yoktur, ifadeler siyasi yorumlardan ibarettir" dedi.
Savunma, Özkan'ın kamu görevlisi değil, kampanya danışmanı olduğunu; bu nedenle TCK 328 kapsamındaki 'siyasal veya askerî casusluk' suçunun unsurlarının oluşmadığını savundu.
Avukatlar ayrıca "İBB verilerine erişim sağlandığına dair somut bulgu bulunmadığını, suçlamaların yalnızca Hüseyin Gün'ün beyanlarına dayandığını" belirtti.
Merdan Yanardağ, üzerine atılı 'siyasal/askeri casusluk' suçlamasını kabul etmedi. Hüseyin Gün'le ilişkisinin yalnızca izleyici–yayıncı düzeyinde sınırlı olduğunu, tutuklanmasından bile haberdar olmadığını anlattı.
İfadesine göre Gün'ü, annesi olarak gördüğü Tele1 izleyicisi Seher Alaçam aracılığıyla tanıdı; Alaçam'ın vefatından sonra bir kez taziye ziyaretinde bulunduğunu, bunun dışında düzenli bir temas olmadığını belirtti. Sohbetlerinin de diğer izleyicilerin tepkilerine benzer nitelikte olduğunu anlattı; kanala yapılan küçük miktarlı elden bağışların ise muhasebeleştirildiğini söyledi.
10 bin ve 5 bin Euroluk para transferi iddialarını ise "tamamen asılsız" olarak nitelendirdi.
Avukatı, MASAK ve Emniyet incelemelerinde ne Yanardağ'ın hesabına ne de Tele1 televizyonuna herhangi bir para girişi tespit edilmediğini, Hüseyin Gün'ün hesabındaki 10 bin Euroluk çekim kaydının da "kime verildiği belirsiz bir işlem" olduğunu vurguladı. Tanık beyanında geçen ikinci, 5 bin Euroluk ödemenin ise hiçbir kaydının bulunmadığı belirtildi.
Savunma tarafı, bu iddiaların yalnızca tanık beyanına dayandığını ve "somut maddi delil içermediğini" ifade etti. Müdafi, "siyasal veya askerî casusluk" suçunun temel unsuru olan gizli bilgi teminine ilişkin herhangi bir delilin dosyada yer almadığını, iddianın yalnızca Hüseyin Gün'ün yoruma dayalı anlatımına dayandığını belirtti.
Soruşturma sürecinde Tele1 televizyonuna TMSF tarafından kayyum atanması soruşturmanın siyasi niteliğine dair tartışmaları büyüttü. Savcılığın sevk yazısında, Tele1'in "Ekrem İmamoğlu lehine kamuoyu oluşturmak amacıyla kullanıldığı" ve kanalın genel yayın yönetmeni Yanardağ'ın "basın ayağını oluşturduğu" ileri sürüldü.
Melih Geçek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı'na bağlı İSTTELKOM AŞ'de görevli olduğunu belirterek, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. "Bana sormuş olduğunuz Hüseyin Gün isimli şahsı tanımam, bilmem" diyen Geçek, Hüseyin Gün'le hiçbir görüşme yapmadığını, olası bir toplantıya katılmış olsa da bunun "o dönemde yapılan yüzlerce görüşmeden biri olabileceğini" söyledi. Geçek, 2019'da belediyenin teknoloji projeleri ve seçim sonrası tebrik görüşmeleri kapsamında pek çok toplantı yaptığını, Gün'ün bahsettiği Kasımpaşa'daki toplantıyı da hatırlamadığını ifade etti. Geçek, Hüseyin Gün'ün adını verdiği kriptolu mesajlaşma uygulaması Wickr'ı hiç duymadığını ve kullanmadığını söyledi.
Savcılığın Hüseyin Gün'ün beyanlarına dayandırdığı suçlamaları reddeden Melih Geçek, Gün'ü tanımadığını ve kendisiyle herhangi bir temasının bulunmadığını söyledi. Geçek, başka suçtan tutuklu olması nedeniyle ifadesinin ardından bulunduğu cezaevine geri gönderildi.
Tutuklama kararı neye dayandı?
İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, 26 Ekim 2025'te Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ'ın tutuklanmasına karar verdi. Kararda, "kuvvetli suç şüphesi", "delil karartma riski" ve "kaçma ihtimali" gerekçeleri öne çıktı.
Hakimlik, Hüseyin Gün'ün etkin pişmanlık beyanlarını "iç tutarlılığı güçlü ve diğer delillerle örtüşen nitelikte" buldu. Buna karşın savunma tarafının 2019 tarihli İçişleri raporuna, Wickr hesabının aidiyeti konusundaki itirazlarına ve savunma hakkının kısıtlanmasına ilişkin argümanlarına gerekçede yer verilmedi.
Kararda ayrıca suçun "katalog suç" kapsamında olduğu, ağır hapis cezası öngörmesi nedeniyle adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı belirtildi.
Soruşturmanın tartışmalı noktaları
Soruşturma dosyasında "devlet sırrı" niteliğinde bir belgenin bulunmaması, delil niteliği taşıyan yazışmaların kime ait olduğunun teknik olarak doğrulanmaması ve tüm iddiaların tek bir tanığın beyanına dayanması, davanın hukuk çevrelerinde en çok tartışılan yönleri oldu.
Savunma avukatları, "etkin pişmanlık beyanının başkalarını suçlayıcı nitelikte olduğu için delil sayılamayacağını", "gizli bilgi" unsurunun oluşmadığını ve tutuklamanın orantısız olduğunu savunuyor.
Savcılığın "siyasal casusluk" suçlamasını nasıl somutlaştıracağı, dosyanın yönünü belirleyecek en kritik aşama olacak.