Almanya′ya hukuk devleti eleştirisi | ALMANYA | DW | 18.07.2018
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

ALMANYA

Almanya'ya hukuk devleti eleştirisi

Geçen hafta karara bağlanan NSU davası Almanya'da hukuk devletini tartışmaya açtı. Çarşamba günü Berlin'de açıklanan bir rapor dava sürecinde aydınlatılamayan noktalarla ilgili önemli ipuçları içeriyor.

Berlin-Brandenburg Türkiye Toplumu (TBB), Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) cinayetleri hakkında hazırladığı kapsamlı raporu, Berlin’de düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı. 

Aşırı sağ uzmanı Prof.Dr. Hajo Funke’nin kaleme aldığı raporda, Alman güvenlik makamlarının ihmalleri ve belgelerin imha edilmesi sert bir dille eleştirilirken, cinayetlerin aydınlatılabilmesi için, ABD’deki gibi güçlü bir soruşturma komisyonu kurulması, tüm gizli dosyaların açılması talep edildi. 

“NSU hakkındaki mahkeme kararı ve hukuk devletinin sınırları" başlıklı 93 sayfalık raporda, Almanya’da bugüne kadar kurulan NSU cinayetlerini inceleme komisyonlarının ve Münih’teki dava sürecinin gerçekleri açığa çıkarmada yetersiz kaldığı vurgulandı. 

ABD modeliyle yeni bir özel soruşturma komisyonunun kurulmasının önerildiği raporda, böyle bir komisyonun her türlü dosya ve belgeleri talep edebileceği, iç istihbarat teşkilatının belgelerine erişebileceği, bağımsız olarak kendi soruşturmalarını yürütebileceği kaydedildi. 

TBB'den Ayşe Demir ve Safter Çınar ile aşırı sağ uzmanı Hajo Funke

TBB'den Ayşe Demir ve Safter Çınar ile aşırı sağ uzmanı Hajo Funke

"Tarihi fırsat kaçırıldı”

Prof. Dr. Hajo Funke, basın toplantısında yaptığı açıklamada, geçen hafta sona eren NSU davasında tarihi bir fırsatın kaçırıldığını söyledi. 

Manfred Götzl başkanlığındaki mahkemenin hukuki yetkinlik sergileyemediğini, yargı bağımsızlığının güvence altında olduğuna dair güçlü bir mesaj verilemediğini söyleyen Funke, sanıkların hafif cezalara çarptırılmasını, NSU destekçileri Andre Emminger ve Ralf Wohlleben’ın serbest kalmasını şu sözlerle eleştirdi:

“Başsavcılık tarafından neredeyse hücrenin dördüncü üyesi olarak tanımlanan, 12 yıl hapis cezası istediği Andre Emminger, dava boyunca bilgi veren, pişman olduğunu söyleyen, aşırı sağcılara sırt çeviren Carsten Schulze'den daha az ceza aldı. Bu o kadar anlaşılamaz, büyük ve korkunç bir skandal ki başsavcılık bile temyize gitmek durumunda hissetti.”

Wohlleben muhbir miydi?

Çarşamba günü serbest kalan NSU destekçilerinden Ralf Wohlleben'in iç istihbarata çalışan bir muhbir olduğu, bu nedenle serbest kalmasının sağlandığı şeklindeki iddiaları değerlendiren Funke, 2000’li yılların başında aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti (NPD) hakkındaki kapatma davası sürecinde çalışan bir savcının, Wohlleben ismini muhbirler listesinde gördüğü yönündeki ifadelerini anımsattı. 

Savcıyla görüştüğünü söyleyen Funke, savcının “Ben görme imkanım olan listede Wohlleben’ın ismini gördüm” dediğini aktardı. Funke, “Çok inandırıcıydı, ayrıca bunu söylediği için bir hukuk devletinde olmayacak ölçüde baskı gördüğü için de daha da inandırıcı oldu. Wohlleben’in de bir muhbir olduğu ihtimalini dışlayamayız…” dedi.

NSU davasında on yıl hapis cezasına çarptırılan ve tutuklu bulunduğu süre gözetilerek tahliye edilen Ralf Wohlleben.

NSU davasında on yıl hapis cezasına çarptırılan ve tutuklu bulunduğu süre gözetilerek tahliye edilen Ralf Wohlleben.

NSU'nun oluşumunda muhbirlerin rolü

Siyaset bilimci Funke, NSU’yu aydınlatma çabalarının büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlandığını  söylerken, ırkçılıkla mücadelenin, demokratik partilerin de müdahil olduğu yeni bir aşamaya taşınması zamanının geldiğini vurguladı. 

Funke, NSU cinayetlerinde kamu görevlilerinin görevi ihlal, ihmal, hatta cinayete iştirak suçlarını işleyip işlemediklerinin de mutlaka bağımsız soruşturmalarla açıklığa kavuşturulmasını istedi. 

“Nasyonal Sosyalist Çete” olarak tanımladığı NSU’nun üç kişiden oluşmadığını, 100 ila 150 kişilik bir ağ olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Funke bu ağın 90’lı yıllarda muhbirlerin de katılımıyla oluştuğunu, buradaki muhbirlerin büyük ölçüde iç istihbarat örgütü Anayasa’yı Koruma Teşkilatı tarafından maddi olarak da desteklendiğini ve korunduğunu savundu. Funke NSU'nun oluştuğu süreçte aktif rol alan aşırı sağcı muhbir Tino Brandt'ı örnek göstererek şunları söyledi: 

“Örneğin iç istihbarat örgütü muhbiri Tino Brandt, işlediği suçlardan ötürü hakkında 30 ayrı suç duyurusu olmasına rağmen tek bir suçtan mahkum edilmedi. İç istihbarat, polis ve savcılığın koordineli çabasıyla Brandt hakkında soruşturma yürüten polisler engellendi… Bu Brandt’ın, bugün serbest bırakılan NSU destekçisi Ralf Wohlleben ile birlikte kendilerine bir hareket alanı keşfetmelerine, 90’lı yıllarda Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinin en büyük ve en tehlikeli Neonazi yapılanmasını oluşturmalarına yol açtı…” 

“İç istihbarat sorumludur

Funke, iç istihbarat servisi Anayasa’yı Koruma Teşkilatı’na sert eleştiriler yöneltirken bu kurumun NSU’nun aydınlatılmasına yardımcı olmadığını, “sistematik bir karartma çabası içerisine” girdiğini kaydetti. 

Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Hans-Georg Maassen’ın NSU mahkeme kararının açıklanmasından sonra Tagesspiegel gazetesine verdiği söyleşide, “Cinayetlerle ilgili halen pek çok konu karanlıkta kaldı” demesini de sert bir dille eleştiren Funke, şu yorumu yaptı: “Haklı. Pek çok konunun karanlıkta kalmasını bizzat kendisi sağladı… Bu doğruları çarpıtma politikasının ucuz bir örneğidir…”

Funke, “NSU’yu aydınlatma çabalarını bloke etmelerinin nedeni, bazı siyasetçilerin ya da kamu görevlilerinin Nasyonal Sosyalist ideolojiye sahip olmaları mı?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

“Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda çok az sayıda kişi dışında Nasyonal Sosyalist ideolojiye ya da aşırı sağcı düşünceye sahip kişiler olduğunu düşünmüyorum, bunu ispatlamak için deliller lazım… Bulgular ışığında şunu söyleyebiliriz: Muhbirler ağı genişletildi ve bir noktada kontrolü kaybettiler. Öyle bir noktaya geldi ki, ya kendileri de suçlu konumuna düşecekti ya da örtbas edeceklerdi. Örtbas etmeyi tercih edip sistematik olarak belge imha ettiler. İşte skandal bu.”

NSU davasında kararın açıklandığı 11 Temmuz'da çeşitli protesto gösterileri düzenlendi.

NSU davasında kararın açıklandığı 11 Temmuz'da çeşitli protesto gösterileri düzenlendi.

“Peşini bırakmayacağız!

TBB Sözcüsü Ayşe Demir de basın toplantısında yaptığı açıklamada, Başbakan Angela Merkel’in 6 yıl önce mağdurlara  ‘NSU cinayetlerini aydınlatma, suç ortakları ile azmettiricileri ortaya çıkarma ve tüm suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılmasını sağlama' sözü verdiğini hatırlatarak "Verilen bu söz tutulmamıştır” dedi. Demir, şöyle devam etti:

“Başbakan Merkel NSU cinayetlerinin Almanya için bir utanç olduğunu söylemişti. Şimdi NSU suçlarını aydınlatma iradesinin olmaması utancı buna eklendi. Bu da Almanya için ikinci bir utançtır.” 

NSU dosyasının kapatılmak istendiğini söyleyen Demir, “Bugün açıkladığımız raporla, geçtiğimiz hafta açıklanan mahkeme kararıyla bu dosyanın kapanmayacağını, kapanmaması gerektiği mesajını vermek istiyoruz. Biz TBB olarak bu işin peşini bırakmayacağız, verilen aydınlatma sözü tutulana kadar huzur vermeyeceğiz” dedi. 

TBB Yönetim Kurulu üyesi Safter Çınar da devletin cinayetlerin önlenememesindeki sorumluluğun aydınlatılamadığına dikkat çekti, tepkisini “Hangi kamu görevlisine hesap soruldu? Aksine, bu süreçte kimi ilgili kişiler terfi ettirildiler” sözleriyle dile getirdi. 

NSU’nun aydınlatılamamasından Almanya demokrasisi ve hukuk devletinin darbe aldığını kaydeden Çınar, “Herkese çağrımızdır: Bu işin peşi bırakılmamalıdır” dedi.

TBB tarafından hazırlanan rapor, derneğin internet sayfasında da yayınlandı. 

NSU terörünün tüm boyutlarıyla aydınlatılması için yasama, yürütme ve yargı ayaklarında son yedi yılda yürütülen çalışmalara ışık tutan, 11 Temmuz’da açıklanan mahkeme kararını mercek altına alan 93 sayfalık raporda, gerçeklerin bugüne kadar ortaya çıkartılmasını engelleyen nedenler, ırkçı seri cinayetler skandalından çıkartılması gereken dersler sıralanıyor.

Değer Akal / Berlin

© Deutsche Welle Türkçe

 

Önerdiğimiz linkler

Reklam