10 Ekim katliamı davasında karar: ″Adalet yerini bulmadı″ | Türkiye | DW | 03.08.2018
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

10 Ekim katliamı davasında karar: "Adalet yerini bulmadı"

En az 100 kişinin öldüğü Ankara Garı saldırısı davasında karar açıklandı. Dokuz sanığa 101'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi mağdurlar ve avukatlar tarafından yeterli görülmedi.

10 Ekim'deki saldırıda resmi rakamlara göre 100 kişi yaşamını yitirdi.

10 Ekim'deki saldırıda resmi rakamlara göre 100 kişi yaşamını yitirdi.

"Oğlumu gözümün önünde öldürdüler. Adalet istiyorum…"

Zöhre Tedik, bütün ailesiyle gitmişti "barış" mitingine. Tarihler 10 Ekim 2015'i gösteriyordu. Ankara Tren Garı katliamı olarak anılan ve Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olan o gün; resmi rakamlara göre 100 kişi yaşamını yitirdi. Zöhre Tedik, 32 yaşındaki oğlu Korkmaz Tedik'i kaybetti. Sonraki tarihleri hep 'kayıp' olarak hafızasında tuttu. Yaşadığı sürece 'adalet istemekten' vazgeçmemeye karar vermişti:

"O yüzden tüm duruşmaları izledim. İki yıl geçti, 53 duruşma oldu. Gerçek adalet istiyorum. Bu karar da Türkiye'de gerçek adaletin olmadığını gösterdi. Ama ben vazgeçmeyeceğim."

Zöhre Tedik

Zöhre Tedik

Ankara Garı'nda 10 Ekim 2015'te IŞİD saldırısı sonucu 100 kişinin hayatını yitirdiği katliamla ilgili 19'u tutuklu, 17'si firari 36 sanığın yargılandığı davanın karar duruşması Sincan Cezaevi'ndeki duruşma salonunda üç günde tamamlandı. Duruşmada mağdur avukatları, davanın 'kamu görevlilerini' de kapsayacak şekilde genişletilmesini, saldırının bir 'insanlık suçu' olarak değerlendirilmesini ve sanıkların tümünün örgüt bağlantılarının açıkça ortaya konulmasını istedi. Ancak, mahkeme heyeti bu istekleri yerinde görmedi. Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davanın karar duruşmasında mahkeme heyeti, 9 sanık için 'anayasal düzeni ihlal' suçundan birer kez, 'kasten öldürme suçundan' da 100'er kez olmak üzere toplam 101'er kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi. Mahkeme, 9 sanığa da örgüt üyeliğinden değişik yıllarda hapis cezası verirken, firari sanıkların dosyalarını ayırdı.

Karar; avukatları da, aileleri de tatmin etmedi. Zöhre Tedik, "Ben bir anneyim, direneceğim" sözleriyle, adalet arayışının karardan sonra da süreceğini dile getirdi. Çünkü adalet yerini bulmadı Zöhre Tedik'e göre. Adaletin yerini bulması için de tüm yollar 'bilinçli bir şekilde' kapatıldı. Ona göre 'katliamı önlemesi için görevini yapmayan kamu görevlileri'ne adaletten daha çok sahip çıkıldı.

"Adaleti engelleyen el"

Öğretmen Ayşegül Duman 10 Ekim katliamından yaralı olarak kurtulmuştu. Sakatlığı nedeniyle iki yıldır yapamadığı öğretmenlik görevine yeni dönebildi. Aklında hep 'adalet' vardı:

"Adalet öyle uzak bir yerde değil. Bir el, onun ortaya çıkmasını engelliyor, duruşmalar boyunca buna tanıklık ettik. Bombalar patladığında ambulanslar bir saat gelmedi. Niye beni yerde bıraktılar. Hastaneye zamanında gidemediysem trafik yüzünden değil. Götürmediler beni hastaneye."

Tıpkı Zöhre Tedik gibi o da 'adaletin yerini bulmadığı' için mücadelesini, adalet arayışını sürdüreceğini söyledi Ayşegül öğretmen.

Ayşegül Duman

Ayşegül Duman

Duruşmaya olağanüstü güvenlik

10 Ekim Gar Katliamı'ndan kurtulanların, yakınlarını yitirenler için karar duruşması çok önemliydi. Karar, Türkiye'de adaletin olup olmadığı yönündeki tartışmalarda belirgin bir örnek olacaktı onlar için.

Ankara Adliyesi'ndeki "yer darlığı ve güvenlik" gerekçesiyle Sincan Cezaevi'ne alınan ve üç gün süren karar duruşmasını sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yanı sıra CHP ve HDP'li vekiller de izledi. Cezaevi çevresindeki olağanüstü güvenlik önlemleri duruşmalara katılan herkesin tepkisini çekti. Öyle ki; duruşmaya gelmek isteyenler üç farklı arama noktasından geçirildi. Araçlar, belli bir noktada durdurulduktan sonra duruşmaya katılmak isteyenlerin salona kadar yürümesi istendi. Çok sayıda çevik kuvvet polisi, TOMA ve akrep araçlarıyla güvenlik önlemleri alındı. Yine de davaya ilginin düşmediği gözlemlendi. 900 sanık sandalyesi kapasitesi bulunan ve 15 Temmuz davaları için yapılan geniş salonun dolduğu görüldü. Salona getirilen 19 tutuklu sanık, 200 jandarma ve 100 kadar polisle çembere alındı.

Duruşma boyunca 'olağanüstü güvenlik önlemleri' tepki gördü. Mağdur avukatlarından Mustafa Kemal Gündüz, davanın Sincan'a taşınmasına tepki gösterenlerden yalnızca biriydi. Gündüz, "Duruşma, şehir merkezinden kaçırıldı. Müvekkillerimizi, sanıkları doğru düzgün göremediğimiz bir ortamda adil yargılama olmaz" dedi. Öğretmen Ayşegül Duman, "Bu duruşma için alınan güvenlik önlemleri 10 Ekim günü alınsaydı, bombacılar katliam yapamazdı" sözleriyle tüm mağdurların tepkisine tercüman oldu.

"Kamu görevlileri yargılansın"

Sincan'daki üç günlük duruşma maratonunun sonunda alınan kararın kendilerini neden tatmin etmediğini, gerçekte ne istediklerini şöyle anlattı Zöhre Tedik:

"İstihbarat raporlarına rağmen katliama göz yuman, güvenlik önlemi almayan, yaralıların üzerine gaz sıkan ve ambulansların gönderilmesini engelleyen tüm kamu görevlileri yargı önüne çıkarılmadan içimiz rahat etmeyecek."

Duruşma boyunca tüm mağdur yakınları, mahkemeden ne beklediklerini Tedik'le nerdeyse birebir dile getirdi. Hepsi, mahkeme heyetine "IŞİD'lilerin bomba atmasına göz yumanlar, çocuklarımızın hastaneye yetiştirilmesine engel olanlar neden yargılanmıyor" sorusu yönelttiler.

"İnsanlık suçu sayılsın"

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Avukat Mehtap Sakinci Coşgun, 10 Ekim'de eşini kaybetmişti. Sonrasında, katliamda asıl sorumluların ortaya çıkarılması için verilen mücadelenin öncü ismi oldu. Coşgun, "Yaşadığımız tüm engellere karşın katliamın bir insanlık suçu sayılmasını istemekten vazgeçmeyeceğiz. Bu suçun gizlendiği sürece toplumda yeni katliamların önünün açılacağı yönündeki görüşümüzü ısrarla yineleyeceğiz. Adalet yok, adalet yerini bulmuyor diye sus-pus kalmayacağız" diyor.

Kararın açıklanmasıyla birlikte 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği de fiilen kapatılmış oldu. Coşgun, karar sonrası yaptığı açıklamada, "Hayatlarımızdan iki yıl yargılama, üç yıl da umutlarımız çalındı. Ama dayanışmamız adalet arayışımızı güçlendirdi" dedi.

Avukat Mehtap Sakinci Coşgun

Avukat Mehtap Sakinci Coşgun

Karara ilişkin bir açıklama da avukat İlke Işık'tan geldi. Işık, "10 Ekim günü önlem almayanları, Gaziantep'i IŞİD hücresi haline getirenleri biliyoruz. Adalet bu ülkede zor. Ama dayanışma, mücadele var diye de sanıklar tahliye edilemedi. Mahkeme gerçek sorumluları yargılayamadı" dedi. Cezaların yetersiz olduğunu belirten İlke Işık, katliamı planlayan sanıkların halen 16'sının firari olduğunu, ülkenin çeşitli yerlerinde faaliyet gösterdiğini söyledi. Işık, katliamla ilgili kamu görevlilerinin ve bağlantılarının dava dosyasında yer almadığını söyledi.

"Yeni katiller türer"

HDP'li Kemal Bülbül ve CHP'li Mahmut Tanal. İkisi de duruşmaları takip ettiler, sanıkları dinlediler, mağdurlarla görüştüler. Bülbül, sanıkların çoğunun 'ülkü ocaklarıyla ilişkili olduğunu' anlatmalarını, kendilerini 'muhafazakar, dinci' olarak tanımlamalarını şaşkınlıkla dinlediğini belirtirken, "Sadece insanlığa karşı değil tüm evrene karşı işlenmiş bir suç var ortada. Siyasiler bu suçu işleyenleri -öfkeli çocuk diye tanımladı, örgüte –kokteyl- dedi. IŞİD'e yol açan valiler, kaymakamlar, nerde" sözleriyle karara tepkisini gösterdi. Bülbül, "Toplumda yeni katiller türemesinin yolu açılıyor. Bunu da bizim adalet beklediğimiz mahkemeler yapıyor" dedi.

CHP'li Mahmut Tanal da, 10 Ekim Gar katliamından "Ankara valisi, kaymakamı, istihbarat yetkilileri, Antep valisi, IŞİD'in Türkiye'de gezmesini önleyemeyen tüm kamu görevlileri sorumlu. Ama neden onlara ceza kesilmedi" diye sordu.

Hilal Köylü/ Ankara

© Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler