Çeteler çocukları nasıl bünyesine katıyor?
21 Nisan 2026
Kahramanmaraş'taki okul saldırısının ardından suça sürüklenen çocuklar konusu yeniden Türkiye'nin gündemine geldi. En büyük meselelerden birisi ise "yeni nesil" çeteler.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Direktörü, radikalleşme ve terör uzmanı Prof. Dr. Hilmi Demir ve oğlu Avukat Oğuz Demir kaleme aldıkları "Yeni Nesil Çeteler ve Radikalleşme" isimli kitapta, bu yapıların özelliklerini ve çocukları nasıl suça sürüklediklerini anlatıyor.
"Suç artık ideolojik ya da sınıfsal değil"
Prof. Dr. Demir'e göre dünyanın ve Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu tablo, klasik suç örgütlerinden çok daha karmaşık.
"Suç artık ideolojik, sınıfsal olmaktan çıktı... Yeni bir radikalleşme tipolojisiyle karşı karşıyayız" diyen Demir, Türkiye'de suç dünyasının yapısının son yıllarda köklü bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çekiyor.
Buna göre, geleneksel, katı hiyerarşilere dayanan "mafya tipi" örgütlenmeler yerini artık daha esnek, hücresel ve sınır aşan ağlara bırakıyor. Demir bu değişimin, "yalnızca suç örgütlerinin çalışma biçimini değil, devletin mücadele yöntemlerini de yeniden düşünmesini zorunlu kıldığını" söylüyor.
Yeni nesil suç ağlarında şiddet daha rastgele, daha kamusal ve daha kuralsız. Eskiden belirli "racona" bağlı, sınırlı hedeflere yönelen şiddet; artık sokakta, kamusal alanlarda ve çoğu zaman sembolik sınırların dışında gerçekleşiyor.
Öte yandan suç örgütlerinin devletle ilişkisinde de önemli bir kırılma söz konusu. Geleneksel yapılar açık çatışmadan kaçınırken, yeni nesil çeteler devlet otoritesine ve kolluk kuvvetlerine doğrudan meydan okuyabiliyor.
Avukat Demir de yeni dönemde suç örgütlerinin artık tek merkezden yönetilen, monolitik yapılar olmadığına, aksine küçük hücrelerin bir araya geldiği, yatay ilişkilere sahip ve gerektiğinde hızla dağılıp yeniden kurulan ağlara dönüşmüş olduğuna işaret ediyor.
Bu nedenle bu tür yapılar, kolluk kuvvetlerinin klasik "lideri yakala, örgüt çöksün" yaklaşımına karşı bağışıklığa sahip. Çünkü bir hücrenin çökmesi, tüm ağı felce uğratmıyor.
İnternetin fişini çekmek çözüm mü?
Bu arada Hilmi ve Oğuz Demir'in araştırmalarına göre, geleneksel mafyada görünmezlik stratejik bir tercihken, yeni nesil yapılar görünür olmayı bir güç aracı olarak kullanıyor.
Bu kapsamda sosyal medya bu örgütler için adeta bir vitrin işlevi görüyor. Lüks yaşam, silahlar ve şiddet içerikleri üzerinden hem korku hem de cazibe üretiliyor.
TikTok, Instagram veya YouTube'un suç örgütleri için bir vitrine dönüşmesi uzmanların en çok kaygı duyduğu başlıklardan biri.
Demir, sosyal medyanın yalnızca bir "gösteri alanı" değil, aynı zamanda bir çeşit "işe alım mekanizması" olduğunu söylüyor ve şunları kaydediyor:
"TikTok’'ta çeteler video çekiyor... 'Bu hayat kötü değil, şöhret olursunuz, para kazanırsınız' diye reklam yapıyorlar. Bu içerikler, özellikle 'arayış içinde olan' çocukları çekiyor."
Demir'e göre, çocuklar bilgisayar başında sanılanın aksine yalnız değil; çevrim içi dünyada da grup aidiyeti içinde. Demir bunu "Çocuk bilgisayarın başında değil sadece; o sırada bir grubun içinde. Çevrim içi ve çevrim dışı dünya iç içe. Mesela Maraş'taki saldırıyı yapan çocuğun da aynı şekilde bir grubun içinde olduğu anlaşılıyor" sözleriyle açıklıyor.
Ancak Demir'e göre "internetin fişini çekmek" bir çözüm değil; çünkü sorunun kaynağı dijital dünya değil, daha çok sosyal nedenler.
Çocuklar suça nasıl çekiliyor, nasıl radikalleşiyor?
Prof. Dr. Demir'e göre çocukların ya da gençlerin bu yapılara katılım süreci farklı aşamalardan oluşuyor.
İlk aşamanın "kırılganlık ve travmalı geçmiş" olduğunu söyleyen Demir, aile içi sorunlar ve düşük benlik algısının çocuklarda etkili olduğunu belirtiyor. Sosyal dışlanma, okulda başarısızlık ve akran zorbalığı da radikalleşmedeki diğer önemli faktörler.
Bu aşamaları yaşayan bir çocuk ya da genç, dijital yankı odalarında şiddeti normalleştiren içeriklerle temas etmesi durumunda giderek radikalleşebiliyor.
Silahlanma ve eylem yani suç örgütüne fiilen katılım ise aslında en son aşama. Bu süreçte sosyal medya kritik rol oynuyor. "Grooming" olarak tanımlanan yöntemle gençler önce dijital ortamda etki altına alınıyor, ardından da fiziksel temasla örgüte çekiliyor.
"Grooming" ifadesi; birini gelecekteki role hazırlamak, yetiştirmek veya bir yapı içine katmak için hediye verme, ilgi gösterme, sır isteme, yalnızlaştırma gibi yöntemlerle çelmek anlamına geliyor.
"Demir yumruk" ters tepebilir
Kitaba göre tüm bu tablo, sadece güvenlik odaklı politikaların yetersiz kaldığını gösteriyor.
Demir, yalnızca tutuklama ve sert müdahale yöntemlerinin ya da güvenlik tedbirlerinin suç oranlarını kalıcı olarak düşürmediğini, hatta bazı durumlarda örgütleri daha sert ve kapalı yapılara dönüştürdüğünü belirtiyor.
Buna karşılık Demir, kapsamlı, önleyici ve tüm kurumları içine alan yöntemler öneriyor. Yani suçun yalnızca sonuçlarına değil, onu besleyen sosyo-ekonomik nedenlere odaklanılması gerekiyor. Eğitim, sosyal ve psikolojik destek, gençlere yönelik koruyucu politikalar ve dijital alanın düzenlenmesi bu modelin temel unsurları arasında.
Ekonomik koşullar ne kadar rol oynuyor?
Demir'e göre gençleri şiddete ve çetelere iten başlıca faktörler arasında ekonomik yoksulluk ve toplumsal adaletsizlik de yer alıyor.
Genç işsizliğinin artması durumunda çetelerin eleman kazanma imkanlarının artacağını söyleyen Demir, ancak işsizlik ile suç arasında doğrudan bir nedensellik ilişkisi kurulamayacağının da altını çiziyor.
Demir, suçun formunun değiştiğini ve artık orta sınıf gençlerin de şiddete yöneldiğini belirterek; son Maraş, Yalova ve diğer illerdeki saldırıları örnek gösteriyor ve bu gençlerin ciddi bir ekonomik sıkıntısı olmamasına rağmen radikalleştiğini hatırlatıyor.
On-life: Dijital dünya ile fiziksel hayat iç içe
Radikalleşme süreçlerinde internetin etkisini değerlendiren Prof. Dr. Demir, meselenin sadece "ekran başında vakit geçirmek" olmadığını vurguluyor.
Batı literatüründe kullanılan "on-life" kavramına dikkat çeken Demir, dijital hayatın yalıtılmış bir alan olmadığını, aksine çevrim içi ve çevrim dışı dünyaların birbirine geçtiğini belirtiyor.
Bilgisayar başındaki çocuğun bireyselleşmediğini, aksine bir grubun, bir WhatsApp veya Discord kanalının parçası olduğunu söyleyen Demir, "Eğer sorun sadece dijital olsaydı fişini çekerdik ve biterdi" diyerek, asıl meselenin o dijital ağların arkasındaki sosyal hayatı çözmek olduğunu ifade ediyor.
Suçun yeni yüzü: orta sınıf ve "beyaz çocuklar"
Baba ve oğul Demirlerin dikkat çektikleri noktalardan biri de suçun sınıfsal ve ideolojik kabuğunu kırmış olması.
Eskiden etnik kimliklerin veya katı ideolojilerin domine ettiği suç dünyasının yerini daha belirsiz yapılara bıraktığı belirtiliyor ve Batı'da sıkça görülen "beyaz çocukların" suç işlediği olayların Maraş'taki gibi Türkiye'de de görülmeye başlandığı kaydediliyor.
Okul, sokak, hapishane kısır döngüsü
Prof. Dr. Demir, suçla mücadelede "önleyici hizmetlerin" önemine değinerek, yönetilemeyen alanların birer "suç üniversitesine" dönüştüğünü söylüyor.
"Okulu yönetemezseniz çocuk sokağa düşer; sokağı kontrol edemezseniz çocuk çeteye girer, çeteye giren çocuğu rehabilite edemeden hapishaneye atarsanız, oradan daha profesyonel bir suçlu olarak çıkar" diyen Demir, okula kayıtlı görünen ancak devamsızlık yapan "hayalet öğrencilerin" çeteler için en büyük insan kaynağı haline geldiğini belirtiyor.
Bu arada şehirleşme ve dikey mimari ile eski mahalle kültürünün yok olması, "koruyucu abi" rolündeki polislerin veya mahalle büyüklerinin denetiminin ortadan kalkması da olumsuz etkenler.
Aile faktörü: Sorumluluk genişletilmeli mi?
Öte yandan Avukat Demir, çocuk suçluluğunda ailenin sorumluluğuna ilişkin yasal düzenleme olan TCK 233'ün yetersiz kaldığını belirtiyor.
Bu madde şikâyete tabi olduğu için aileye cezalandırma yoluna gidilemediğini söyleyen Demir, çalışmaları devam eden 12'inci yargı paketi ile maddenin genişletilmesi ve bazı durumlarda soruşturulabilir hâle getirilmesi gerektiğini savunuyor.
Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 233'üncü maddesinde, "Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) Velayet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükümleri yer alıyor.
Çocukların işlediği suçlardan ebeveynlerin sorumlu tutulmasına dair Türkiye'de başlayan tartışma, "suçun şahsiliği" gibi ilkeler kapsamında eleştirilere de neden oluyor.
Çözüm önerisi: Muslukları kapatmak
Demir'in çözüm önerisi, sadece cezaları artırmak değil, suçun beslendiği kaynakları kurutmak. "Muslukları kapatırsanız havuz taşmaz" diyen Demir, havuzu taşıran, yani çocukları suça yönelten etkenleri önlemenin kapsamlı, çok paydaşlı, bilimsel ve koordineli politikalar gerektirdiğini belirtiyor.
Demir, Maraş'taki saldırı öncesinde suça itilen çocuğun hareketlerinin çevresi, ailesi ve okulu tarafından fark edildiğini ancak olayın önlemediğini anımsatarak, bunun için "aksiyon almak" gerektiğini, bu aksiyon için gerekli yasal düzenlemelerin ise bulunmadığını söylüyor.