Yorum: Erdoğan′ın Kavala davası | Türkiye | DW | 27.11.2021

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

Yorum: Erdoğan'ın Kavala davası

Osman Kavala, Avrupa Konseyi’nin yaptırım uyarısına rağmen, gözaltına alınışının 1500. gününde de tahliye edilmedi. Peki, Kavala’nın bırakılmasına karşı çıkan Erdoğan tutum değiştirir mi? Banu Güven DW Türkçe’de yazdı.

Osman Kavala, gözaltına alındığı 18 Ekim 2017 yılından bu yana, 4 yılı aşkın süredir keyfi bir şekilde hapiste tutuluyor. Bugüne kadar hakkında verilen bir beraat, ikisi aynı dosyadan olmak üzere üç tahliye kararına rağmen, hapisten çıkarılmaması için elden ne geliyorsa yapılmakta. Özetle, Gezi'yi organize etmekle suçlanmıştı, beraat etti, tahliye kararının hemen ardından, Silivri Cezaevi'nden çıkmadan, daha önce tahliye edildiği darbe girişimi dosyasından hızla gözaltına alınıp tutuklandı. Ne var ki, aranan suç 2 yıldır bulunamamıştı. Dolayısıyla bu dosyadan ikinci kez tahliyesine karar verildi. Cumhurbaşkanı hapiste kalmasını istediği ve bunu açıkça dile getirdiği için, bu kez Oman Kavala'ya casusluk suçu biçilmek istendi. Baktılar ki bu iftira da sırıtıyor, ne olur ne olmaz diye Gezi dosyasını, hem de Çarşı dosyasıyla birleştirerek yeniden açtılar. Bütün bunlar olurken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de tam da İnsan Hakları Günü olan 19 Aralık 2019'da verdiği kararla, Kavala'nın kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti ve derhal serbest bırakılmasını istedi. Mahkeme Kavala'nın tutukluluğunun hukuki değil, siyasi saik taşıdığını vurguladı. Bu çok doğru bir tespitti.

Erdoğan açıkça söyledi

İlk beraat kararından sonra Erdoğan ne demişti? "Bunlar ciddi manada perde arkasında Soros türü bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı malum içerdeydi ve bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar. Onlarla beraber başkaları da bu işin içerisinde.” Türkiye'de hakkıyla gazetecilik yapanlar Cumhurbaşkanı'nın yanına yaklaştırılmadığından, kimse Erdoğan'a "Bunlar dedikleriniz kimler? Onlarla beraber başkaları kim? Kim ne manevra yaptı? Kavala'nın tutuklanması için siz mi talimat verdiniz? Sizinkiler kimler peki? Yargıda neler olmakta?” diye soramadı.

Banu Güven

Banu Güven

Türkiye, Osman Kavala hakkındaki AİHM kararını uygulamadığı, yani Kavala'yı serbest bırakmadığı için, şimdi Avrupa Konseyi nezdinde yaptırımlarla karşılaşacak. Avrupa Konseyi'nin Bakanlar Komitesi, uzun süredir Türkiye'yi AİHM'nin bağlayıcı kararını uygulamazsa ihlal prosedürü başlatılacağına dair uyarmaktaydı. Bakanlar Komitesi 30 Kasım'da toplanacak. Bu aşamadan sonra Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmemekte ısrar ederse, Türkiye'nin üyeliğinin askıya alınmasından, Avrupa Konseyi'nden ihracına kadar uzanan sonuçları olabilecek bir yaptırımlar süreci başlayacak.

Hak savunucuları da sürecin yakın takipçisi. Uluslararası Af Örgütü'nün Avrupa Direktörü, eski BM raportörü Nils Muiznieks, Avrupa Konseyi ülkelerinin başkanlarına açık bir mektup gönderdi. Muiznieks bu mektubunda, "Türkiye'nin AİHM'in bağlayıcı kararını uygulamayı reddetmesinin Avrupa'nın insan hakları sisteminin bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olduğunu” söyledi, "Bir ülkenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gereğince sahip olduğu yükümlülüklerini bu denli hiçe saydığı bir durumda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ihlal prosedürünü başlatmak zorundadır” dedi.

Kavala'nın haklılığı ortada

Peki, bu durum Erdoğan'ı endişelendirmiyor mu? Erdoğan'ın 27 Ekim'de Azerbaycan'dan dönerken, uçakta, yanına yaklaştırılan gazetecilerin sorabildikleri soruya verdiği cevap şöyleydi: "Biz bildiğimizi okuruz. Konsey bildiğini mi okur, okusun. Onlar ne okuyor, dinleriz, görürüz. AİHM'inkini de, Konsey'inkini de dinleriz. Dinledikten sonra da biz üzerimize düşeni yaparız. Gereği neyse bunu yapacağız. Ben, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olarak bu makamda bulunduğum sürece üzerime düşen görevi dört dörtlük yaparım. Acaba şu ne der, bu ne der, bunlara hiç bakmam. Benim aldığım terbiye bu, yetişme tarzım bu. Ölene kadar da aynen bu istikamette devam ederim, devam edeceğim.”

Anlayacağınız fazla ümit yok. 26 Kasım'da gözaltına alınışının üzerinden tam 1500 gün geçmiş olan Osman Kavala'nın da, eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra'nın da, onlar gibi türlü şekilde hak gaspına uğrayan milyonların da artık adalete inancı yok. Osman Kavala en son açıklamasında, "Bu şartlar altında adil bir yargılama yapılmasına imkân kalmadığından, bundan sonra duruşmalara katılmamın ve savunma yapmamın anlamsız olacağına inanıyorum” demişti. Ne kadar haklı olduğu ortada değil mi?

Erdoğan’ın daha önce birçok hak ihlalinde geri adım attığını gördük. Hatırlayın, Erdoğan İzmir’de tutuklanan ABD vatandaşı Rahip Brunson ile ilgili “Bu can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsınız”demiş, Almanya vatandaşı da olan gazeteci Deniz Yücel’in iadesi konusunda da, “Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla” diye konuşmuştu. Brunson Trump’ın ekonomik yaptırımları, Yücel de Alman hükümetinin yaptırım adımları ve müzakeresiyle serbest kalmıştı. Avrupa Konseyi’nin yaptırım sürecinin hızla benzer bir sonuç doğurur mu, Erdoğan’ı “ölümüne” dediği yoldan döndürür mü? Cumhurbaşkanının o günkü risk algısı ve çıkar hesabına bağlı olarak göreceğiz.

Banu Güven

©️ Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler