Yeni Zelanda saldırısına ilişkin baskın | AVRUPA | DW | 27.03.2019
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

AVRUPA

Yeni Zelanda saldırısına ilişkin baskın

Yeni Zelanda saldırganının bağışta bulunduğu ortaya çıkan Avusturyalı aşırı sağcı Kimlikçiler Hareketi'nin liderinin evine baskın düzenlendi. Grubun terör bağlantıları kesinleşirse faaliyetlerinin yasaklanması gündemde.

Martin Sellner

Kimlikçiler Hareketi'nin 30 yaşındaki lideri Martin Sellner

Yeni Zelanda'da iki camiye yönelik saldırılarda 50 kişiyi öldüren zanlı Brenton Tarrant'ın, Avusturya'daki Kimlikçiler Hareketi'ne bağış yaptığının ortaya çıkması üzerine polis harekete geçti.

Avrupa'da aşırı sağın yeni yüzü olarak görülen Kimlikçiler Hareketi'nin lideri Martin Sellner'ın Viyana'daki evine yapılan baskında, saldırganın 2018 yılının başlarında gruba gönderdiği 1500 euroluk bağışın belgesi ortaya çıktı.

Baskın sonrasında yapılan video kaydında Sellner, söz konusu bağışa bir teşekkür mektubu ile yanıt yazdığını kabul etti, ancak saldırganla bunun ötesinde bir bağlantısı olduğu iddialarını reddetti.

Terör örgütü şüphesi

Sellner ve Tarrant arasındaki bu bağlantının ortaya çıkması üzerine Viyana savcıları Kimlikçiler Hareketi'ni terör şüphesi ile inceleme altına aldı.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, "Radikalizmin her türü ortadan kaldırılmalı ve tüm yasal girişimlerde bulunulmalı" ifadesini kullandı. Başbakan, Kimlikçiler Hareketi'nin bir terör örgütü olduğu tespit edilirse de "örgüt için sonuçları olacağını" vurguladı.

Kurz, ayrıca Yeni Zelanda saldırganının geçen yıl Avusturya'ya seyahatini de inceleme altına aldıklarını ve 26 Kasım'da adım attığı Viyana ve daha sonra da Salzburg ve Innsbruck'ta ne gibi faaliyetlerde bulunduğunu çözmeye çalıştıklarını belirtti.

İlk kez soruşturulmuyor

Kimlikçiler Hareketi lideri Sellner'ın da aralarında olduğu 17 kişi 2018 yılının Temmuz ayında nefret söylemi suçlamasıyla yargılandıkları davada beraat etmişlerdi.

Göçmen karşıtı bir duruş sergileyen gruptan iki kişi 2016 yılında bir üniversitede göç politikaları üzerine düzenlenen konferansta gerçekleştirdikleri bir eylemden dolayı ise hafif cezalara çarptırılmışlardı.

Geçen yılın Mart ayında ise Sellner'ın Birleşik Krallık'a girmesine yasak getirilmişti. Gerekçe olarak hareketin liderinin ülkedeki varlığının "kamu yararına uygun olmadığı" gösterilmişti.

Koalisyon ortağı FPÖ hedefte

Sellner'ın evindeki arama ve Yeni Zelanda zanlısı arasındaki bağlantı, dikkatleri geçmişte Kimlikçiler Hareketi'ne dolaylı destek vermiş Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache ve koalisyon ortağı Avusturya Özgürlük Partisi'ne (FPÖ) çevirdi.

Heinz-Christian Strache

Avusturya Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache

Viyana'da başlatılan soruşturma üzerine Strache bir açıklama yaparak, "(Avusturya) Özgürlük Partisi ile Kimlikçiler (Hareketi) arasında hiçbir ilişki yoktur" dedi ve partililerin bu grupla ortak bir çalışması bulunmadığını belirtti.

Ancak Strache daha önceden Kimlikçiler Hareketi'nin bir videosunu sosyal medya hesabı üzerinden paylaşmış ve grubun "barışçıl aktivizmi" için övgüde bulunmuştu. Ek olarak birçok hareket üyesi FPÖ etkinliklerinde görülmüştü.

Kimlikçilerin geçmişte sol görüşlere karşı genç bir karşı hareketi temsil ettiği savunmasında bulunan Strache, son gelişmeler üzerine "Yasalara uygun davranmayanlar sonuçlarına katlanmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Kimlikçiler Hareketi nedir?

Kimlikçiler 2003 yılında Fransa'da başlayan bir akımdan geliyor. Ancak hareketin Avusturya kolu son zamanlarda görünürlük kazandı.

Hareket, aşırı sağın yeni ve medya dostu yüzü olarak ortaya çıkarken, ABD'deki alternatif sağın Avrupa versiyonu şeklinde de görülüyor.

Ancak alternatif sağ internet ortamında başarı elde ederken, Avusturya'nın Kimlikçileri interneti sokaklardaki eylemleri için kullanıyor. Taktikleri, Greenpeace gibi solcu aktivist grupların yöntemlerini anımsatıyor ve eylemleri manşetlere taşınabiliyor.

Kimlikçiler taktiklerinin ırkçı olmadığını savunuyor. Ancak söylemleri, Almanya'daki PEGIDA hareketi gibi aşırı sağcı protest hareketlerin izlerini taşıyor.

Homojen ve beyaz ırkın hâkim olduğu bir Avrupa'yı savunuyorlar ve kıtanın giderek bir "İslam devletine" dönüştüğüne inanıyorlar. Bunu yaparken de Ortadoğu ve Afrika'dan gelen göçmenlerin Avrupalıların yerini alacağını öne süren komplo teorilerine rağbet ediyorlar.

DW,dpa,AFP/ÇÖ,GA

© Deutsche Welle Türkçe