Yükseköğretim mezunlarının istihdamı neden güçleşiyor? | Türkiye | DW | 25.06.2020

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

Yükseköğretim mezunlarının istihdamı neden güçleşiyor?

YKS’ye sayılı gün kaldı. Ancak gençler bu sınavı geçip yükseköğrenimi tamamlasalar bile karşılarında ciddi soru işaretleri olacak. Verilen mezun sayısı her yıl artarken, bu mezunlar için işsizlik riski de büyüyor.

Boğaziçi Üniversitesi (Foto: Arşiv)

Boğaziçi Üniversitesi (Foto: Arşiv)

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) düzenlenmesine sayılı gün kaldı. Bu yıl sınava iki milyon 433 bin 219 aday giriyor. Değiştirilen sınav tarihleri ve salgın tehdidi altında kalabalık sınıflarda sınava girecek olmak dışında, adayların kaygılanmalarına neden olan bir de sistem gerçekliği var: Her yıl giderek artan üniversite mezunu işsizliği…

Türkiye’de her yıl yükseköğretim kurumlarından mezun olanların sayısı artıyor; fakat bu artış istihdam verilerine yansımıyor. Mezunların işgücü piyasasına dâhil olma oranı her yıl daha da azalıyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) 2019 verilerine göre, Türkiye’de yükseköğretime katılım son 10 yılda iki kat artarken, üniversite mezunlarının istihdam edilme oranı yüzde altı azaldı.

Dünya Bankası 2020 Haziran ayında yayımladığı rapora göre, salgın koşulları nedeniyle Türkiye ekonomisinin yüzde 3,8 daralacağını öngörüyor. Bu daralma aynı kurumun Ocak 2020’de yaptığı tahminlerin 6,8 puan gerisinde bulunuyor. İstihdam olanaklarının da bu doğrultuda azalması bekleniyor. Ancak artan genç nüfusa iş sağlamak için ekonominin büyümeye ihtiyacı var.

Video izle 03:06

Mezunlar için işsizlik riski büyüyor

Üç mezundan biri çalışmıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mart 2020 verileri, yükseköğretim mezunlarının sadece yüzde 66,7'sinin istihdam edildiğini gösteriyor. Bu, üç mezundan birinin çalışmadığı anlamına geliyor.

İşgücü piyasasının daralmış olması ve akademik/teknolojik beklentilere paralel müfredatlar oluşturamayan birçok üniversitenin varlığı, mezun arzı ve iş gücü talebi arasında nitel ve nicel dengesizlikler yaratıyor.

Seda* işletme bölümü mezunu. Üç yıldır işsiz. Özel sektörde işverenler, işe alımlarda yüksek lisans, iyi düzeyde yabancı dil bilgisi, yurt dışı, staj ya da birkaç yıl çalışma tecrübesi talep ettiğinden iş bulamıyor. Kamuda çalışabilmek için KPSS’ye hazırlanıyor. “Üniversiteden mezun olduğumda, KPSS konularına hakim olmayı beklerdim; fakat bu konular okulda iyi öğretilmediği için her şeyi sil baştan anlamaya çalışıyorum ve zorlanıyorum” diyor.

Prof. Dr. Tarık Şengül

Prof. Dr. Tarık Şengül

Şehir ve bölge planlama profesörü ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası eski Genel Başkanı Prof. Dr. Tarık Şengül, DW Türkçe’ye eğitim ve istihdam arasındaki bu uyumsuzluğu değerlendirdi:

“Mahallemde yol kenarına taş döşeyen işçilerle konuşurken, en gencinin bir taşra üniversitesinden yeni mezun olmuş şehir planlamacı bir meslektaşım olduğunu öğrendim. Bu hazin bir tabloya işaret ediyor.”

Prof. Dr. Şengül, istihdam sağlanamayan meslek alanlarında eğitim gören çok geniş bir kesim için önümüzdeki dönemde yol kenarında taş döşemenin bile aranması gereken bir işe dönüşeceğini anlatıyor.

Peki, eğitim ve istihdam arasındaki bu uçurumun nedeni ne?

Şengül, alt yapısı olmayan taşra üniversitelerinin, sayı ve bölümlerinin artmasının üniversite mezunu işsizler ordusunda ciddi bir büyümeye neden olduğunu belirtiyor. Plansızca açılan üniversitelerin ve artırılan bölüm kontenjanlarının, katma değeri yüksek sektörleri öne çıkaran bir ekonomik strateji ışığında yapılmadığını sözlerine ekliyor.

1984 yılında Türkiye'de 28 olan üniversite sayısı, 2018 yılında 206’ya çıkmış durumda ve bu kurumlarda aynı yıl itibarıyla sekiz milyona yakın öğrenci eğitim alıyor.

Maddi ve beşeri sermaye kaybı

TÜİK 2019 verileri işsiz bir milyon 260 bin yükseköğretim mezunu gösteriyor. Mezunların bir katma değer yaratmıyor olması ise hem maddi hem de beşeri sermaye kaybına işaret ediyor.

Prof. Dr. Erkan Erdil

Prof. Dr. Erkan Erdil

ODTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Erkan Erdil, eğitim sistemi ve emek piyasası arasındaki uyumsuzluğun nedeninin birbirinden bağımsız üretilen üniversite, bilim ve teknoloji politikaları olduğu görüşünde: "Bu nedenle, üniversite-sanayi işbirliği konusunda dünyanın çok gerisindeyiz.”

Yükseköğretim Kurumu Başkanlığı (YÖK) ilk defa 2019 yılında kontenjanları Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu ile belirledi. Kamu ve özel sektör temsilcilerinden oluşan bu kurul, yükseköğretim alanında istihdam odaklı eğitim programları ve bölüm kontenjanlarını planlama amacıyla kuruldu. Kurul örneğin, 2019 planlanmasında öğretmenlik bölümlerinin kontenjanlarının yüzde on oranında azaltılmasına karar vermişti.

"Yükseköğretim reformu gerekiyor"

Prof. Dr. Erdil, bu girişimin yetersiz olduğu görüşünde. Daha geniş çaplı bir “yükseköğretim reformunun” sadece sermaye sahiplerinin değil, yurttaşların ve onların temsilcileri olan sivil toplum örgütleriyle toplumcu bir bakış açısıyla başlatılması gerektiğini belirtiyor.

Erdil, Yunanistan’ın 2008 finansal krizi sonrasında, eğitim sistemini küresel gerekliliklere uygun bir "uluslararası değerlendirmeye” tabi tuttuktan sonra başlattığı eğitim reformunun, Türkiye’ye emsal olabileceği görüşünde.

Feray Aytekin Aydoğan

Feray Aytekin Aydoğan

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ise, DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede, "palyatif önlemlerle, eğreti istihdam modelleriyle, İŞKUR kaynaklarının istihdam yaratmayan teşviklere akıtılmasıyla”; Türkiye’nin içinde bulunduğu işsizlik krizinden çıkamayacağını söylüyor.

"Motivasyonumu devam ettirebilmem çok zor oldu"

Üniversitelerin yalnızca binadan ibaret görüldüğünü, bina sayısının artmasının başarı hikâyesi gibi sunulduğunu kaydeden Aydoğan, yükseköğretim politikalarının “yeni rejim” ve sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulduğunun altını çiziyor: “Oluşturulan Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu da bu anlayıştan bağımsız değildir, dolayısıyla çözüme ‘katkı' sunması da mümkün değildir.”

Aydoğan’a göre en çok gençleri etkileyen bu krizin çözümü; ancak insan, toplum ve doğa yararına üniversitelerin varlığı ve emekten yana politikaların hayata geçirilmesiyle mümkün.

Görkem*, hafta sonunda YKS'ye girecek olan adaylardan biri. "YKS'ye hazırlanma sürecinde, üniversite mezunlarının işsizliğine şahit olurken, çalışma isteğimi ve motivasyonumu devam ettirebilmem çok zor oldu” diyor.

Görkem ve onunla aynı kaygıyı paylaşan gençlerin geleceği ise DW Türkçe'nin konuştuğu uzmanlara göre daha rasyonel veriler ve hesaplamalarla planlanan bir yükseköğretim sistemine bağlı.

*Öğrencilerin isimleri değiştirilmiştir.

 

Ayşegül Ilgın
© Deutsche Welle Türkçe