″Yöneticiler sendikalı gazeteciden, gazeteciler işsizlikten korkuyor″ | Türkiye | DW | 04.12.2021

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

"Yöneticiler sendikalı gazeteciden, gazeteciler işsizlikten korkuyor"

Cumhuriyet Gazetesi'nde sendikalı sekiz gazetecinin işten çıkarılması, basında sendikalaşma sorununu bir kez daha gündeme getirdi. Türkiye'de gazeteciler arasında sendikalaşma oranı sadece yüzde 8,5.

Cumhuriyet Gazetesi'nde hafta başında sekiz gazeteci işten çıkarıldı. İşten çıkarılan gazetecilere destek veren ve genel yayın yönetmenliği görevinden alınarak başka bir göreve getirilen Aykut Küçükkaya ve Yayın Koordinatörü Serkan Ozan ise yaşananların ardından istifa etti. Sendikalar, meslek örgütleri ve işten çıkarılan gazeteciler, sebebin "sendikal örgütlenmenin önünü kesmek" olduğunu savunuyor.

Türkiye'de sendikalaşma oranının en düşük olduğu iş kollarından biri basın, yayın ve gazetecilik. Kayıtlı toplam çalışan sayısının 94 bini bulduğu iş kolunda, gazetecilik mesleğini icra edenlerin sayısı 25 bin civarında. Meslek örgütlerine göre kayıt dışı istihdam ile birlikte bu rakam 35 binlere çıkarken sendikalara üye olan gazeteci sayısı ise 3 bin ile sınırlı. Genel sendikalaşma oranının yaklaşık yüzde 14 olduğu Türkiye'de, gazeteciler arasında sendikalaşma oranı yüzde 8,5 ile genel oranın neredeyse yarısına denk düşüyor.

"Sorun 90'lara uzanıyor"

DW Türkçe'ye konuşan DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren'e göre bu tablonun gerekçeleri 1990'lara uzanıyor. Eren'in aktardıklarına göre özellikle Aydın Doğan'ın medyadaki etkinliğinin arttığı yıllarda büyük bir sendikasızlaştırma kampanyası başlatıldı. Çalışanlar, patronlarının zoruyla sendikalarından istifa ettirildi. Eren, "Bu tutum, basında sendikalaşmaya vurulan en büyük darbeydi. Bu hastalık, tüm basına sirayet ederek bugünlere geldi" diyor.

"2000'li yıllarda ise AKP iktidara gelerek en büyük operasyonunu medyaya yaptı ve medyanın büyük çoğunluğunu hem ekonomik hem de siyasal olarak ele geçirdi" diyen Eren, bu kurumlarda çalışanların örgütlenmesi ve sendikaların buralarda faaliyet yürütmesinin çok güçleştiğine dikkat çekiyor.

Bunun nedenini de "Çünkü yönetici kadroları iktidarla birebir bağlantılı" ifadesiyle anlatan Eren, buna 2019'da Demirören Medya Grubu bünyesindeki Hürriyet Gazetesi'nde "Yönetim Kurulu'nun işletimsel kararı" gerekçe gösterilerek Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesi 45 gazetecinin işten çıkarılmasını örnek gösteriyor. Bu gazetecilerin çoğunun tazminatları hâlâ ödenmediği gibi, hukuki süreç de devam ediyor.

"Bağımsız medya kuruluşlarında da benzer durumlar yaşanıyor"

Öte yandan ana akım medyanın daralması ile birlikte bu kanallarda ve gazetelerde yer bulamayan veya çalışmak istemeyen gazeteciler, bir süredir internet medyasında varlık göstermeye başladı. DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, benzer tutumun bağımsız medya kuruluşlarında da yaşandığının altını çiziyor ve "bu medya organlarının yönetimlerinde de ciddi bir sendika alerjisi olduğunu" söylüyor.

Ankara'da 10 yılı yakın süredir muhabirlik yapan ve çalıştığı kurumlarda sendikal örgütlenme için mücadele veren Altan Sancar da Eren'le benzer görüşte. DW Türkçe'ye konuşan Sancar, "İster gazeteci kökenli olsun ister holding sahibi olsun, 'sendika' lafını duyunca işverenlerin kaşları bir anda çatılıyor, ortamda bir kaşıntı başlıyor. Bunu, işçi haklarını, sendikal mücadeleleri ve toplumsal itirazları gündeme taşıyan kurumları da dahil ederek söylüyorum" diyor.

DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren'e göre bağımsız medya organlarının sendikalaşmaya karşı tutumlarının başlıca sebeplerinden biri ekonomik gerekçeler. Eren'in aktardıklarına göre bu kurumlar, kısıtlı bütçelerle yayın yaptıkları gerekçesiyle çalışanlarına çoğunlukla asgari ücret düzeyinde maaş veriyor. "Sendikalaşınca özlük hakları, toplu iş sözleşmesi, daha insani koşullarda ücretler, mesai ve iş tanımı gibi unsurlar söz konusu olacak, yönetimler de bundan çekiniyor" diye konuşan Eren, bu durumu "büyük bir tutarsızlık" olarak nitelendiriyor.

Eren, "Fabrikalarda direnen işçilerin haberini yapıp kendi çalışanlarına güvencesizlik ve sefalet ücreti dayatarak ne demokrasi ne de basın özgürlüğü mücadelesi verilebilir" diyor.

Cumhuriyet Gazetesi'nde 21 yıldır çalışan ve hafta başında işten çıkarılan TGS üyesi foto muhabiri Vedat Arık ise DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, karşı karşıya kaldıkları bu durumun yalnızca kendilerine değil, tüm basın çalışanlarına yönelik bir tehdit olduğunu savunuyor. "İşverenler haklarının farkında olan, örgütlenmeye çalışan gazetecileri istemiyor" diyen Arık, sözlerini "Bu tutumun tek bir amacı var, o da geride kalanlara 'sesinizi çıkarırsanız sonunuz böyle olur' mesajı vermektir" diye sürdürüyor.

Türkiye gazeteciler, basın özgürlüğünün kısıtlanması yüzünden de baskı altında

Türkiye gazeteciler, basın özgürlüğünün kısıtlanması yüzünden de baskı altında

İşsiz kalma korkusu ve kutuplaşma

Altan Sancar ise gazetecilerin örgütlenmelerinin önündeki bir diğer engelin "işsiz kalma korkusu" olduğunu anlatıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2020 işgücü istatistikleri, gazetecilik mezunları arasında işsizlik oranının yüzde 24 olduğunu gösteriyor. Sendikalara göre ise kayıt dışı çalışanlar da dahil edildiğinde işsizlik oranı yüzde 30-40 bandında. Meslek örgütleri, yüksek işsizlik oranlarının, gazeteciler arasında güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaşmasına ve kırılganlığın artmasına neden olduğu uyarısında bulunuyor.

DW Türkçe'ye konuşan ancak işini kaybetme endişesiyle ismini vermek istemeyen bir muhabir, asgari ücretle çalıştığı medya kuruluşunda her hak talebinde bulunma girişimlerinde yönetimden "Zor şartlarda gazetecilik yapıyoruz. Beğenmiyorsanız çalışmak zorunda değilsiniz. Bu mücadelenin bir parçası olmak için kapıda sıra bekleyen bir sürü insan var, üstelik sizin gibi para beklentileri de yok" cevabını aldıklarını anlatıyor.

Medyadaki kutuplaşmaya da dikkat çeken Altan Sancar, ana akımda çalışan gazetecilerin "iktidar görevlisi", alternatif kurumlarda çalışanların ise "muhalif" olduğu yönünde bir algı yaratıldığını savunuyor. Altan, "Sanki karşılıklı bir savaş var ve bizden beklenen de bu savaşın bir tarafıymışçasına gönüllülük esasıyla çalışmak ve hak talep etmemek. Oysa biz 'aktivist' değiliz, nerede çalışırsak çalışalım, bilgi akışının devamlılığını sağlayan işçileriz, yöneticilerimiz de işveren" diyor.

"Gazeteciler örgütlenmeli"

Cumhuriyet Gazetesi'nde çalışırken işten çıkarılan muhabir Tuğba Özer ise gazeteciler üzerindeki baskıların ancak örgütlü hareket ederek aşılabileceğine inanıyor.

DW Türkçe'ye konuşan Özer, "Kendilerini bağımsız olarak nitelendiren kurumlarda patronlar zaten baskı altında olduklarını, geçinemediklerini söyleyerek suçu hak talebinde bulunan çalışanlara, emekçilere atıyor. Karşılaştıkları ilk zorlukta önce işçi kıyımına girişiyorlar. Gazeteciler yeterince örgütlendikleri, bir arada güçlü durabildikleri zaman bu patron baskısı da azalacaktır" diyor.

 

Fatima Çelik

© Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler