1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Türkiye'de pandemi: Bir yılda neler yaşandı?

10 Mart 2021

Türkiye'de ilk Covid-19 vakasının açıklanmasının üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Türkiye'de neler yaşandı? Salgının seyrindeki önemli gelişmeleri derledik.

https://p.dw.com/p/3qQ01
Fotoğraf: Getty Images/C. McGrath

Türkiye'de tespit edilen ilk koronavirüs vakası tam bir yıl önce açıklandı. Şimdiye kadar 2 milyon 807 bin 387 kişi Covid-19’a yakalandı, bunlardan 29 bin 160'ı hayatını kaybetti. Peki, o günden bu yana neler yaşandı? DW Türkçe, Türkiye’de ilk vakanın açıklandığı 11 Mart’tan bugüne yaşanan önemli gelişmeleri mercek altına aldı.

Hastalığın ortaya çıkışı ve alınan önlemler

Aslında Türkiye’nin koronavirüs ile tanışması 11 Mart öncesinde başladı. 31 Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde yaşayan 40’ın üzerinde kişide zatürre benzeri bir hastalık olduğu bildirildi. Ancak daha sonra hastalığın zatürre olmadığı ve yeni bir virüsten kaynaklandığı anlaşıldı. Solunum yolunu etkileyen, tedavisi ve o dönemde aşısı olmayan SARS-CoV-2 adlı virüs sebebiyle, dünyanın alarma geçtiği bu dönemde, Türkiye’deki haber bültenleri, dünyanın dört bir yanındaki hastanelerden koronavirüs yoğunluğu manzaralarını ekrana taşıyordu.

"Corona virüs tüm dünyaya yayılacak ama..."

Hastalığın Çin’den sonra Güney Kore, ABD ve komşusu İran gibi ülkelerde görülmesinin ardından Türkiye, bir dizi önlem alarak hastalığın ülkeye girişini erteleme yönünde bir politika izledi. Bu sebeple, konuyla ilgilenmesi için uzman hekimlerden oluşan bir ekip kuruldu. 10 Ocak tarihinde kurulan Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda havaalanında termal kameralar kurulması, vakaların görüldüğü ülkelerden gelen yolcuların taramaya tabi tutulması, yine bu ülkelerden Türk vatandaşlarının tahliye edilmesi gibi önlemler alındı. Ocak ayından Mart ayının ilk haftasına kadar dünyanın dört bir yanında koronavirüs vakaları tek tek artarken Türkiye’de tek bir vaka rapor edilmedi. Ta ki 10 Mart’ı 11 Mart’a bağlayan geceye kadar.

Kısıtlamalar başladı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 11 Mart’ta Türkiye’de ilk kez bir koronavirüs vakası görüldüğünü kamuoyuyla paylaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalığın bir “pandemi” olduğu açıklamasıyla neredeyse eşzamanlı yapılan bu açıklamada Koca, söz konusu kişinin Avrupa’ya seyahat öyküsü olduğunu, adı açıklanmayan bir hastanede tedavisine başlandığını ve hastanın aile üyelerinin de gözetim altında tutulduğunu duyurdu. Koca’nın açıklamasını takip eden gün, yani 12 Mart tarihinden itibaren Türkiye’de ilk kısıtlama kararları devreye girdi ve kademeli bir şekilde hayata geçen bu kısıtlamaların kapsamı zamanla genişletildi.

"Türkiye'nin yarısı enfekte olacak"

1 Nisan’a gelindiğinde 70’e yakın ülkeye uçuş yasağı konulmuş, eğitim-öğretime ara verilirken tüm spor müsabakaları ve ligler ertelenmiş, Umre ziyaretinden dönenler dahil yurtdışından gelen binlerce vatandaş öğrenci yurtlarında karantinaya alınmıştı. Yine bu dönemde özellikle Umre’den daha önce dönen vatandaşların karantinaya alınmaması kamuoyunda tepki çekmişti. Nisan ayının başına dek 15 binin üzerinde vaka kaydedildiği, 277 kişi de COVID-19 sebebiyle hayatını kaybetti; bu süreçte önce eğlence yerleri kapatıldı; cemaatle kılınan namazlar yasaklandı; 65 yaş üstüne ve 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirildi. Ardından berberler kapatıldı; gıda marketlerinin çalışma saatleri kısıtlandı ve de halihazırda kısıtlanmış olan yurt içi hava yolu ulaşımı izne tabi tutuldu. Ancak 41 yerleşim biriminin karantinaya alındığı bu dönemde, henüz ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uygulaması yürürlüğe konulmamıştı.

Covid-19 ölümleri kayıtlara “normal ölüm“ olarak mı geçiriliyor?

İstifa getiren sokağa çıkma yasağı

Türkiye’de meslek örgütleri ve uzmanların sık sık talep ettiği en az iki haftalık, üretim süreci dahil hayatı büyük ölçüde kısıtlayacak bir tam kapanma hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bunun yerine birkaç günlük sokağa çıkma yasakları, haftasonu ve bayram dönemlerinde alınan uzun sokağa çıkma yasakları ve kısa süreli kapanma önlemleri uygulandı. 10 Nisan’da İçişleri Bakanlığı 30 büyükşehir ve Zonguldak’ta 48 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan etti. Türkiye’de o güne kadarki en kapsamlı sokağa çıkma yasağı olan bu uygulamanın, yasaktan tam iki saat önce İçişleri Bakanlığı tarafından duyurulması oldukça tepki çekti. Öyle ki insanlar bakkal, market ve fırınlara akın etti, mesafe kurallarına rağmen hınca hınç dolu marketlerde insanların kasaların ve dükkanların önünde kuyruk oldu. Kamuoyunda oldukça tepki çeken bu görüntüler sebebiyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu "sorumluluğu kabul ederek" istifa etti. Ancak Soylu’nun istifası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmedi.

Türkiye'de Koronavirüs salgınında kriz yönetimi

İlk gevşeme ve tartışmalar

Bir dizi yeni önlemlerin alındığı ve aralıklarla sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı Nisan ayından sonra Türkiye, ilk kez kısıtlamaları kademeli olarak kaldırma yönünde bazı kararlar aldı. Günlük hasta artışının binli sayılara gerilediğini, yoğun bakımda yatan ve entübe olan hastaların azaldığı Mayıs ayının başında, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de normalleşmenin Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında kademeli olarak gerçekleşeceğini duyurdu. Yasaklardan en önce etkilenen 65 yaş üstü ve 20 yaş altı için sokağa çıkma serbestisini öngören, berber ve kuaförlerin bazı önlemler çerçevesinde açılmasının önünü açan bu kararları çoğu uzman yerinde bulmadı.

Vedalaşamayanlar: Halen yaşıyormuş gibi geliyor çünkü toprağına dokunamadım

Sağlık meslek odaları önlemlerin daha da sıkılaştırılmasını talep etse de bu çağrılar karşılık görmedi. Kısıtlamaların gevşetilmesi kararları arasında en çok tartışılanların başındaysa 11 Mayıs’ta AVM’lerin yeniden açılması kararı oldu. Karar doğrultusunda, Türkiye genelinde çoğu AVM’deki perakende satış mağazaları 11 Mayıs’tan itibaren hizmet vermeye başladı. Ancak bu karar, hem vaka sayılarını artıracağı gerekçesiyle uzmanların hem de yeterli önlem alınmadığından şikayetçi olan işçilerin ve sendikaların tepkisini çekti. Her ne kadar esnetilse de salgının başından beri aralıklarla devam eden 65 yaş üstüne yönelik sokağa çıkma kısıtlamaları da hak örgütleri tarafından eleştirildi.

Türkiye çok mu erken normalleşti?

Okullar kapandı, peki, ya sonra?

Tüm bunlar yaşanırken ülkede eğitim-öğretim de sekteye uğradı. 16 Mart’ta eğitimlerine ara verilen ilk ve ortaöğretim, lise ve üniversiteler, 23 Mart’tan itibaren de uzaktan eğitim sistemine geçti. 23 Mart’ta TRT’nin EBA TV yayınlarına başlamasıyla tartışmalar da başladı. EBA TV’nin nitelik olarak yeterli olmadığı tartışmaları zamanla, bilgisayar sahipliği oranı yüzde 44, sabit geniş bant internet erişimi yüzde 50,8 olan Türkiye’nin dijital eşitsizliğine yoğunlaştı. Evlerinde televizyonu veya internet erişimi olmayan yoksul ailelerin çocuklarının eğitimden geri kaldığı eleştirileri yapılırken, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önce Mayıs, ardından Haziran ayında okulların tekrar açılabileceğini söyledi. Ancak 1 Haziran itibarıyla, Türkiye'de geniş kapsamlı normalleşme adımları atılsa da okullar açılmadı. Bunun yerine 15 Ağustos’tan sonra okullarda telafi eğitimi yapılacağı duyuruldu. 21 Eylül’de kademeli olarak yüz yüze eğitime başlayan okullarda, öğrenciler haftanın belirli günleri okula giderken diğer günler derslerini evden takip etti. Ancak bu uygulama da kısa sürdü. Kasım ayındaki ara tatil sonrası, vaka sayılarındaki artışa da bağlı olarak, okulların kapalı kalmasına karar verildi.

Pandemi eğitimde fırsat eşitsizliğini artırdı

Vaka sayıları ve gizleme şüpheleri

Vaka sayıları ve Sağlık Bakanlığı’nın verileri şeffaf bir şekilde paylaşmadığına ilişkin tartışmalar, salgının ilk günlerinden bu yana gündemden düşmedi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) 16 Mart tarihinde ilk kez bakanlığın açıkladığı vaka sayısının gerçeği yansıtmadığı iddiasını kamuoyuna duyurdu. Sağlık Bakanlığı’na “krizi beraber yönetme” çağrısı yaptı. Ancak bakanlıktan bu çağrıya olumlu yanıt alamadı. Takip eden haftalarda da vaka sayısı gündemdeydi. 

8 Nisan 2020’de yine TTB, Türkiye’nin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kodları usulüne göre kullanmadığını ve bu sebeple vefat sayılarının düşük gözüktüğüne dikkat çekti. Söz konusu kodlardan biri PCR testi pozitif olarak saptanmış hastaları, diğeri ise klinik bulguları COVID-19’a işaret ettiği halde PCR testi negatif hastaları tanımlıyordu. İddiaya göre Türkiye ikinci kodu kullanmadığı için vaka ve vefat sayıları eksik olarak tabloya yansıyordu.

Haziran ayına gelindiğinde Türkiye’de seyahat kısıtlamaları ve sokağa çıkma yasakları sona ermiş, restoran, kafe, sinema, tiyatro ve düğün salonları yeniden faaliyete geçmişti. Temmuz ayında Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka tablosunda bir değişim oldu. Her gün Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu'nu açıklayan Sağlık Bakanlığı, burada toplam ve günlük vaka, vefat ve iyileşen hasta sayısı, yoğun bakımdaki toplam hasta sayısı ve toplam entübe hasta sayısı gibi verileri kamuoyu ile paylaşıyordu. Ancak Temmuz ortasında bu tabloda değişikliğe gidildi ve vaka sayısı ifadesi, hasta sayısı olarak değiştirildi. Yoğun bakım ve entübe hasta verileri yerine ise ağır hasta sayısı ve hastalarda zatürre oranı gibi veriler geldi.

30 Eylül’e gelindiğinde Sağlık Bakanı Koca şöyle bir açıklama yaptı: "Her vaka hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor." Koca’nın, günlük açıklanan hasta sayısının toplam günlük pozitif vaka sayısı olmadığı, sadece semptom gösteren hastaları yansıttığı yönündeki bu açıklaması büyük tepki topladı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye’ye, vaka sayılarının raporlanmasını DSÖ rehberlerine uygun yapması çağrısında bulundu. Türkiye’de ise pozitif vaka sayılarının, kamuoyuyla paylaşılan günlük tabloya yansıması 25 Kasım’ı buldu.

Aşı tartışması

Dünyanın dört bir yanında aşı çalışmalarının hız kazandığı, BioNTech-Pfizer aşısının Avrupa Birliği ve ABD’de ruhsat onayına başladığı Kasım 2020’de, Türkiye'de de aşı konusu en çok konuşulan konuların başında geliyordu. 1 Aralık 2020’de Sağlık Bakanı Koca, 11 Aralık’tan itibaren aşılamaya kademeli olarak başlanacağını duyurdu. Koca’nın bahsettiği aşı Çinli Sinovac firmasına ait CoronaVac aşısıydı.

Türkiye'de Covid-19 aşılama süreci

Koca, Aralık ayında asgari 10 milyon doz olmak üzere 20 milyon doz aşının Türkiye’ye gelmesinin hedeflendiğini söylemişti. Sağlık Bakanı, 9 Aralık’ta yaptığı basın açıklamasında, ilk üç aylık zaman diliminde 100 milyona yakın aşıya ihtiyaç olduğuna dikkat çekmişti. Ancak Aralık sonuna gelindiğinde Türkiye’ye sadece 3 milyon doz aşı ulaştığı kamuoyuna yansımıştı. Öte yandan ABD ve Avrupa Birliği tarafından onaylanan BioNTech’in aşısından da Mart sonuna kadar 4,5 milyon doz geleceği bilgisi paylaşıldı. Sağlık Bakanı’nın 10 Şubat tarihli açıklamasına göre Türkiye, "yaklaşık 15 milyon doz aşıyı temin etti ve toplamda 100 milyon dozdan fazla aşı için anlaşmalarını tamamladı."

Bakanlık verileri, 10 Mart 2021 itibarıyla, 10 milyon 288 bin 888 doz aşının yapıldığına işaret ediyor. Birinci doz aşının uygulandığı kişi sayısı 7 milyon 708 bin 386 olarak kaydedilirken, ikinci doz aşı toplamda 2 milyon 572 bin 502 kişiye yapıldı.

Parti kongreleri ve kalabalık cenaze törenlerine tepki

Son kısıtlamalar ve normalleşme

Türkiye 2021’e de pandemi kısıtlamalarıyla girdi. Kasım ayında vaka sayılarının artmasının ardından hükümet bir dizi yeni kısıtlamayı devreye soktu. Yüz yüze eğitim-öğretime ara verilirken, restoran ve kafelerde müşteri ağırlanması yasaklandı. Hafta içi 21.00’dan sonra, hafta sonu ise iki gün sokağa çıkma yasakları devreye sokuldu. Ancak bu kısıtlamalar 1 Mart tarihinden itibaren yeniden gevşetildi.

Türkiye, şu anda vaka sayılarına göre yerelden önlem alınmasını öngören bir normalleşme sürecinde. Okullarda kısmi olarak yüz yüze eğitim yapılıyor. Kafeler ile restoranlar ve diğer birçok işletme çoğu ilde açık. Sokağa çıkma yasakları gibi uygulamalar ise illere göre farklılık gösteriyor.

 

Deniz Barış Narlı

© Deutsche Welle Türkçe