Türkiye′nin postmodern darbesi: 28 Şubat | Türkiye | DW | 28.02.2018

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

Türkiye'nin postmodern darbesi: 28 Şubat

Türkiye'de postmodern darbenin mimarları hedeflerini irticaya karşı laik düzeni korumak olarak açıklıyordu. Erbakan'ın istifasıyla sonuçlanan süreç AKP iktidarına giden yolu açtı. 28 Şubat süreci ve sonuçlarını derledik.

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı

Tarihe "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısı, Türkiye'de toplumun laik-dinci diye kutuplaştığı, ana akım medyada birbiri ardına gündem olan sansasyonal başlıklarla çalkalandığı, korku ve gerilimin hakim olduğu bir ortamda gerçekleşti. 28 Şubat'ın mimarlarının gözünde "demokrasiye balans ayarı" yapılıp laik düzen korunurken seçilmiş hükümetin düşürülmesi ve sonrasında özellikle başörtülü gençlerin eğitim hakkının engellenmesiyle sembolleşen mağduriyetler dönemi başladı.

Ancak Milli Görüş'ün "hocası" Necmettin Erbakan'ın iktidardan düşürülmesi, "talebesi" Erdoğan'ın iktidarına giden yolu açacaktı. 28 Şubat sürecine nasıl gelindi, sonuçları ne oldu? Sizler için derledik:

"Tatlı mı olacak kanlı mı?"

1990'lı yılların Türkiyesi siyasal İslam'ın giderek daha görünür hale geldiği, seçim başarıları elde ettiği bir ortamda giderek güçlenen bir laik-dinci kutuplaşmasına sahne oldu. 27 Mart 1994'teki yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara'da belediye başkanlıklarını kazanan Refah Partisi'nin sürpriz başarısı, siyasal İslam'a kuşkuyla bakan toplumun laik kesimlerinde "laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor" endişelerine yol açtı. Bu söylem ana akım medyada da destekleniyor, iki tarafta da militan söylem tırmanıyordu.

DYP lideri Tansu Çiller ile Erbakan'ın kurduğu RefahYol hükümeti bir yıl iki gün sürdü.

DYP lideri Tansu Çiller ile Erbakan'ın kurduğu RefahYol hükümeti bir yıl iki gün sürdü.

Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan'ın 1994 yerel seçimleri sonrasında sarf ettiği "Refah Partisi iktidara gelecek, adil düzen kurulacak. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak? Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak?" sözü, "şeriat" korkularını güçlendirdi. Erbakan ise gelen tepkilere, partisinin yerel seçimlerdeki başarılarına tepki olarak düzenlenen gösterilerde kullanılan "Ankara Belediyesini Refah Partisi'ne vermeyiz, kanımız aksa dahi vermeyiz" sloganlarını hatırlatarak yanıt verdi.

Kaddafi şoku, Aczmendiler, Kudüs Gecesi

Erbakan'ın Refah Partisi 24 Aralık 1995 genel seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. 28 Haziran 1996'da Erbakan'ın başkanlığında Tansu Çiller'in Doğru Yol Partisi ile koalisyon hükümeti kuruldu. Ancak her geçen gün "şeriat" korkularını tetikleyecek yeni olaylar gündem oluyordu. 6 Ekim'de Erbakan'ın Libya ziyareti sırasında Muammer Kaddafi'nin "Kürdistan kurulmalı, Türkiye iradesini kaybetmiştir, işgal altındadır" gibi sözler sarfetmesi ve Erbakan'ın bu sözler karşısında sessiz kalması, Türk Başbakanın çadırda ağırlanması ağır eleştirilere yol açtı.

1996 gündemine damgasını vuran gruplardan biri de siyah sarık ve cübbeleri, ellerindeki asaları ile "Kemalist rejim ve laikliğe" savaş açan Aczmendiler'di. Liderleri Müslüm Gündüz 29 Aralık'ta bir polis baskınında tutuklandı. 11 Ocak 1997'de Erbakan'ın tarikat liderleri ve şeyhlere resmi konutunda iftar yemeği vermesi, sakallı, sarıklı, cübbeli şeyhlerin kameralara yansıyan görüntüleri hafızalara kazındı. Refah Partili yetkililerin Atatürk ve laiklik karşıtı açıklamaları medyada geniş yer buluyordu. 30 Ocak'ta Refah Partili Sincan Belediyesi'nin düzenlediği Kudüs Gecesi'nde Hamas ve Hizbullah bayrakları önünde Filistin intifadasını canlandıran bir oyun sergilenmesi, oyunda başörtülü küçük kız çocuklarının yer alması ve İran Büyükelçisi Mahmut Rıza Bakıri'nin bir konuşma yapması gerilimi daha da tırmandırdı.

Başbakan Erbakan ve Libya lideri Muammer Kaddafi olaylı basın toplantısı öncesindeki gece Sirte'de.

Başbakan Erbakan ve Libya lideri Muammer Kaddafi olaylı basın toplantısı öncesindeki gece Sirte'de.

Tankların gövde gösterisi

4 Şubat'ta Ankara'nın Sincan ilçesi güne tank sesleriyle uyandı. 15 tank ve 20 zırhlı araçtan oluşan konvoyun geçidi askerin darbe uyarısı olarak algılandı. Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'in Sincan'daki geçidi "demokrasiye balans ayarı" olarak nitelendirdiği çok konuşuldu. Çevik Bir, daha sonra bu ifadenin kendisine ait olmadığını, ABD'de geçen bir konuşmadan yanlış alıntı yapıldığını savunacaktı. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Hikmet Köksal ise 28 Şubat davasındaki savunmasında tanklar konusunun istismar edildiğini belirterek tankların yıllık eğitim planı gereği Sincan'dan geçtiğini, her zaman kullanılan yolda köprü tamiratı olduğunu anlattı.

MGK bildirisi: Postmodern muhtıra

28 Şubat 1997'de dokuz saat süren Milli Güvenlik Kurulu toplantısından, tarihe "postmodern darbe" olarak geçecek 18 maddelik bildiri çıktı. Bildiride hükümet laiklik konusunda sert bir şekilde uyarılıyor ve laikliğin teminatı için kanunların uygulanması ve sıralanan önlemlerin alınması talep ediliyordu. Tarikatların kapatılması, tarikatlara bağlı okulların Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesi, 8 yıllık kesintisiz eğitim, Kuran kurslarının denetlenmesi, Tevhidi Tedrisatın uygulanması, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanı gösteren medyanın kontrol altına alınması, kıyafet kanununa riayet edilmesi, Atatürk aleyhindeki eylemlerin cezalandırılması, hükümetten uygulaması istenen önlemler arasındaydı.

Erbakan'ın MGK kararlarını imzalayıp imzalamadığı ya da neyi imzaladığı konusunda yıllar süren tartışmalar başlayacaktı. Erbakan, 2010 yılında Habertürk televizyonuna verdiği mülakatta "MGK kararlarını Anayasa'ya uygunluğunun incelenmesi için hükümete havale eden belgeyi imzaladığını" bildiriyi imzalamadığını söyledi.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı ile Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları Güven Erkaya ve Hikmet Köksal.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı ile Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları Güven Erkaya ve Hikmet Köksal.

Genelkurmay brifingleri

28 Şubat'taki MGK toplantısını, Genelkurmay'ın sivil toplum, medya ve yargı mensuplarıyla yaptığı, kamuoyuna "irtica brifingleri" olarak yansıyan toplantılar izledi. Bu toplantılarda muhataplar Türkiye'deki "irticai tehdit" konusunda uyarılıyor, laik düzenin korunması için yapılması gerekenler anlatılıyordu. İrticai faaliyetlerin takip ve kontrolü amacıyla bu dönemde Batı Çalışma Grubu (BÇG) oluşturuldu. MGK kararlarının uygulanmasını denetlemek üzerek kurulan BÇG'nin milyonlarca kişi, kurum ve kuruluşla ilgili fişleme çalışmaları yaptığı iddia ediliyor. 28 Şubat davası sanığı, dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan mahkemedeki savunmasında, BÇG'nin dönemin hükümetinin yayınladığı talimat doğrultusunda Genelkurmay Başkanlığı'nın yayınladığı 10 Nisan 1997 tarihli emirle kurulduğunu belirtmiş ve emrin "irticai olaylar hakkındaki ilgilileri ve yetkilileri uygun ve yasal platformlarda bilgilendirmek" olduğunu kaydetmişti.

Üniversitelerde peruk dönemi

"İrticai faaliyetlerle" mücadeleden etkilenen en geniş kesim ise üniversite öğrenimi görmek isteyen kız öğrenciler oldu.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun Şubat 1998'deki genelgesi, başörtülü ve sakallı öğrencilerin derslerden çıkarılması, direnmeleri halinde haklarında cezai işlem yapılması gibi önlemler içeriyordu. Kız öğrencilerin başörtülerini çıkarmaları için kurulan "ikna odaları" da bu dönemin ürünüydü. Başları örtülü olduğu için çok sayıda öğrenci üniversite öğrenimini yarıda bırakmak, bazıları başını açmak zorunda kaldı. Bazıları ise okullarına peruk takarak devam etti. 1998, ülke çapında türban eylemlerine sahne oldu.

28 Şubat davasının görüldüğü mahkeme binası önünde başörtülü kadınların protestosu.

28 Şubat davasının görüldüğü mahkeme binası önünde başörtülü kadınların protestosu.

Refah, Fazilet ve AKP

28 Şubat süreci ve Refah Partisi'nin kapatılması, Milli Görüş içinden çıkan ve kendisini yenilikçi olarak lanse eden başka bir siyasi İslamcı grubun iktidarına giden yolu açmış oldu. Mayıs 1997'de "laikliğe aykırı fillerin odağı olduğu" gerekçesiyle Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldı.

Erbakan, yaşanan gerginliğin yatıştırılması amacıyla başbakanlık görevini koalisyon ortağı Tansu Çiller'e devretmek üzere 18 Haziran 1997'de istifasını dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sundu. Ancak Demirel hükümeti kurma görevini Çiller yerine dönemin Anavatan Partisi (ANAP) lideri Mesut Yılmaz'a verecekti.

Refah Partisi, 16 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Refah'ın yerine kurulan Fazilet Partisi de uzun ömürlü olmadı. Fazilet Partisi milletvekili Merve Kavakçı'nın 2 Mayıs 1999'da TBMM'deki yemin törenine başörtüsüyle gelmesi ile yaşanan krizin ardından 7 Mayıs 1999'da kapatma davası açıldı.

"Refah Partisi'nin devamı olması ve partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle açılan dava 22 Haziran 2001’de sonuçlandı ve Anayasa Mahkemesi Fazilet Partisi'nin de kapatılmasına karar verdi. Ancak Fazilet Partisi nasıl Refah'ın kapatılması olasılığına karşı kurulduysa Fazilet'in içinden de AKP ve Saadet Partisi olmak üzere iki parti çıkacaktı.

Yenilikçiler, Gelenekçiler

Erbakan'ın siyasi yasaklı olduğu dönem Fazilet Partisi'nin 14 Mayıs 2000'de yapılan Birinci Kongresi'nde gelenekçi ve yenilikçi kanatlar arasındaki görüş ayrılıkları açık şekilde belli olmuştu. Erbakan'ın ağırlığı kongrede hissedildi ve gelenekçilerin adayı Recai Kutan, yenilikçilerin adayı Abdullah Gül'ü geride bırakarak genel başkanlık yarışını kazandı. Fazilet Partisi'nin kapatılmasının ardından Recai Kutan liderliğindeki Milli Görüşçüler Saadet Partisi'ne geçti. Yenilikçiler ise 14 Ağustos 2001'de Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerin öncülüğünde Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AKP) kurdu.

Erdoğan ve Gül 2004 yılında Brüksel'de.

Erdoğan ve Gül 2004 yılında Brüksel'de.

Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP'nin kuruluşu aşamasında yaptığı bir konuşmasında "Milli Görüş gömleğini çıkardık" demesi eski yol arkadaşlarının tepkisine yol açtı. Erdoğan'ın "hocası" Necmettin Erbakan, AKP'yi her fırsatta eleştirecek, hatta 2010 yılında NTV televizyonuna verdiği mülakatta "AKP'yi kuran kurduran siyonizmdir" diyecekti.

28 Şubat ve Fethullah Gülen

Fethullah Gülen, 28 Şubat döneminde askerin tutumunu destekleyen ve Erbakan'ı eleştiren tavrıyla İslamcı kesimde tepkilere neden olmuştu. Gülen, 29 Mart 1997'de Samanyolu TV'de yaptığı konuşmada "askerin, sorunların demokratik yollarla çözümünü istediğini" söylemiş, 16 Nisan'da Kanal D'ye verdiği mülakatta da "askerin anayasal yetkisini kullandığını" belirterek "Hatta dahası, ben zannediyorum, onlar bazı sivil kesimlerden daha demokrat" ifadelerini kullanmıştı. Gülen'in Kanal D'ye verdiği mülakatta hükümete yönelik mesajı, ertesi gün Hürriyet'te "Beceremediniz artık bırakın" başlığıyla manşete taşınmıştı.

Fethullah Gülen 1999 yılında ABD'ye yerleşti.

Fethullah Gülen 1999 yılında ABD'ye yerleşti.

Ancak 28 Şubat süreci Gülen'i de teğet geçmedi. 1999 yılında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı Fethullah Gülen ile ilgili soruşturma başlattı. Gülen hakkında "Türkiye Cumhuriyeti'ni devirmek, laik devlet yapısını değiştirerek dini kurallara dayalı devlet kurmak amacıyla yasadışı terör örgütü kurma" suçlamasıyla 2000 yılında dava açıldı. Gülen 1999 yılı Mart ayında ABD'ye yerleşti.

28 Şubat davası karar  aşamasında

Aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in de bulunduğu 103 sanık hakkında açılan davanın duruşmaları 2 Eylül 2013 tarihinde başladı. Ancak 28 Şubat'ın en önemli mağduru Necmettin Erbakan 2011 yılında vefat etmiş, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tanıklık yapmayacağını bildirmişti.

"Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren düşürmeye, devirmeye iştirak" suçundan yapılan yargılama, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında yeni bir boyut kazandı. Sanıklar Ergenekon ve Balyoz davalarına atıfla 28 Şubat davasının da Fethullah Gülen tarafından yönetilen bir "kumpas" olduğunu savunuyor.

Davanın iddianamesini hazırlayan savcı Mustafa Bilgili, kamuoyunda "kozmik oda" olarak bilinen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda 2009 yılındaki aramaları yaptıran savcıydı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kayıplara karışan ve hakkında gözaltı kararı çıkarılan Bilgili 2016 yılında yakalanmıştı. Davanın diğer savcısı Kemal Çetin de 15 Temmuz sonrasında HSYK kararıyla açığa alındı, ardından 31 Ağustos 2016 tarihli kararla meslekten ihraç edildi.

60 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen davada karar aşamasına geçildi. Savcılığın esas hakkındaki mütalaasına karşı sanıkların savunmalarının sürdüğü davanın bir sonraki duruşması 2 Mart 2018 tarihinde yapılacak.

Beklan Kulaksızoğlu

© Deutsche Welle Türkçe

 

Önerdiğimiz linkler