1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Türkiye'de KHK'lılar: Bize vebalı muamelesi yapıyorlar

20 Eylül 2019

Darbe girişimi sonrası ihraç edilen on binlerce kişi sağlık hizmeti alamıyor. Çocuklarıyla ortada kalan, kanserden psikiyatrik hastalığa çok sayıda rahatsızlıkla boğuşan aileler, "sivil ölüme" terk edildikleri görüşünde.

https://p.dw.com/p/3Pypy
Fotoğraf: ArşivFotoğraf: Reuters/O. Orsal

Türkiye'de 15 Temmuz 2016'da düzenlenen darbe girişiminden geriye soruşturmalar, binlerce tutuklama, kapatılan kurum, vakıf ve medya kuruluşlarıyla kamudaki görevlerinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmiş 134 bin kişi kaldı.

Bu kişilere bir de kapatılan özel okullardaki görevlerini kaybederek çalışma izinleri elinden alınan 20 bin öğretmen ekleniyor.

Tüm bu kişilerin en önemli ortak özelliği, hiçbir sağlık güvencelerinin olmaması. Üstelik haklarını kaybedenlerin sayısı, eşler ve çocukların da etkilenmesiyle katlanarak artıyor. Bu sayının toplumsal maliyeti ise oldukça ağır.

"21. yüzyılda bize, vebalı muamelesi yapıyorlar. Biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. İnsanlar kafalarını kuma gömdü" diyor doktor Zehra Doğramacıoğlu.

Tekirdağ Çorlu'da yaşayan ve iki farklı kanser türüne karşı mücadele eden KHK'lı doktor, son dört yıldır yaşadıklarını DW Türkçe'ye bu sözlerle özetliyor. 2015 yılında meme kanseri teşhisi konan Doğramacıoğlu, darbe girişimi öncesi farklı devlet hastanelerinde çalışmış 20 yıllık bir doktordu.

KHK ile ihraç edilen doktor Zehra Doğramacıoğlu ve kızı
KHK ile ihraç edilen doktor Zehra Doğramacıoğlu ve kızıFotoğraf: Privat

15 Temmuz sonrası kendisi gibi doktor olan eşiyle birlikte ilk ihraç edilen kamu çalışanları arasında yer alıyorlar. Ardından aynı yılın Kasım ayında da bir grup sağlık çalışanıyla birlikte Derya Sağlık Derneği'ne üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alındıklarını söylüyor.

"Ev almak için yatırdığım paradan yargılanıyorum"

Kanser tedavisi nedeniyle gözaltındayken hep yatmak zorunda olduğunu söyleyen Doğramacıoğlu, kendisinin bu nedenle bir gün, eşinin ise ilk aşamada yedi gün gözaltında tutulduğunu anlatıyor. Ancak gözaltı ve daha sonra eşinin bir yıl cezaevinde kalmasının gerekçesini, sekiz ay sonra hazırlanan iddianamede öğrendiklerine dikkat çekiyor.

"Derneğe olan üyelik vardı. Ve 2011 yılında Çorlu'da Kılıçoğlu'ndan Vizyon Konutları'nda ev aldık. Ev senetlerini Bank Asya'ya yatırmamız söylendi. Bankada hesap açtırdım ve para yatırdım. Ev almak için kendi hesabıma yatırdığım paradan dolayı, örgüte yardımdan yargılandım" diyor.

Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakları da sigortaları olmadığı için 101. günden itibaren sona eriyor. İş bulamadıkları için sigorta yaptırma imkanı da olmayan KHK'lılar herhangi bir sağlık güvenceleri olmadan yaşamak zorunda.

Zehra Doğramacıoğlu da bu şekilde yaşayan on binlerce kişiden biri. Üstelik kendisi ve eşi gibi 13 yaşındaki kızı da sağlık hizmetinden yoksun kaldı. Down sendromuyla yaşayan kızının, Skolyoz ve Haşimato hastalıkları nedeniyle alması gereken düzenli tedavileri alamadığını anlatıyor.

"Kızım, artık anne ve baba demiyor"

Tüm bu süreç içinde etrafındaki herkesi kaybeden, ailesinin maddi desteğiyle geçindiğini anlatan Doğramacıoğlu, kızının yaşadıkları süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü belirtiyor. Kızına, babasının artık cezaevinde çalışmak zorunda olduğunu anlattığını söylüyor.

Doğramacıoğlu, "Cezaevi giriş ve çıkışındaki aramalarda kızım çok ürküyordu. Ziyaretler sonrası babasıyla konuşurken, altına çiş yapmaya başladı. Birkaç ay sonra, anne baba diyen çocuk bunu söylemeyi bıraktı" diyor.

Kanser tedavisi gören Doğramacıoğlu, kızının süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü söylüyor
Kanser tedavisi gören Doğramacıoğlu, kızının süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü söylüyor Fotoğraf: Privat

Türkiye'de maddi olanakları olmayan kişilere yönelik fakirlik beyanıyla birlikte yeşil kart imkanı sunuluyor. Bu karta sahip olan vatandaşlar, ücretsiz barınma, sağlık, eğitim ve benzeri sosyal haklardan yararlanabiliyor. Ancak KHK'lılar, iş bulma sürecinde olduğu gibi bu süreçte de "terörist ya da vatan haini olarak görüldükleri" gibi gerekçelerle yeşil kart alamadıklarını belirtiyor.

"Sivil ölüme terk edildik"

Doğramacıoğlu, "Kaymakamlığa yeşil kart için başvurduk. Kızıma da bana da KHK'lı olduğumuz için bağlanmadı. Kızım için bakım talebinde bulundum, KHK'lı olduğumuz için o da bağlanmadı, tamamen sivil ölüme terk edildik" diye konuşuyor.

İhraç edilenlerin süreçlerini yakından takip eden ve duyurmaya çalışan siyasetçilerden HDP'li Ömer Faruk Gergerlioğlu da izlediği sayısız vaka üzerinden KHK'lıların sosyal yardım ve sağlık hizmeti alamadıklarını söylüyor. KHK'lıların toplumdan nasıl dışlandıklarını açıklayabilmek içinse örnekler veriyor: "Komşularının ayakkabılarına çiviler koyduğu ya da balkondan üstlerine bir şeyler atılan vakalar var."

Gergerlioğlu KHK'lıların sigortanın yanı sıra emeklilik başvurularındaki türlü zorluklarına da dikkat çekiyor. 

"KHK'lıların yüzde 84,6'si psikolojik sorunlar yaşıyor"

Bazı KHK'lıların ancak mahkemeye başvurarak uzun bir yargı süreci sonucunda emekliliklerini alabildiklerini söylüyor ve malulen emeklilikte ise çok daha zor olduğunu anlatıyor:

"Vakkas Karakoyun bir KHK'lı öğretmen. 5 çocuk babası, ihraç edildi. Eşi çalışmıyor. Şeker hastalığı gözüne ve böbreklerine vuruyor. Gözü yüzde 80 oranında görmüyor. Haftada üç kez diyalize giriyor. Malulen emekli olmak istiyordu, üç yıldır uğraşıyor. Sonunda mahkemeye verdi ve 1,5 ay önce emekli olabildi. Tam bir düşman hukuku uygulandı."

Kendisi de KHK ile ihraç edilen Gergerlioğlu, OHAL'de yaşananların geleceğe aktarılması gerektiği düşüncesiyle sivil toplum ve bilim insanlarıyla iki yıldır bir "toplumsal maliyetler" çalışması hazırlıyor. Çalışmanın üçüncü yılını hazırlıyorlar. Binlerce KHK'lı ile görüşüp, yaşadıklarını kayıt altına alıyorlar.

3 bin 776 kişiyle konuşulan ikinci yılın verilerine göre, KHK'lıların yüzde 69,4'ü sosyal güvenceden yoksun yaşıyor. Tüm ihraç süreci ve sonrasında psikolojik sorunlar yaşayanların oranı yüzde 84,6. Yeni sağlık sorunları başlayan ya da hastalıkları nüksedenlerin oranı ise yüzde 45,3 olarak kayıt altına alındı.

Engelli bebeğini kaybeden anne

İhraç sonrası sadece KHK'lıların hayatları değişmiyor. Onlarla birlikte aile fertleri de etkileniyor. Çalışmanın sonuçlarına göre, stres ya da sıkıntılara dayanamayan KHK'lı kişilerin anne ya da babalarının hastalanma oranı ise yüzde 51,3. Bu kişilerin yüzde 8'inin ise hayatını kaybettiği bilgisi veriliyor. Yaşadıkları nedeniyle düşük yapan kadınların oranı ise yüzde 4,4.

Gergerlioğlu, felaket olarak tarif ettiği tabloyu daha iyi anlatabilmek için konuştukları KHK'lılardan birinin sözlerini aktarıyor: "Darbeden bir gün önce engelli bir bebeğimiz dünyaya geldi. Yoğun bakımda başında duruyorduk. Eylül'de eşim açığa alınınca eşimin ailesinin yanına taşındık. Bebeğimle hastanedeyken, tüm sağlık haklarımızın elimizden alındığı talimatı geldi. Kaymakamlıktan yardım istedim, defalarca kovuldum. Tek isteğim bebeğim için genel sağlık sigortasını yapmalarıydı, yapmadılar. Bebeğim gerekli tedavileri alamadı 2017 Haziran ayında vefat etti."

Çalışmada, tutuklu olan KHK'lılara ilişkin veriler de yer alıyor. Tutuklu KHK'lıların, "Tüm sağlığa erişim haklarını kullanabiliyor musunuz" sorusuna yüzde 57,5'i "Hayır" yanıtını veriyor.

TTB: Sağlık hakkı ihlali

İnsan hakları kapsamındaki hasta hakları birçok uluslararası sözleşmeyle koruma altına alınıyor. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, KHK'lıların yaşadıklarının sağlık hakkı ihlali olduğu görüşünde. Adıyaman, "Herkes gibi bu insanlara da devletin sağlık hizmeti koruması sağlaması gerekir. KHK'lılar çalışamadığında, eşinden dolayı sağlık hizmetinden yararlanabilmesi söz konusu değilse ancak yeşil karttan yararlanarak mevcut sistem içinde sağlık güvencesi elde edebilirler" diyor.

Aylarca askıya alınan iş yeri hekimliği sertifikasını Gergerlioğlu'nun kişisel çabalarıyla alabildiğini anlatan Doğramacıoğlu, dokuz  aydır özel sektörde çalışıyor. Perşembe günü görülen karar duruşmasında beraat etti, eşi ise 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dört yıla yakın süredir yaşadıklarını ise şöyle noktalıyor: "Kızımın yine bana anne diyeceği günü bekliyorum."

Gezal Acer

© Deutsche Welle Türkçe