Popülizm AB karşıtlığından nemalanıyor | AVRUPA | DW | 02.12.2013
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Popülizm AB karşıtlığından nemalanıyor

Konrad Adenauer Vakfı’nın “Avrupa’da sağ ve milliyetçi popülist partilerin yükselişi” adlı araştırmasının sonuçları kamuoyuna sunuldu. Raporda, sağ popülizmin nasıl durdurulabileceği konusunda da ipuçları verildi.

Konrad Adenauer Vakfı’nın yaptığı “Avrupa'da sağ ve milliyetçi popülist partilerin yükselişi” adlı araştırmanın sonuçları pazartesi günü Berlin'de kamuoyuna sunuldu. Araştırmanın sonuç raporunu yazan isimlerden Florian Hartleb “New York Times gazetesinin yakın zamanda yazdığı gibi bir Avrupa Çay Partisi'nden ya da Weimar Cumhuriyeti döneminde olduğu gibi yeni bir radikalleşmeden söz edilemeyeceğini" belirtti.

Parti araştırmacısı Hartleb, sağ popülizm olgusunun yekpare bir olgu olmadığını ve partilerin farklı düzeyde radikalliğe sahip olduklarını ifade etti. Partilerin, ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini vurgulayan Hartleb, diğer yandan bu partilerin kendilerini kayda değer siyasi güçler olarak Avrupa'da kabul ettirdiklerinin de görülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Çalışmada Avrupa Birliği'ne üye 12 ülkedeki durum mercek altına alındı. Hartleb, sağ popülist partilerin muhafazakâr partilerin tabanından beslendiği yönündeki klişenin doğrulanamayacağını belirtti. Bu partilerin tüm sosyal tabakalardan seçmenleri bulunduğunu söyleyen Hartleb bilhassa önceden sosyal demokrat kesimler arasında bulunan seçmenlerin bu partilere yöneldiğini ifade etti. Yapılan araştırmada buna neden olarak, birçok sosyal demokratın 90'ların ortasından itibaren bir “Üçüncü Yol”a meyletmesiyle birlikte “büyük seçmen gruplarının siyasi olarak yersiz yurtsuz kalması” gösterildi.

'Popülist partilerden kurtulmak zor'

Sonuç raporunun yazarları popülist partilerden kurtulmanın son derece zor olduğuna dikkat çekti. Rapora göre en doğrusu onların yükselişini daha başından engellemeye çalışmak ancak bu açıdan birçok ülkede çok geç kalındığı belirtiliyor. Yazarlar iki öneride bulunuyor: Birincisi popülizmin güçlenmesine imkân veren sosyal nedenlerle mücadele etmek. Buna göre küçük bölgelerde sefaletin önüne geçilmeli ya da vatandaşların popülistlerin basit yanıtlarına meyletmesine neden olan sosyal bağımlılıkları ortadan kaldırılmalı. İkinci öneri ise mevcut yasaları kullanarak ya da güçlendirerek paralel dünyalarla ve sosyal hizmetlerin istismar edilmesiyle mücadele etmek.

Sonuç raporunun yazarlarından Florian Hartleb, temelde tematik bir tartışmanın sürdürülmesi gerektiğini, genellikle popülistlerin stratejisi olan temsiliyet modeliyle mücadele edilmesinin şart olduğunu ifade etti, elitizm karşıtı davranmanın önemine değindi.

Araştırmada ayrıca Avrupa ve kurumlarına yeni bir istikrar sağlanması gerektiği belirtiliyor. Zira Avrupa'nın geniş yığınlarının Avrupa'nın kendileri için iyi olduğuna inandırılması gerekiyor. Vatandaşların Euro'nun tedavüle girmesiyle birlikte istikrar sağlanacağı sözüne güvendikleri vurgulanıyor. Ancak popülistlerin Avrupa ve AB ile birlikte yeni bir seferberlik formülü buldukları, söylemlerini buna göre yeniden düzenlendikleri belirtiliyor. Eleştiri noktalarından biri kendilerini “basit vatandaştan” uzaklaştıran Avrupa'daki siyasi seçkinler zümresi. Popülistlerin göç karşıtı siyasetlerinin yanı sıra Avrupa'ya duyulan şüpheyi de kendilerine yeni alan seçtikleri ifade ediliyor.

Artı eksi tablosu

Hrıstiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Elmar Brok'un bu konuda bir önerisi var. Brok Avrupa Birliği ülkelerinin üyeliğin kendilerine getirdikleri üzerinden, yıllık bir kâr-zarar bilançosu hazırlamasını önerdi. Böylece Avrupa'nın ne anlama geldiğinin somut olarak anlaşılacağını belirtti. Elmar Brok birçok siyasi ve ekonomik zorluğun üstesinden gelmenin ulusal devletler düzeyinde değil ortak Avrupa Birliği düzeyinde mümkün olduğuna dikkat çekti. Brok, AB karşıtlarının geleceğin zorluklarına nasıl yanıt verileceği konusunda bir projeleri olmadığını ve tek bildiklerinin 'hayır' demek olduğuna dikkat çekti.

© Deutsche Welle Türkçe

Kay-Alexander Scholz / Ercan Coşkun

Editör: Başak Özay

Reklam