1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
İnsan HaklarıTürkiye

Kayhan Ayhan adli kontrol şartıyla serbest

7 Temmuz 2026

BirGün muhabiri Kayhan Ayhan yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayhan hakkındaki soruşturma, dezenformasyon yasasının gazetecilik faaliyetlerine uygulanışını yeniden tartışmaya açtı.

https://p.dw.com/p/5Ginz
Son olarak BirGün muhabiri Kayhan Ayhan'ın "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" iddiasıyla gözaltına alınması zaten tartışmalı olan dezenformasyonla mücadele yasasını yeniden gündeme taşıdı. Yasanın hazırlanması sırasında yapılan protestolardan bir kare
Son olarak BirGün muhabiri Kayhan Ayhan'ın "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" iddiasıyla gözaltına alınması zaten tartışmalı olan dezenformasyon yasasını yeniden gündeme taşıdıFotoğraf: Kivanc El/DW

BirGün muhabiri Kayhan Ayhan, Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davayı takip ettikten sonra Pazartesi gece saatlerinde evinde gözaltına alındı. Geceyi İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Vatan Yerleşkesi'nde geçiren Ayhan, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" (TCK 217/A) suçlamasıyla tutuklama talebiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'ne sevk edildi. Hâkimlik, Ayhan'ın yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.

Gazetecilik faaliyetlerine ilişkin yürütülen soruşturmanın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından açılması da dikkat çekti. Savcılığın sevk yazısında, Ayhan'ın X ve YouTube hesaplarında İBB davasına ilişkin yaptığı paylaşımların incelendiği belirtildi. Savcılık, bu paylaşımlarda "halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle gerçeğe aykırı bilgilerin alenen yayıldığını" öne sürdü. Sevk yazısında ayrıca, "kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu" belirtilerek tutuklama talep edildi.

BirGün muhabiri Kayhan Ayhan
BirGün muhabiri Kayhan AyhanFotoğraf: ANKA

BirGün'ün aktardığına göre emniyette Ayhan'a yöneltilen soruların büyük bölümü, İBB davasını takip ederken yaptığı haberler ve sosyal medya paylaşımlarına ilişkindi. Dosyada, Ekrem İmamoğlu ile duruşma savcısı arasında yaşanan "Haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz" tartışmasını aktardığı video ile mahkeme başkanının izleyicilere yönelik sözlerini içeren yayınlar da yer aldı. Gazeteye destek amacıyla yaptığı bir sosyal medya paylaşımı da kendisine yöneltilen sorular arasındaydı.

Ayhan ise emniyetteki ifadesinde suçlamaları reddetti. Yaklaşık 15 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Ayhan, soruşturmaya konu edilen haber ve yayınların tamamının görevlendirildiği İBB davasında yaşanan "somut gerçekler ve ifadeler" olduğunu söyledi. Mahkeme salonunda yaşananları yorum katmadan aktardığını belirten Ayhan, "Burada yazılan ifadeler tamamen davada yargılanan sanıkların savunmalarında yer alan ifadelerdir. Sayın savcılık isterse mahkeme kayıtlarından görüntülere ve ifadelere ulaşabilir. Tek amacım davada yaşananları gazetecilik faaliyetim kapsamında halkın bilmesidir. Yaptığım tek iş gazeteciliktir" dedi.

Ayhan hakkındaki soruşturma, dayandığı hukuki düzenleme nedeniyle de yeniden tartışma konusu oldu. Suçlamanın temelini oluşturan Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesi, yürürlüğe girdiği 2022 yılından bu yana en çok gazeteciler hakkında uygulanması nedeniyle eleştiriliyor.

Halk içinde "sansür yasası" olarak da nitelenen düzenlemeye karşı düzenlenen protestolardan bir kare
Halk içinde "sansür yasası" olarak da nitelenen düzenlemeye karşı düzenlenen protestolardan bir kareFotoğraf: Gülsen Solaker/DW

Başından beri tartışmalıydı

"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu, 18 Ekim 2022'de yürürlüğe giren ve kamuoyunda "dezenformasyon yasası" ya da "sansür yasası" olarak anılan düzenlemeyle Türk Ceza Kanunu'na eklendi.

Maddeye göre, sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığıyla ilgili gerçeğe aykırı bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kişiler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılıyor.

Düzenleme daha Meclis'te görüşülürken yoğun eleştirilere konu oldu. Gazetecilik örgütleri ve hukukçular, "gerçeğe aykırı bilgi", "kamu barışı", "elverişlilik" ve "saik" gibi suçun temel unsurlarının sınırlarının açık biçimde çizilmediğini, bunun da maddenin geniş yorumlanmasına kapı aralayabileceğini savundu.

Dezenformasyonla mücadeleye ilişkin düzenleme son aylarda cok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasına temel teşkil etti
Dezenformasyonla mücadeleye ilişkin düzenleme son aylarda cok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasına temel teşkil ettiFotoğraf: ANKA / DW

Benzer uyarılar uluslararası kuruluşlardan da geldi. Avrupa Konseyi'nin anayasal danışma organı Venedik Komisyonu, düzenlemenin öngörülebilirlik ilkesini zedelediğini ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini belirtti. İfade özgürlüğü örgütü ARTICLE 19 ise maddenin uluslararası insan hakları standartlarıyla bağdaşmadığı değerlendirmesinde bulundu.

Uygulama beklendiği gibi mi oldu?

Yasa hazırlanırken iktidar temsilcileri ise düzenlemenin yalnızca istisnai durumlarda uygulanacağını savunuyordu.

Meclis görüşmeleri sırasında MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, suçun oluşabilmesi için yalnızca gerçeğe aykırı bir bilginin paylaşılmasının yeterli olmadığını söylemişti. Yıldız'a göre failin özel kastla hareket etmesi, bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olması, gerçeğe aykırı olması ve alenen yayılması gerekiyordu. Ayrıca eleştiri amacıyla yapılan açıklamaların suç oluşturmayacağını da vurgulamıştı.

Ancak aradan geçen yaklaşık dört yılda açılan soruşturma ve davalar, uygulamanın bu dar çerçevenin ötesine geçtiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi. Özellikle kamu yararı taşıyan haberler, devam eden soruşturmalara ilişkin yayınlar ve mahkeme salonlarından yapılan aktarımlar nedeniyle gazeteciler hakkında açılan soruşturmalar, maddenin sınırlarının fiilen genişlediği tartışmalarını beraberinde getirdi.

Davaların büyük bölümünde sanık gazeteciler

Bu tabloyu ortaya koyan çalışmalardan biri Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği'nin (MLSA) 2024-2026 dönemini kapsayan raporu. Rapora göre TCK 217/A kapsamında izlenen davaların yüzde 72'sinden fazlasında sanıklar gazeteci, muhabir ya da medya çalışanlarından oluşuyor.

Raporda dikkat çekilen bir diğer nokta ise çok sayıda dosyanın beraat ya da tahliyeyle sonuçlanmasına rağmen gözaltı, tutuklama ve uzun yargılama süreçlerinin başlı başına caydırıcı bir etki yaratması. MLSA bu durumu "süreç cezası" olarak tanımlıyor ve maddenin yalnızca mahkûmiyet kararlarıyla değil, soruşturma süreçleri üzerinden de ifade özgürlüğünü etkilediğini savunuyor.

Soruşturmaların önemli bölümü deprem, kamu kurumlarının faaliyetleri, yolsuzluk iddiaları ya da kamuoyunun yakından takip ettiği davalara ilişkin haberlerden kaynaklanıyor.

Gazeteci Evrim Kepenek, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından AFAD'ın yardım çalışmalarına ilişkin haberleri nedeniyle yargılandı ve beraat etti. Deprem bölgesinden yaptığı haberler nedeniyle yargılanan Yüsra Batıhan hakkında hapis cezası verildi ancak hükmün açıklanması geri bırakıldı. Ahmet Kanbal'ın aynı kapsamda yargılanması ise sürüyor.

Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, bir çocuğun cinsel istismara uğradığına ilişkin haberini sosyal medya hesabında paylaştığı gerekçesiyle tutuklandı. Yargılama sonunda beraat etti.

Madde daha sonra MİT'e ilişkin haberi nedeniyle Tolga Şardan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturmalarına ilişkin haberleri nedeniyle Furkan Karabay ve Yenidoğan Çetesi davasına ilişkin haberleri nedeniyle Nilay Can, Dinçer Gökçe ile Veysi Dündar hakkında da uygulandı. Yenidoğan Çetesi davasını takip eden üç gazeteci beraat ederken, Karabay yaklaşık üç ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi.

Son dönemde açılan soruşturmalar arasında DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ ile BirGün muhabiri İsmail Arı da yer aldı. Uludağ, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının da bulunduğu dosyada yaklaşık 90 gün tutuklu kaldıktan sonra ilk duruşmada tahliye edildi. İsmail Arı ise aynı madde ile "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlamaları kapsamında yaklaşık 75 gün cezaevinde kaldıktan sonra ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kayhan Ayhan hakkındaki soruşturmada ise suçlamanın temelini, bir mahkeme salonunda yaşananların haberleştirilmesi ve sosyal medya üzerinden aktarılması oluşturuyor.

DW-Reporterin Pelin Ünker
Pelin Ünker Yolsuzluk ve vergi adaleti üzerine haber yapan araştırmacı gazeteci.@pelinunker