İstanbul Sözleşmesi: ″Bana bir şey olursa hangi devlet büyüğü hesap verecek?″ | Türkiye | DW | 27.03.2021

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Türkiye

İstanbul Sözleşmesi: "Bana bir şey olursa hangi devlet büyüğü hesap verecek?"

Türkiye'nin, cinsiyet temelli her türlü şiddete karşı önlem yükümlülüğü getiren İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı nedeniyle öldürülme korkusu yaşayan kadınlar anlatıyor: "Yaşam hakkımız elimizden alınıyor"

"Pes edip döneceksin' diyor. Ölsem bile bu yoldan dönmeyeceğim. Zaten güvende değildik, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı ile iyice güvensiz hissediyoruz."

Esma bugün 34 yaşında ve boşanma davası açtığı kocasından ayrı yaşıyor. Siirt'te nişanlandırıldığında 18, evlendirildiğinde ise 20 yaşındaydı. Ailesi, "Biz uygun gördük, evleneceksin" dedi. Esma evlenmek istemediği için iki sene nişanlı kaldı. "Ne evet ne hayır diyebildim" diye hatırlıyor o dönemi. İki senenin sonunda cevap vermemesine rağmen evlendirildi. Dört yıl boyunca kocasının ailesinin evinde yaşadılar. Esma, evlendirildiği adamı sevmek için çabaladı, olmadı. Bir süre sonra kocasının ailesinden ayrı eve çıktılar. Esma araları düzelir diye umdu, o da olmadı. Şiddet, en başından beri vardı. Kocasının ailesi, eve çıktıkları için Esma'yı suçlayınca şiddetin dozu arttı. Başlarda şiddet gördüğünü kimseye söylememişti, söylediğinde de bir şey değişmedi. "Bir şey olmaz" dediler.

Kocası tarafından parmağı kırılan Esma, öldürülmekten korkuyor.

Kocası tarafından parmağı kırılan Esma, öldürülmekten korkuyor.

Esma evlendiği gece hamile kaldı. 20 yaşında anne oldu. O çocuk bakıyor, kocası bahis oynuyordu. Esma'nın ailesine yakın bir eve taşınmalarıyla kocası eve daha da geç gelmeye başladı. Şiddet devam ediyordu. Bu arada ikinci çocuğunu doğurdu Esma ama tekrar hamile kalmak aslında aklında yoktu. Her şey daha kötüye gitti. Kocası, ailesini görmesini istemiyordu ama o bir yolunu buluyordu. Akşam yemeğinin gecikmesi kocasının Esma'yı dövmek için ürettiği bahanelerden biriydi. Polise gidemedi. Aileleri, "Eştir, yapar" diyordu.

Çocuklar büyüdü, okula başladı. Kocası çocukların ihtiyaçlarını karşılamıyordu. Esma böylece işe, yarım gün çalışmaya başladı. Kazandığıyla idare ediyorlardı. İşe gitmeye başladığında kocası yüzüne değil, vücuduna vurmaya başladı morluklar gözükmesin diye. Ancak bir süre sonra çalışması da sorun oldu.

"Kendi ayaklarımın üstünde duruyorum, çalışıyorum diye istemediler."

"Herkes benim gibi cesur olamıyor, olanlar da öldürülüyor"

Bir gün geldi, dayağa dayanamaz hale geldi Esma. Evden dışarı çıktı, bir parkta akşamı etti. Eve döndüğünde, "İşten ayrılmazsan ağabeyin ve kocan öldürecek" diye tehdit edildi. Yaşadıklarını babasına anlattı, babası kocasıyla konuştu. Adam iki gün dövmedi, üçüncü gün şiddet uygulamayı sürdürdü. Bazı geceler uykusundan uyanıp boğazına yapışıyordu Esma'nın. Bir gece kızı da şahit oldu bu ana. Esma'nın canına, çocuklarının da şiddet görmeye başlamasıyla tak etti. O gün kapıyı açmadı kocasına. "Boşanmaya karar verdim, karakola gideceğim" dedi. "Yapamazsın, cesaretin yok" dedi adam. Bir saat sonra eşyalarını ve çocuklarını alıp aile evine döndü Esma. Darp raporu aldı, kocasından şikâyetçi oldu. Adam hiçbir ceza almadı. Nihayet boşanma davası açtı.

"Benim gibi binlerce kadın şiddet görüyor ama konuşamıyor. Binlerce kadın korktuğu için ya da 'Kim bana bakacak' diye boşanma davası açamıyor. Herkes benim gibi cesur olamıyor, olanlar da öldürülüyor."

Dava açtıktan sonra uzaklaştırma kararı olmasına rağmen eve geldi, Esma'nın parmağını kırdı ve yüzüne yumruk attı. Uzaklaştırma kararını ihlal etmesine rağmen yine cezalandırılmadı. Önceleri kocası da boşanmak istiyordu, iki duruşma sonra kararını değiştirdi. Bu nedenle dava henüz sonuçlanmış değil. Esma ilkokul mezunu ama ortaokulu açıktan okudu, şimdi liseye devam ediyor. Öldürülmekten korkuyor. Şiddet faili adamların cezasız kalmasından, devletin kadınlara el uzatmamasından, kimsenin sesini duymamasından yakınırken gözyaşlarına boğuluyor.

"İşsizim, çalışamıyorum çünkü korkudan evden çıkamıyorum. Can güvenliğim yok.  Ölmemiz mi gerekiyor? Her gün en az bir kadın öldürülüyor, ne demek İstanbul Sözleşmesi'ne ihtiyaç yok? O sözleşme bizim hakkımız, tüm kadınların hakkı…"

"İşkence gördüm ben, şiddet değil"

N. de Esma kadar İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararına tepkili çünkü bunun için sayısız sebebi var. Henüz 26 yaşında ama dört çocuk annesi. 16 yaşında evlendiğini, liseyi bıraktığını anlatırken, "Çocuk yaşta evlenmek gibi bir hatayı canımla ödüyordum" diyor. N., yaşadığı kentin sokaklarında mendil sattı, geçimini böyle kazanmaya çalıştı. Elinde avucunda kazandığının tamamını madde bağımlısı kocasına verdi. Kocası doğum kontrol yöntemi kullanmasını istemiyordu, üst üste hamile kaldı ve doğurdu. Şiddet, evliliğin ilk gününden beri vardı.

N., İşkence gördüm ben, şiddet değil diyor.

N., "İşkence gördüm ben, şiddet değil" diyor.

"Bile bile lades oldu ama dedim ya, cahillik işte…"

Beş aylık hamileyken komaya girdi ve yoğun bakımda yattı. O dönem maruz kaldığını şiddet değil, işkence olarak nitelendiriyor N. Komadan çıktıktan sonra da sürdü üstelik. Bir gün bıçağı kızdırıp vücudunu yaktı kocası, bir başka gün burnunu parçaladı. Hiç polise gitmedi çünkü çok korkuyordu. Ancak bir süre sonra karakola gitmeye karar verdi.

"İşkence gördüm ben, şiddet değil. Sekiz kez şikâyetçi oldum ama sistem işlemediği için hep serbest kaldı ve her geldiğinde aynı şeyleri yaptı."

"İstanbul Sözleşmesi sayesinde cesaretlendim"

Bu cehennem hayatından nasıl çıktığını sorduğumuzda, "Orası çok güzel işte" diye anlatmaya başlıyor. Üç kez sığınmaevine gitti N. Kocası sadece bir kez polislerin savcıya durumu ayrıntılı şekilde anlatması neticesinde tutuklandı fakat iki ay sonra serbest kaldı. Altı ay önce kocasıyla tüm bağını kopardı. Boşanma davası açtı, henüz duruşma günü belli değil. Boşanma davası açtığı kocasının yaşadığı şehri, çocuklarını da yanına alarak terk etti.

"Altı ay önce özgürlüğüme kavuştum ama tam kavuşamadım, hâlâ uğraşıyorum. Benim devletle sorunum yok, sorunum adaletle. Bu ülkede adalet yok."

Video izle 04:16

6284 sayılı kanunun akıbeti ne olacak?

N.'nin yaşadıklarını paylaşırken süreç içinde politikleştiği anlaşılıyor. İstanbul Sözleşmesi sayesinde 6284 Sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un hazırlandığını, buna rağmen kadına şiddetin önlenmediğini, hakkındaki gizlilik kararının kanun sayesinde çıkarıldığını, bu gizlilik kararı sayesinde başka şehre sığınabildiğini nefes almadan anlatıyor.

"Ben 6284 Sayılı Kanun'u ve İstanbul Sözleşmesi'ni ailemin yanına sığınınca öğrendim ve bu sayede cesaretlendim açıkçası. Cahildim, bilmiyordum. Gözüm açıldı. 'Yapabilirsin' dedim kendime, 'Arkanda sana sahip çıkacak kurumlar var'. Şu an kadınlarla dayanışma içerisindeyim."

Kadınların, onlardan alınmak istenen İstanbul Sözleşmesi'ne kavuşmak için mücadeleden vazgeçmeyeceğini söylüyor. Ömrünün bir kısmını Esma gibi hayatı için savaş vererek tüketmek zorunda bırakılan N. de, onun gibi binlerce kadın olduğunu hatırlatmayı görev biliyor ve cevabı zor sorular soruyor.

"Sözleşmeden çekilmekle yaşam hakkımızı elimizden almış oluyorlar. Ben mücadelemden vazgeçmeyeceğim. Peki, ama bana bir şey olursa vebalini kim ödeyecek? Hangi devlet büyüğü hesabını verecek?"

Burcu Karakaş

© Deutsche Welle Türkçe