1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
Fotoğraf: Ernst von Siemens Musikstift

'Gezi olaylarından esinlendim'

1 Ekim 2013

İstanbul Devlet Konservatuarı Senfoni Orkestrası bu sene, genç besteci Zeynep Gedizlioğlu’nun “Durak” adlı eserini ilk kez yorumlayacak. Gedizlioğlu festivali ve eserini DW’ye değerlendirdi:

https://www.dw.com/tr/gezi-olaylar%C4%B1ndan-esinlendim/a-17130764

Beethoven Festivali’nin Orkestra Kampüsü’nde geçen yıldan bu yana Türkiye’den gençlik orkestraları ağırlanıyor. Festivalin bu seneki konuğu İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Senfoni Orkestrası da Berlin’de ve festivalin merkezi Bonn’da vereceği konserlerde, dinleyicilere renkli bir konser sunmaya hazırlanıyor. Her yıl, Orkestra Kampüsü’ne konuk olan ülkeden bir genç besteciye de konserde çalınmak üzere beste siparişi veriliyor. Bu sene seçilen besteci 2012 yılında Almanya’da Ernst von Siemens besteci ödülünü kazanan Zeynep Gedizlioğlu oldu. Gedizlioğlu ile müzik yolculuğunu ve Almanya’nın sanatına etkisini konuştuk:

DW: Bu sene Beethoven Festivali’nin orkestra kampüsü bölümünde İstanbul Üniversitesi Devlet Senfoni Orkestrası sizin bir bestenizi yorumlayacak. Deutsche Welle de sizden bir beste sipariş etti. Bu besteye 'Durak' adı verdiniz. Neden?

Zeynep Gedizlioğlu: Bestenin ismini besteyi yaptıktan sonra koydum. Bazen tam tersi de oluyor, önce isim geliyor ve beste arkasından onu izliyor. Ya da beste yapma süreci içinde insan buluyor. Fakat fark ettim ki bu beste benim için durmayı ifade ediyor ama durmak, statik anlamda ya da pasif anlamda bir şey yapmayarak durmak değil, tam tersine o durma aksiyonu inde belli bir gerilimin oluşturğu, durmadan önce ne olmuştu, şimdi nereye gidecek, belki bir bekleyişin olduğu, hatta o bekleyiş içinde bir beklentinin, umudun olduğu bir durumu ifade etmek için burada Durak ismi.

DW: Bu besteyi yaparken size ne esin kaynağı oldu?

Zeynep Gedizlioğlu: Bestenin kendisinin çok büyük bir bölümünü Gezi gösterilerinin olduğu sırada yaptım. İstanbul'da değildim, tam tersine çok uzakta Berlin'deydim. Beni ilk önce neredeyse nefessiz bırakan bir etkisi oldu bütün bu olayların. Bir yandan çok uzaktaydım, bir yandan da o kadar içindeydim ki bu uzaktaki hayatımı normal bir şekilde devam edemememe neden oldu. Oradan gelen, orada yaşamış, oranın insanı olarak hem içimde bir gerilim hissediyorum, hem de sanatçı ve besteci olarak bir yoğunluk hissediyorum. Fark ettim ki onu bir şekilde iletmek istiyorum. O gerilimi bir şekilde çıkarmak istiyorum. Bunu da nasıl yapacağım; benim dilim, benim yolum beste. Bu beste, ben istesem de istemesem de önce beni bu olaylar dilsizleştirmiş olmasına rağmen, birkaç günlük bir durma, susma, düşünme aşamasından sonra gerçekten bir yol oldu benim için. Belki de bestenin kendisi benim için bir yol oldu.

DW: Beste genç müzisyenler tarafından yorumlanacak. Neler hissediyorsunuz?

Zeynep Gedizlioğlu: Müthiş birşey. Berlin'de provalar sırasında ilk kez duydum ben de yazdığım müziği orkestradan. Bu kadar enerji dolu, genç insanın bir araya gelip benim müziğimi seslendiriyor olması inanılmaz harekete geçirici bir şey, çok mutlu edici. Çalarken de bir ciddiyet ve kendini veriş gördüm. O kadar kendilerini vererek ve angaje olarak seslendirdiler ki, prömiyeri sabırsızlıkla bekliyorum.

DW: Peki, Beethoven Festivali'nin bir parçası olmak sizin için nasıl bir anlam teşkil ediyor?

Zeynep Gedizlioğlu: İlk olarak kesinlikle onur duyuyorum tabii. Beni mutlu eden Beethoven Festivali’nin ilgisi, ilk olarak Türkiye’den bir besteciye, tekrar Türkiye’den bir besteciye böyle bir sipariş veriyor olması beni mutlu ediyor. İkinci olarak da kişisel olarak beni düşünmüş olmaları ve müziğime gösterdikleri bu ilgi mutlu ediyor, ayrıca Beethoven Festivali'nin bu ilgisi, yani Türkiye'yi ikinci kez arka arkaya, bu sene ikinci kez misafir etmesi, festivalin bir parçası haline getirmesi, biraz önce konuştuğumuz şeyin de göstergelerinden biri. Yani dediğim gibi Türkiye kültürel anlamda şu sıralarda ve giderek büyüyen bir ilginin odak merkezi haline gelmeye başladı aslında. Yani ben de bunu, açıkçası bu ilgiden memnunum ve bunu da pozitif bir şekilde cevaplamayı istiyorum.

DW: İzmir’de doğdunuz, İstanbul’da eğitim aldınız ve şimdi Almanya’da yaşıyorsunuz. Bu uzun yolculuğu bize biraz anlatır mısınız?

Zeynep Gedizlioğlu: Ben İstanbul’da yaşadım aslında daha çok. 9 yaşındayken annemle babamla İstanbul’a taşındık. Hatta ilkokulun o vakit son senesini İstanbul’da okudum, oradan itibaren de aslında bütün hayatım İstanbul’da geçti, öğrencilik hayatım da orada geçti. İstanbul’dan sonra neden Almanya? O vakit çok yakın bir arkadaşım, Saarbrücken şehrinde bir süredir piyano bölümünde okuyordu. Ve her İstanbul’a geldiğinde, buluştuğumuzda da anlatıyordu bana. Önce gerçekten gitmek istiyor muyum, bunu düşündüm. Yani benim için ilk önemli olan şey Almanya değildi dürüst olmam gerekirse. İlk karar noktası benim için gitmekti; yani İstanbul’dan gitmek, araya bir mesafe koymak, aileden uzaklaşmak, insanın yakın olduğu, içinde kendini evinde hissettiği etrafında arkadaşlarıyla birazcık güvenli, o ortamdan uzaklaşıp başka bir yere gitmek… Dediğim gibi, arkadaşım beni o anlamda, pozitif anlamda dolduruşa getirdi. Çoğu meslektaşımın yaptığının aslında tersine daha çok bilinen büyük ve prestiji olan metropolleri ve okulları düşünerek, o anlamda bir şey yaparak değil, tam tersine tek atış Saarbrücken’deki müzik okuluna müziğimi yolladım. Sınava kabul haberi geldi bana. Haberi gelince, kısa bir telefon konuşmasından sonra biletimi aldım ve o şehre gittim. Sınava girdim, oldukça zorlu bir sınavdı, sabahtan akşama birkaç etabı olan bir sınavdı. O sınavları geçtim, her şey yolunda gitti ve böylece orada okumaya başladım.

Besteci Zeynep Gedizlioğlu

DW: Almanya çok sesli Batı müziğinde kült sanatçılar çıkarmış bir ülke. Bu sizi öğrencilik döneminizde etkilemiş miydi?

Zeynep Gedizlioğlu: Tabii, yani o hep vardı zaten. Ben onu İstanbul’da okurken de biliyordum öyle bir şey olduğunu ve o anlamda beni hep daha çok ilgilendirmiştir. Yani ülke olarak, kültür olarak daha cazip gelmiştir bana. O vakitleri hatırlıyorum. Avrupa kültürü bana kesinlikle, yani mesela Amerika’dan daha cazip geliyordu. Ve Almanya da tabii ki bunun içinde Fransa’yla birlikte en önemli noktalarından biri. Kesinlikle, bunu bilerek gittim ben oraya. Zaten bu isimlerle büyüdük; Bach, Mozart, Haydn, Beethoven, onların müzikleri ve onların müziklerinin analizi, onların müziklerinin yorumu, bütün bunlarla zaten çocukluğumuz ve gençliğimiz geçti. Almanya’ya gelirken bu anlamda bir merkeze geldiğimi biliyordum. Almanya’nın şöyle bir avantajı var tabii, mesela Fransa’yla Almanya’yı karşılaştırırsak Fransa’da daha çok Paris merkezi vardır. Türkiye’de de mesela İstanbul’dan bahsederiz, iş kültüre geldiğinde ve müziğe geldiğinde. Ama Almanya’da gerçekten çok iyi işleyen bir alışveriş ve net, network var, bütün şehirlerarasında. Onun için insan hangi şehirde yaşarsa yaşasın, bir diğerinden kopmuş değil, yani kapılar kapalı değil.

DW: Olanaklar var yani, bir bestecinin kendisini, müziğini geliştirebilmesi için

Zeynep Gedizlioğlu: İnanılmaz, kaynıyor gibi bir şey. Hatta o vakitler ben İstanbul’dan oraya gittiğimde bu fark iyice belirgindi. Şimdi tabii bir sürü şey aynı zamanda değişiyor. Şimdi bir konudan başka bir konuya atlıyormuşum gibi oluyor ama tabii İstanbul ve genel olarak Türkiye de 10 sene 11 sene önceki Türkiye ve İstanbul değil.

DW: Türkiye'de neler değişti bu dönemde sizce?

Zeynep Gedizlioğlu: Ben bir alt kültürün alt kültüründen bahsedeceğim, yani çağdaş müzikten. Çünkü klasik müzik dediğimiz şey, ne yaparsak yapalım bir alt kültür olarak kalıyor. Zannediyorum ki onun İstanbul’da çok fazla izleyicisi var. Çağdaş müzik de klasik batı müziğinin bir parçası gibi neredeyse. O yüzden gerçekten burada gerçekten bir alt kültürden, bir sous-culture’den bahsediyorum. O anlamda inanılmaz derecede popüler olacağına hiçbir zaman inanmıyorum, çünkü bu zaten kendi yapısına, kendi doğasına zıt. Ama gördüğüm kadarıyla İstanbul’da değişen şey şu: Bir kere okullarda, konservatuarlarda ve kompozisyon bölümü olan, kompozisyon öğrencilerinin bestecilik okuduğu okullarda ve üniversitelerde artık onların yaptığı besteler çalınıyor. Bu besteleri çalacak müzisyenler var. Böyle bir fikir var, eskiden yoktu böyle birşey. Şimdi bu çok sık oluyor. Bestecilik okuyan öğrenciler kendi müziklerini duyma olanağına sahipler. Bu bir öğrenci için en önemli şey aslında, hayatî bir şey yani. Hatta buradan bir festival dahi oluşturulmuş durumda, bildiğim kadarıyla. Mimar Sinan Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Ankara’dan Bilkent Üniversitesi... Hepsi bir araya geliyor ve kompozisyon öğrencilerinin bestelerinin seslendirildiği birkaç günlük bir festival düzenleniyor. Bu mesela çok önemli bir adım bence, çok önemli bir yenilik.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Başak Özay

Editör: Murat Çelikkafa