1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Güven krizi ve tehlikeler...

3 Nisan 2013

Alman makamlarının aşırı sağın üzerine yeterince kararlılıkla gitmediği eleştirileri giderek artıyor. DW Türkçe Yayınlar Sorumlusu Baha Güngör yorumunda tehlikeli bir dinamiğin oluştuğu uyarısında bulunuyor.

https://p.dw.com/p/188tF
Fotoğraf: DW

Almanya ile Türkiye arasında giderek daha da derinleşen bir güven krizi hâkim. Ağırlıklı olarak Türklerin oturduğu evlerde çıkan son iki yangın Neonazilerin işi miydi? Alman soruşturma makamları kundaklama olasılığını, aşırı sağcıları korumak için mi göz ardı ediyor? Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi Türk medya temsilcilerini Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasından kasıtlı olarak mı uzak tuttu? Bu sonu gelmez kışkırtıcı sorular, yetkili yetkisiz, bilgili bilgisiz herkesi kendi öznel yanıtlarını dile getirmeye yöneltti. Böylece suçlamalar birbiri ardına geliyor, cepheler keskinleşiyor.

Alman kamuoyu gerek Almanya’daki Türklerin gerekse Türkiye’deki hükümet yetkililerinin tepkilerini anlayışla karşılamalı. Yaralar hâlâ taze, NSU tarafından öldürülen sekiz Türk ve bir Yunanın aileleri hâlâ derin travma içinde. Federal ve eyaletler düzleminde en üst düzey hükümet yetkililerinden soruşturma makamlarına, cinayetleri Neonazilerin işlemiş olabileceği yıllar boyunca göz ardı edildi. Bu yöndeki işaretler ciddiye alınmadı, görmezden gelindi. Belgeler imha edildi ve üstüne üstelik cinayet kurbanları, suç örgütleri ile bağlantılı oldukları zannı altında bırakıldı. Tüm bunlar basitçe ‘arıza’ olarak nitelendirilen, Almanya gibi bir hukuk devletine yakışmayan gerçeklerdir. Türk-Alman ilişkilerinde mevcut gerilime büyük oranda yol açan da işte bu gerçekler.

Ölçüyü kaçırmamak

Özellikle de üst düzey Türk göçmen temsilcilerinin, Alman soruşturma makamları ve siyasî yetkililerini toptan yargılamaktan, göçmenlerin mağdur olduğu yangınları ilk aşamada önemsemedikleri gibi suçlamalardan kaçınması gerekir. Almanya’nın bir Neonazi sorunu var ve anketler bu sorunun şimdiye kadarkinden çok daha fazla ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Camiler, evler ve göçmen kuruluşlarına düzenlenen ama ucuz kurtulunan ve dosyası kapatılan pek çok saldırı da var. Alman kamuoyu bunlardan habersiz. İstatistikler Almanya’da yılda yaklaşık 200 bin yangın vakasında ayda yaklaşık 40 ve yılda neredeyse 500 kişinin yaşamını yitirdiğini, bu vakaların hepsinin de aydınlatılamadığını gösteriyor.

Türk hükümet yetkililerinin, Almanya’daki Türk kökenlilere sahip çıkmak zorunda hissetmesi anlaşılabilecek bir durum. Türkiye’de Almanlar zor duruma düşse Alman politikacıların, kendi vatandaşlarının durumuna sahip çıkması gayet doğaldır. Ancak bu tür girişimlerde de parola, ölçüyü kaçırmamaktır. Güçler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı ilkelerine aykırı kaçacak müdahalelerden iki taraf da kaçınmalıdır.

Gerilim nasıl aşılır?

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi, Türk medya temsilcilerine 17 Nisan’da başlayacak davanın duruşma salonunda yer ayrılması yönündeki her tür öneriyi reddediyor. Mahkeme prosedürlere göre doğru hareket etse de, duyarlılık ve empati açısından adeta porselen dükkanındaki bir fil gibi. Kurbanlar Polonyalı, İngiliz, Rus ya da hatta Yahudi olsaydı bir Alman mahkemesi bu kadar inatçı davranabilir miydi? Bu soruyu Türk medyası yöneltse onlara kim kızabilir?

Mevcut güven krizinde durumun yatışmasına yönelik ilk adım Mahkeme’nin takdir yetkisini kullanarak talepler yönünde bir adım atması olabilir. İkinci adım ise Alman ya da Türk olsun, politikacıların ve medyanın boş konuşup desteksiz atarak hassasiyetleri daha da kaşımaktan kaçınması olmalıdır. Gerilimin tamamen yatışabilmesi ise Alman güvenlik ve adalet makamlarının soruşturmalarına bağlı. Alman yetkililer soruşturmanın her yönde ve açık bir şekilde yürütüleceği güvencesi verdi. Sonuçta göçmen kökenlilerin hayatına mal olan yangınların neden çıktığı konusunda tatmin edici sonuçlara ulaşılması gerekir. Olayların önemsiz gösterilmesi ya da ciddiye alınmaması yönündeki her girişim, canileri yeni kundaklama olaylarına cesaretlendirecek ölümcül bir hata olur.

© Deutsche Welle Türkçe

Yorum: Baha Güngör

Editör: Beklan Kulaksızoğlu