Fransız siyasetinde Almanya çatlağı | AVRUPA | DW | 25.08.2014
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Fransız siyasetinde Almanya çatlağı

Fransa’da hükümetin sürpriz istifasının arkasında neler yatıyor? Kayhan Karaca’nın analizi…

Fransa’da Başbakan Manuel Valls pazartesi sabahı sürpriz biçimde hükümetinin istifasını sundu. Hükümet içinde ekonomi ve para politikaları konusundaki anlaşmazlıkların neden olduğu istifa Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından kabul edildi. Hollande, Başbakan Valls’i yeni bir kabine kurmakla görevlendirdi. Yeni kabinenin 26 Ağustos Salı günü açıklanması bekleniyor.

Ülkede siyasi krizi de beraberinde getiren istifanın odağındaki isim olarak Ekonomi Bakanı Arnaud Montebourg gösteriliyor. Cumhurbaşkanı François Hollande, bundan tam 147 gün önce dönemin İçişleri Bakanı Manuel Valls'i yeni kabineyi kurmakla görevlendirmiş, Arnaud Montebourg kabinede kendisine Ekonomi Bakanı olarak yer bulmuştu. Ancak Montebourg o günden bu yana hükümetin ekonomi ve para politikalarını aralıksız eleştirdi.

Bardağı taşıran son damla

Cumhurbaşkanı Hollande’ı “Almanya Başbakanı Merkel’in her dediğini yapmakla” itham etti. Haftasonu yaptığı son açıklamada, ülkenin ekonomik rotasının değiştirilmesini, Almanya ve AB'nin talep ettiği gibi önceliğin bütçe açığının kapatılmasına verilmemesini, yeniden büyümeye yönelinmesini istemişti. Bu açıklamaların bardağı taşıran son damla olduğu görülüyor. Zira hem Fransa’daki liberal çevreler hem de Berlin’den gelen rahatsızlık işaretleri uzun süredir Hollande’ı da zor durumda bırakmaktaydı. Montebourg’un son çıkışı üzerine Cumhurbaşkanı Hollande ile Başbakan Valls ilki Pazar akşamı, diğeri pazartesi sabah erken saatlerde olmak üzere iki kez bir araya geldi.

Bu görüşmelerde iktidardaki Sosyalist Parti’nin sağ kanadını temsil eden Valls’in Cumhurbaşkanına “artık o (Montebourg) varsa ben yokum” dediği, Hollande’ın da hükümetin toplu biçimde istifa etmesi ve daha “ahenkli” yeni bir kabine kurulması için onay verdiği belirtiliyor. Kabinenin topluca istifası sabah saatlerinde Cumhurbaşkanlığının internet sitesinden duyuruldu. Özetlemek gerekirse yarından itibaren ülke daha “sosyal-liberal” unsurlardan oluşan bir kabine tarafından yönetilecek.

Parti içi bölünme

Siyasi kriz aslında sürpriz değil. Siyasi gözlemciler tarafından haftalardır öngörülmekteydi. Fransız basını Haziran ayından bu yana “Montebourg bombası” başlıklı haberler yapmaktaydı. Ancak krizin aniden ve daha yaz mevsimi dahi sona ermeden patlak vermesi herkesi şaşırttı. Krizin temelinde, kendi içinde konfederal bir siyasi oluşum olan Sosyalist Parti bünyesindeki ekonomi eksenli ideolojik görüş ayrılıkları yatıyor. Bu yıl ilkbaharda peş peşe yerel ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde hezimete uğrayan Sosyalist Parti'nin egemenlikçi (küreselleşme karşıtı) ve sol kanadı, kötü seçim sonuçlarını büyük ölçüde hükümetin iki yıldır sürdürdüğü ekonomik program ve AB tarafından empoze edilen kemer sıkma politikalarına bağlıyor. Fransız solu AB’nin Fransa’nın uygulamasını istediği bütçe ve para politikalarına karşı çıkıyor. Bu politikaların arkasında Almanya’yı ve bu ülkenin Başbakanı Angela Merkel’i görüyor. Merkel ve hükümeti bu nedenle son zamanlarda Fransa’da sert eleştirilere maruz kalmakta.

Merkel kavgası

Merkel’i en sert eleştiren Fransız siyasilerin başında da Arnaud Montebourg geliyor. Montebourg daha önce Merkel’i Fransızların belleğinde hiç de olumlu imaja sahip olmayan Otto von Bismarck’a benzetmiş, Avrupa Komisyonu teknokratları için hakaret dolu ifadeler kullanmış, büyümeyi destekleyici politikalara yönelmediği için Avrupa Merkez Bankası’na da sert eleştirilerde bulunmuştu. Montebourg ve çevresi, Cumhurbaşkanı Hollande’ı da “AB’ye ve Almanya’ya boyun eğmekle” suçluyor.

Montebourg ve Sosyalist Parti içinde temsil ettiği akım, son yıllarda Fransa’da Cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlayıp parlamentonunkileri ön plana çıkaracak yeni bir Anayasa hazırlanarak 6’ıncı Cumhuriyet’e geçilmesini ve küresel kapitalizme karşı korumacı ve kuvvetli devlet anlayışı üzerine kurulu ekonomik bir modeli savunuyor. Bu nedenlerden ötürü Montebourg’un yeni kabinede yer alması beklenmiyor. Montebourg’la birlikte, daha önce hükümet politikalarını eleştiren Milli Eğitim Bakanı Benoit Hamon, Adalet Bakanı Christiane Taubira ve Kültür Bakanı Aurelie Filipetti’nin de yeni kabineye alınmayacakları söyleniyor.

Cumhurbaşkanlığı hesapları

Yeni kabine kurulmasının arkasında 2017 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için aritmetik hesaplar görenler de var. Kabineden çıkarılması 2017 seçiminde kendisine yer arayan Arnaud Montebourg için şans olabilir. Zira Montebourg da aynen Başbakan Valls gibi Hollande sonrası Sosyalist parti liderliğine oynuyor.

Fransız hükümetinin istifasıyla ülkedeki siyasi denklemler de çatırdamış görünüyor. İstifa iktidar üzerindeki otoritelerini göstermeleri açısından Cumhurbaşkanı Hollande ve Başbakan Valls açısından önemli olarak değerlendirilmekle birlikte, hükümetin ekonomik politikalarda değişiklik yapmadan 2017 yılına kadar nasıl devam edebileceği konusunda soru işaretleri yaratmış durumda. Hollande, sol çevrelerde “aşırı liberal” yorumlanan ekonomik politikaları nedeniyle 2012 Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisini destekleyen komünistler ve çevrecilerin desteğini geçtiğimiz aylarda kaybetmişti. Şimdi de iktidar partisinin sol ve egemenlikçi kanadını dışlayarak sosyalistlerin içinde bölünme riski yarattı. Bu bölünmenin parlamentodaki bazı oylamalara yansıyabileceği konuşulmakta.

Aşırı sağ pusuda bekliyor

Fransız siyaset gözlemcileri bu durumu “kumar” olarak nitelemekten kaçınmıyor. Kendi sorunlarıyla debelenen ana muhalefetteki merkez sağ partiler ülkenin içinde bulunduğu krizden Cumhurbaşkanı Hollande’ı sorumlu tutmakla yetiniyor. Krizi fırsata çevirmek isteyen tek siyasi oluşum ise aşırı sağcılar. Mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde sandıktan birinci parti olarak çıkan aşırı sağcı Milli Cephe (FN), yeni kabinenin açıklanmasını dahi beklemeden erken genel seçim çağrısında bulundu. Erken genel seçim çok ufak bir olasılık gibi görünse de iktidar ve ana muhalefetin hezimet korkusuyla sandıktan kaçtığı bir dönemde aşırı sağa yine de puan kazandıyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg