1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
Görevlerinden ihraç edilen akademisyenlere destek için 2018'de İstanbul'da düzenlenen bir gösteriden
Görevlerinden ihraç edilen akademisyenlere destek için 2018'de İstanbul'da düzenlenen bir gösteridenFotoğraf: DW/K. Akyol
Hukuk ve AdaletTürkiye

Barış akademisyenleri görevlerine dönemedi

5 Kasım 2021

OHAL Komisyonu, 'Barış Akademisyenleri'nin görevlerine dönmeleri için yaptıkları başvuruları reddetti. DW Türkçe bu akademisyenlerle ve hukukçularla konuştu.

https://www.dw.com/tr/bar%C4%B1%C5%9F-akademisyenleri-g%C3%B6revlerine-d%C3%B6nemedi-aym-tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1/a-59727714

2016 yılında kamuoyunda "Barış Bildirisi" olarak bilinen "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza attıkları için görevlerinden ihraç edilen akademisyenlerin başvurdukları Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu'ndan ilk karar çıktı. Komisyon, şu ana kadar 10'un üzerinde akademisyenin başvurusunu reddetti.

Dr. Taştan: "Komisyon, AYM'nin yolundan gitmedi"

İmzacılardan Dr. Onur Can Taştan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'nde araştırma görevlisiydi.

Bildiriye imza atan ikinci grupta olan Taştan DW Türkçe'ye, "Hem bildiri metnine katıldığım için hem de bildiri imzacılarına Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ve Sedat Peker'den yüksek perdeden tepki geldiği için imza attım" dedi.

Taştan bildiriye imza attıktan yaklaşık 8 ay sonra, 1 Eylül 2016'da üniversiteden ihraç edildi. Ardından 2017 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulan OHAL Komisyonu'na başvurarak göreve iadesini istedi.

Yanıt beklerken 2019'da Anayasa Mahkemesi (AYM), ceza davalarında da yargılanan imzacı akademisyenlerin başvurularını karara bağlayarak, bildirinin ifade özgürlüğü olduğuna hükmetti. Davalar beraat ile sonuçlandı.

2019'da yaşanan bu gelişmenin ardından pek çok akademisyen görevlerine geri dönmeyi umdu. Fakat bu, gerçekleşmedi. Taştan kararı şöyle değerlendirdi:

"AYM basit bir şekilde, 'Bu bir ifade özgürlüğüdür' dememişti. Bunun ötesine geçmiş, 'Bu bir akademik özgürlük meselesidir' demişti. Buna yönelik her türlü yaptırımın bir ifade özgürlüğü sorunu olacağını çok açık şekilde belirtmişti. Yani OHAL Komisyonu'na yol göstermişti aslında. Fakat komisyon bunu uygulamadı."​​

Barış Akademisyenleri: Peker kendine düşen rolü oynadı

Dr. Cevahir: "Siyaseten beklediğim bir sonuç"

Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü öğretim görevlisi Dr. Egemen Cevahir de bildiriye attığı imzanın ardından ihraç edilenler arasındaydı.

Egemen Cevahir ihraç edildiğinde arkadaşlarıyla birlikte idare mahkemesine başvurdu. Fakat mahkeme iç hukuk yolu olarak önce OHAL Komisyonu'nu gösterdi ve başvurularını reddetti. DW Türkçe'ye konuşan Cevahir OHAL Komisyonu'nun tamamen 'oyalama' olduğunu öne sürdü. Komisyon'un kendisi hakkında verdiği ret kararını ise şöyle yorumladı:

"Hukuksal kurgularla bir şeyleri açıklayamayacağımız bir coğrafyada ve zamanda yaşıyoruz. Şu anki siyasi atmosferde ve siyasal iktidarın izlediği hatta baktığımız zaman beklediğim bir sonuçtu. Hukuken beklemiyordum, ama hukuk askıya alındığı için böyle bir siyasi sonuçla karşılaşacağımızı bekliyordum."

AYM'nin kararı OHAL Komisyonu'nu etkiler mi?

Ret kararının gelmesinin ardından kamuoyunda, "Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermişken OHAL Komisyonu neden göreve iade etmedi?" sorusu gündeme geldi.

DW Türkçe bu soruyu iki idare hukukçusuna yöneltti. Ankara Üniversitesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ulusoy'un yanıtı şöyle oldu:

"AYM kararıyla idari karar farklı"

"Hukuken iki dava farklı tabii. AYM'nin verdiği karar ceza davalarıyla ilgili. AYM, 'Bildiriye imza atmaları ceza hukuku açısından suç değildir' dedi. Teknik açıdan direkt olarak 'AYM böyle yaptıysa idare bu kararı vermeliydi' diyemeyiz."

Prof. Ulusoy buna karşın OHAL Komisyonu'nun kararının hukuka aykırı olduğunu ifade etti:

"Bildiriyle ilgili 'Terör örgütünü övüyor' iddiaları var. AYM böyle bir şey söylemedi. Ortada akademisyenlikten atılmayı gerektirecek bir suç yok. OHAL komisyonu bu başvuruları kabul etmeliydi hatta AYM kararını da dayanak olarak kullanmalıydı."

"Komisyon AYM kararını hiçe saydı"

İdare Hukuku Profesörü Metin Günday ise AYM kararının doğrudan OHAL Komisyonu'nu bağlamış olması gerektiğini söyledi:

"Bu bildiride yer alan açıklamalar AYM tarafından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor. AYM, metnin akademik ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söylüyor. Terör örgütü propagandasından söz etmiyor. Ceza davalarından beraat ediyorlar. Demek ki bu kişiler akademik ifade özgürlüklerini kullanmışlar, ortaya koydukları ifade terörü teşvik edici bir ifade değil. Dolayısıyla burada OHAL Komisyonu AYM kararını hiçe saydı."

"15 yıl iç hukuk yollarında geçebilir"

Peki şimdi ne olacak? OHAL Komisyonu'nun gerekçeli kararının gelecek haftalarda akademisyenlere ulaşması bekleniyor. Kararın tebliğinin ardından ise önce özel idare mahkemelerine, ret gelmesi hâlinde sırasıyla bölge idare mahkemesine, Danıştay'a ve AYM'ye başvurabilecekler.

Barış Akademisyenleri yaşadıkları hak ihlallerini anlattı

Avukat Kerem Altıparmak DW Türkçe'ye bu sürecin hayli uzun olduğunu anlattı:

"Şu an AYM'ye gelebilmiş bir KHK ihracı kararı yok. Temmuz 2017'de komisyondan ret kararı alan bir kişi hâlâ Danıştay'dan karar çıkmasını bekliyor. Yani idari yargıdaki minimum süre 4 yıl 3 ay. Akademisyenler buraya henüz gelebildi, dolayısıyla burada yaklaşık 5 yıl daha bekleyecekler. AYM süreci ile birlikte minimum 15 yıl iç hukuk yollarında geçecek."

"Zamanlama AİHM'in savunma istemesiyle paralel"

Kerem Altıparmak ayrıca, akademisyenlerin dahil olduğu bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) sürecine vurgu yaptı. İmzacı olan ya da olmayan fakat KHK'larla ihraç edilen 83 akademisyen, 'OHAL Komisyonu'nun etkili bir hukuk yolu olmadığı' gerekçesiyle AİHM'e başvurmuştu.

Altıparmak, Mahkeme'nin Türkiye Cumhuriyeti'nden 10 Ocak'a kadar savunma istediğini belirterek, OHAL Komisyonu'nun bugün bu kararları almasının arkasında, 'Ocak ayında hükümetin elini rahatlatmak, iç hukuk yolları etkili mesajı vermek' olduğunu öne sürdü.

Barış Bildirisi sonrasındaki süreç

Barış için Akademisyenler inisiyatifi, Çözüm Süreci'nin sona ermesinin ardından Doğu ve Güneydoğu'daki illerde güvenlik güçleri tarafından düzenlenen operasyonlara tepki göstererek, 11 Ocak 2016'da "Bu suça ortak olmayacağız" başlıklı bildiriyi kamuoyu ile paylaşmıştı. Bölgede sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasının ve insan hakları ihlallerine son verilmesinin talep edildiği bildiriyi ilk etapta 1128 akademisyen imzalamıştı. Bildiri özellikle iktidarın tepkisine neden olmuş, ceza davaları açılmış, OHAL döneminde yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yüzlerce akademisyen görevlerinden ihraç edilmişti. Temmuz 2019'da ise Anayasa Mahkemesi bildiriye imza atan akademisyenlerin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiş ve ceza davalarından beraat kararı çıkmıştı. 

Batu Bozkürk

© Deutsche Welle Türkçe