31.05.2013 - Alman basınından özetler | BASIN | DW | 30.05.2013
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

31.05.2013 - Alman basınından özetler

Suriye, Schengen Antlaşması'nda yapılan reform ve Avrupa'daki borç krizi, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları.

Märkische Oderzeitung, yorum sütunlarında Rusya’nın Suriye’ye gönderdiği S-300 füzeleri bağlamında, Suriye’deki gelişmeleri değerlendiriyor:

"Büyük çoğunluğu birlik oluşturamayan ve genelde Sünnilerin ağırlıkta olduğu muhaliflerin, Esad’a alternatif olamayacağı doğru olabilir. O nedenle Moskova’nın çok daha erken bir aşamada etkili olması gerekirdi. Ama bunun yerine, Esad’ın kazanma ihtimalinden çok bahsedilmeyen bir vekâlet savaşı adına, Suriye’de tarafların birbirini kırmasına izin veriliyor. Zira muhaliflere yönelik hava savunma sisteminin öncelikle yerleştirilmesi gerekiyor ve bu da dört ayı bulabilir. Bu sistemin menzil alanı içerisindeki İsrail’in, herkesin tercih edeceği bir zamandan çok daha erken tepki vermesi ise çok büyük bir ihtimal."

Geçiyoruz, Suriye'den Avrupa'ya... Schengen üyesi ülkelerde sınır kontrollerinin kaldırılmasının önünü açan Schengen Antlaşması’nda reform yapıldı. Üzerinde anlaşmaya varılan istisnai hükme göre, yasadışı göçmen akını tehdidi ile karşı karşıya olan Schengen ülkeleri sınır kontrollerini iki yıllığına yeniden devreye sokabilecek. Landeszeitung’un konu hakkındaki yorumu şöyle:

"Avrupa’daki seyahat özgürlüğüne zincir vuruluyor. Bir zamanlar insan haklarını formüle etmiş olan bu kıta, kendi başarılarından bu kadar hızlı taviz verebiliyor. Avrupa, ‘acil durum’lara istinaden koyduğu istisnai hüküm ile hangi kitlesel göçü kastediyor? İltica başvurularının sayısı, 1980’li yıllarda ulaştığı doruk noktadan çok uzakta. Buna rağmen Avrupa, Almanya’nın baskısıyla çitleri daha da yukarı çekiyor. Berlin’in, Roma ve Atina’ya bütçenin verimliliği konusunda vereceği tavsiyeler hazır. Belki de Güney Avrupa ülkelerinin, omuzlarındaki göç yükünün adil dağılımının yardımı ile intikam almaları gerekiyor. Hâlihazırdaki durum, göç açısından rahatsızlık yaratacak mahiyete sahip olmadığı halde hümanist değerlere yapılan bu ihanet, iklim savaşları yüzünden olası bir mülteci akını yaşanması halinde, en kötü senaryonun gerçekleşeceği korkusunu doğuruyor."

AB Komisyonu, Fransa’ya yüzde üçlük yeni borçlanma hedefini tutturması için iki yıl süre tanıdı. Komisyon çarşamba günü bazı ülkelere, sosyal ve ekonomik reformlar için bir talep listesi verdi. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, bu paketi ve Alman hükümetini, sert bir şekilde eleştirerek "Brüksel’in bize ne yapacağımız dikte etmeye hakkı yoktur" diye çıkıştı. Berlin’de yayımlanan Der Tagesspiegel gazetesi, konuyu yorum sütunlarına taşıyor:

"Hayır, Fransa Almanya gibi olmamalı. Bizim batıdaki büyük komşumuzun Almanlaşması, hem Fransızlar hem de bizim için, olabilecek en kötü şey. Zira milyonlarca Alman, bizden farklı oldukları için Fransızlara bayılıyor. Ama tıpkı bundan yaklaşık 10 yıl önce temelleri atılan ve işsizlerin sayısını azaltmayı hedefleyen Hartz reformundan ve sık sık tahkir edilen 2010 yılındaki sosyal reformdan önce Almanya’da olduğu gibi, Fransa‘da da bugün sorunu teşhis etme değil, çözümü hayata geçirme sıkıntısı yaşanıyor. İnsanlar, Fransa’da birçok şeyin değişmek zorunda olduğunun, sendika ve politik kadrodan çok daha fazla farkında. Özellikle de bu ülke böyle kendine özgü kalmaya devam etmek istiyorsa. 'Yaşam sanatı', Fransa'nın bu özgün halini tanımlamaya yeterli kalmasa da, uygun bir ifadedir. Ve buna hiçbir reform zarar veremez.“

Basın turumuzu, Hamburger Abendblatt gazetesinin borç krizinin Avrupa’yı getirdiği noktayı sorgulayan yorumu ile noktalıyoruz:

"Muhtemelen Avrupa Birliği, kuruluşundan bu yana en zor döneminden geçiyor. Fakat öte yandan ortak bir politika oluşturmak, zaten hiçbir zaman kolay olmamıştı. Altı üyeli Avrupa Ekonomik Topluluğu döneminde kolay değildi, 27 üyeli Avrupa Birliği’nde ise hiç değil… Çözümler! Çözümlerin eskiden de olduğu gibi zorlu müzakerelerde bulunması ve iyi kötü görkemli zirvelerde kamuoyuna sunulması gerekiyor. Ne olursa olsun, önemli olan diyalog içerisinde olmak. Tıpkı Merkel ile Hollande’ın Avrupa’nın geleceği ve krizden çıkış yolları hakkında konuşması gibi. Ancak bu konuşmaların, sıkı tasarruf politikalarının terk edilmesi ya da bu politikalara mutlaka bağlı kalınması düzeyine indirgenmemesi gerekiyor. Bu, çabaları zorlaştırıyor ve ortaklara kendi tutumlarını değiştirme konusunda da kolaylık sağlamıyor. Oysa gerçek, her zaman olduğu gibi ortada bir yerde yani, Avrupa’nın da ortasında yatıyor."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editrö: Başak Özay

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız

Reklam