01.05.2013 - Alman basınından özetler | BASIN | DW | 30.04.2013
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

01.05.2013 - Alman basınından özetler

Euro krizi, Hollanda'da tahtın devrinin Almanya'daki yankıları ve 1 Mayıs İşçi Bayramı, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları...

Euro Bölgesi'ndeki kriz ülkeleri ile ilgili art arda gelen karşılaştırmalı araştırmalar, kurtarma paketleri için malî kaynak sağlayan ülkelerde kafaları karıştırıyor. Krizle boğuşan Kıbrıs’ta maaşlardan yapılan sosyal kısıntıların Almanya'dakinden çok daha düşük olması ya da kriz ülkelerindeki hanelerin Almanya’dakilerden çok daha zengin olması gibi. Düsseldorf kentinde yayımlanan Westdeutsche Zeitung bu tür karşılaştırmalar konusunda uyarıyor:

“Bu tür hesapların zayıf yönleri var. Çünkü örneğin Kıbrıs’ta bir hanede Almanya'dakinden çok daha fazla kişi yaşıyor, ayrıca yaşlılık sigortası için bireyler genelde ev inşa etmek gibi özel tasarruflara gidiyor. Oysa Almanya’da resmî emeklilik sigortasından önemli miktarlar çekilebiliyor ve bu istatistiksel olarak özel servete yansımıyor. Dolayısıyla tablo çarpıtılıyor. Kriz ülkelerine yönelik son dönemde art arda gelen eleştirel yargılamalar Almanya ve ekonomik açıdan güçlü diğer ülkelerde ortak para birimi için yeterince olgun olmayan çok fazla ülkenin Euro Bölgesi’ne hızla kabul edildiği fikrinin yayılmasına neden oluyor. Bu tez özellikle de Almanya’da sonbahardaki genel seçimlerde Euro karşıtlarının ekmeğine yağ sürecek. Euro Bölgesi’nin böylesine hızlı bir şekilde genişlemesi hata bile olsa, 180 derecelik bir dönüş, sonuçları kestirilemeyecek riskleri beraberinde getirecektir. Krizdeki bazı ülkelerin Euro Bölgesi’nden ayrılması ise değerlendirmeye değecek bir seçenek.”

Geçiyoruz bugünün anlam ve önemini artıran İşçi Bayramı'na. Essen kentinde yayımlanan Westdeutsche Allgemeinen Zeitung (WAZ) gazetesinin 1 Mayıs İşçi Bayramı'na ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:

"Sabah çocuğu okula bırak, hemen büroya koş. Öğleni bilgisayar karşısında bir sandviçle geçiştir. İşten sonra süpermarkete koş, çocukların ev ödevlerini kontrol et, bir ara da hemen gidip bir yoga yapıver. Tabii eve gelince koltuğa yığılıp kalmamak elde değil. Bunlar az şeyler değil. Ancak bunlar insanı hasta yapar mı? Hayır. İş, hatta fazla iş insanı hasta yapmaz. Aksine işsiz olan kişi eksiklik çeker. Örneğin para eksikliği. Ama aynı zamanda da verimli olmak, ortaya bir şeyler çıkarmak, kendini önemli hissetmek, bir topluluğun parçası olmak gibi duyguların eksikliği. İşin fazlası değil, aksine eksikliği insanı hasta eder. İşsizliğin insan ruhunu kurt gibi kemirdiği çoktan bilinen bir gerçek. Yapılan araştırmalar da bu tezi destekliyor. Ancak ortaya şu soru atılıyor: Eskiden de meslekler bu kadar yorucu değil miydi? Bugün oranların istatistiklere farklı yansımasının bir nedeni de; doktorların eskiye oranla, psikolojik sebepleri hastalık olarak nitelemeye daha yatkın olmaları. Tabii ki çok ağır iş gerektiren meslekler de var. Baskı altında, tatil günlerinden yoksun çalışanlar da var. Ama en kötüsü, yapılan işin takdir görmemesi. Eğer patronlar çalışanlarını biraz daha övüp motive etseler, kesin alınan hastalık raporlarında bir düşüş görülecektir.”

Nürnberger Nachrichten gazetesi ise aynı konuya ilişkin çok daha farklı bir yorumda bulunuyor:

"Milletvekilleri, yaşlılıkta yoksulluk tehdidi karşısında bile gözlerini kapıyor: Bugünün düşük ücretli çalışanları, yarının yoksul emeklilerini oluşturacak. Bu sorunun çözümünde de ilerleme yok: Uzun yıllar hizmet verip emekliye ayrılan kişiler, ufak bir emeklilik ücreti ile baştan savılacak. İşte bu kişilerin ve düşük ücretlilerin şimdiye dek isyan etmemiş olması da çok şaşırtıcıdır. Ama toplumsal huzur çok hızlı bir şekilde bozulabilir. Bunu engellemek için sendikalar, İşçi Bayramı'nda da geniş kitlelerin paylaştığı acil reform çağrısını yineliyor. Tam da bu nedenle bu yılki 1 Mayıs, Almanya'da geleneksel kutlanan bir bayram olmaktan öte anlam taşıyor."

Hessische Niedersächsische Allgemeine gazetesi ise Hollanda'da dün Kral Willem Alexander'in görkemli bir törenle tahta çıkmasını ele alıyor ve Almanların Hollandalılara imrenmesini tarihi açıdan irdeliyor.

"Tüm bu duygusallık, doyasıya yaşanan dostça bir yurtseverliği yansıtıyor. Bunlar bizim ülkemizin çok uzağındaki duygular. Çünkü bizim tarihimiz derin kırıklarla dolu. İster 23 Mayıs Anayasa Günü, ister iki Almanya’nın yeniden birleştiği 3 Ekim günü olsun, bu tarihlerin hiçbiri ülkemizde coşku seline yol açmıyor. Olsa olsa insanı biraz daha düşünmeye teşvik ediyor. Neden olmasın ki! Bizim ne krala ne de imparatora ihtiyacımız var. Çünkü bizim de akıllı cumhurbaşkanlarımız oldu, ayrıca gurur duyacağımız bir anayasamız, savaş sonrası dönemdeki başarılarımız var. Ayrıca elde Alman bayrakları coşkulu kutlamalar yapmak için bir Willem-Alexander ya da Maxima'nın olması gerekmiyor. Onun yerine Schweinsteiger ve Götze gibi futbolcularımız var."

Nürnberger Zeitung ise benzer bir yorumda bulunuyor ve Almanlar’ın Hollandalı komşularına niye imrendiklerini şöyle açıklıyor: “Komşularımız turuncu renklere bürünüp millî duygularla coşku seline kapılabiliyor. Hem de tek bir futbol maçı kazanmadan. Biz Almanlar ise mutlu yurtseverler olarak kendimizi gösterebilmek için futbolda galibiyete mahkûmuz.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Reklam