Yorum: Ya benimsin ya kara toprağın | TÜRKİYE | DW | 03.09.2019
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Yorum: Ya benimsin ya kara toprağın

Adli yıl açılışını boykot eden barolar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Seçim sisteminizi değiştiririz" tehdidiyle karşılaştı. Gazeteci Bülent Mumay, Türkiye’nin son 17 yılına damga vuran yüzde 100 biat doktrinini yazdı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Siyasal İslamcı Milli Görüş hareketinde yetişen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2005’te yaptığı bir açıklamada ideolojik olarak vardığı pozisyonu şöyle tanımlamıştı: "Muhafazakar demokratız." Daha önce "Hem laik, hem Müslüman olunmaz", "Demokrasi amaç değil araçtır" çıkışlarıyla demokrasinin temel ilkelerine ilişkin pek inancı olmadığını açıkça ortaya koymuştu Erdoğan.

Ancak siyaset merdivenlerini tırmandıkça kendi ürettiği doktrinleri sahneye sürdü. Kendi demokrasi tanımını, ekonomi tezlerini önce açıklamaya, sonra da gücünü artırdıkça hayata geçirmeye başladı.

Erdoğan’ın "İleri demokrasi" diye tanımladığı şey, yüzde 100 biat üzerine kurulu bir düzen. Adında demokrasi geçmesine rağmen, farklı düşünenlere yaşam hakkı tanımayan bir sistem bu. Eski Türk filmlerinin, "Ya benimsin ya kara toprağın" repliğinden bir farkı yok.

Tahakküm altına girmeyen, Saray’ın kurduğu sistemin dişlilerinden biri olmayı reddeden, eleştirel düşünce sergileyen kişi ve kurumları etkisizleştirmek üzerine kurulu bir düzende yaşıyoruz.

Önce AKP’yi kurmak için birlikte yola çıktığı arkadaşlarını, olası rakiplerini tasfiye etti tek tek. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’ndaki son gününde AKP kongresini toplayarak partiye geri dönmesini önledi. Sözünden çıkma emareleri gösteren Başbakan Davutoğlu’nu "Pelikan" çetesi üzerinden istifaya zorladı. Partinin "ağır abi"leri Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu gibi isimleri devreden çıkardı.

Ya operasyon, ya hapis

AKP’ye rakip olabilecek partileri de türlü yöntemlerle ortadan kaldırdı. Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar’ın ANAP ve DYP’yi birleştirme planını sekteye uğrattı. BBP gibi partileri içine alıp eritti. Muhalefet partilerini de türlü yöntemlerle cenderede tuttu. Emniyet’i teslim ettiği Gülencilerin, CHP ve MHP’ye yönelik kaset komplolarını izlemekle yetindi. Saray’a çıkmasına bayrak açan HDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı hapse attı.

Türkei Bülent Mumay (privat)

Bülent Mumay

Türk tipi başkanlık sistemiyle yargıyı tamamen Saray’a bağladı, kendisini görünce önünü ilikleyen yargıçlarla memleketi Rize’ye çay toplamaya gitti. Devlet aygıtında AKP’li profilinde olmayan tek bir bürokrat kalmadı.

Ekonomi literatürünün aksine kendi ürettiği "Faiz enflasyona neden oluyor" tezine uymayan ekonomi yönetiminin, gözünün yaşına bakmadı. Önce Ali Babacan’ı, akabinde Mehmet Şimşek’i kabine dışında bıraktı. Devletin kasasını damadına emanet ettikten sonra, faiz indirimi baskılarına direnen Merkez Bankası’nı da ileri demokrasiyle tanıştırdı.

Sandıkta gideni masada almak

Kalede gedik açılmasına, en ufak bir kayba tahammülü yok Erdoğan’ın. Yerel seçimlerde büyükşehirleri muhalefete kaptırınca, 25 yıldır şikayet etmediği yerel yönetimler yasasını değiştirmek için düğmeye bastı. CHP’nin elindeki büyükşehirlerin yetkilerini, çoğunluğu AKP’li ilçe belediyelerine devretmeye hazırlanıyor. Muhalefetin zaferini gölgelemek için başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere büyükşehir başkanlarını etkisizleştirme peşinde.

Mutlak iktidarın ömrünü uzatmak için yukarıdaki yöntemlerle yasama-yürütme ve yargıyı birleştirerek kendisine bağladı. Kuvvetler ayrılığı isteyenlere de, Montesquieu’nın kemiklerini sızlatacak bir tezle yanıt verdi: "Yasamanın, yürütmenin ve yargının kendi içlerindeki bağımsızlığı, hepsinin cumhurbaşkanına verilen 'devletin başı' misyonu etrafında hareket etmelerine mani değildir."

Devleti ve siyaseti kendi "yüzde 100 biat" prensibiyle dizayn eden Erdoğan’ın önünde iki hedef daha vardı: Dördüncü kuvvet sayılan medya ve sivil toplum. Erdoğan’ın basın özgürlüğü ile imtihanı bu makaleni hacmini epeyce aşar. Özetlemek gerekirse, muhalif gazetecileri işten attırmakla başladı, medya patronlarını hapis tehdidiyle şirketlerini satmaya zorladı. Devlet bankalarından dağıttığı kredilerle kendi medyasını yaratarak Saray’a tapınan bir matbuat yarattı.

Erdoğan’ın unuttuğu şey

Sivil toplum kuruluşları da, Saray ile ters düştükçe Erdoğan’ın gazabına uğradı. Ekonomi politikalarını eleştiren TÜSİAD yöneticileri, maliye teftişleri ve açık tehditler yüzünden kabuklarına çekildi. Türkiye’nin en etkili meslek birliklerinden biri olan Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), hükümete eleştiriler yöneltince, gelir kaynaklarını kaybetti. Afrin Operasyonu’na karşı çıkan Türk Tabipler Birliği yöneticileri hapse atıldı. Türkiye’nin en köklü sendikası Türk-İş’in Başkanı, kameralar önünde hükümetin sadaka niteliğindeki zammını kabul etmek zorunda kaldı.

Erdoğan, son olarak Saray’daki adli yıl açılışını boykot eden barolara da "Ya benim olursun ya kara toprağın" dedi. Güya Yargıtay’ın düzenlediği, ancak Yargıtay’ın davetiye verdiği gazeteci Alican Uludağ’ın alınmadığı törende, boykotçu 52 baroya şu mesajı verdi: "Barolar başta olmak üzere tüm meslek birliklerinin seçim yöntemlerinin temsili demokrasiye uygun hale getirilmesi gerekir."

Yukarıdaki cümlenin anlamı çok açık: "Boykot cezasız kalmayacak, sistemi değiştirip sizi de tasfiye edeceğiz." Kendisine karşı çıkan kişileri, kurumlara savaş açan Erdoğan’ın unuttuğu bir şey var. "İleri demokrasi"de hâlâ seçimler, yüzde 100 biat isteyenlere de 23 Haziran’da verilmiş ağır bir ders var.

Bülent Mumay

© Deutsche Welle Türkçe