Yorum: İstanbul için silkinme vakti | TÜRKİYE | DW | 29.09.2019
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Yorum: İstanbul için silkinme vakti

Bilim insanlarına göre, İstanbul’u sallayan iki deprem büyük depremin habercisi. Banu Güven’in konuştuğu Prof. Dr. Naci Görür, büyüklüğü 7.6’ya ulaşabilecek bu depremin daha yakınlaştığı görüşünde.

Geldi çattı yine deprem korkusu.

Aslında İstanbul için hep var olan, var olması gereken ama bir şekilde yerin dibine gömmeye çalıştığımız bir duygu bu. Hepimiz biliyoruz bir gün yerin yine sallanacağını ama depremi erteleyebilirmişiz gibi, düşünmek istemiyoruz. Ta ki yer ayaklarımızın altında oynayana kadar.

Aslında çok şanslıyız. Çünkü fay hattı bir anda toptan kırılmadı. Yeryüzü bize insaflı davrandı ve hareket halinde olduğunu, ileride daha fazlasını da yapabileceğini hatırlattı. Depremi hatırladık. Eksiklerimizi de, acı bir şekilde.

Marmara Denizi’nin dibinden gelecek harekete hazırlanmamız için sert bir uyarı oldu bu.

Gazeteci Banu Güven

Gazeteci Banu Güven

Aslında bugün konuştuklarımızı yıllar önce Marmara Denizi’nde gemilerle araştırmalar yapan, fay hattına dalıp tam üzerinde inceleyen Prof. Dr. Naci Görür ile de konuşmuştuk. Demişti ki Naci Hoca, “Marmara Denizi’ndeki hatta en az 7.2 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşecek. İstanbul buna hazırlıklı olmalı.” Aradan yıllar geçti, şimdi yine aynı cümlelerle konuşuyoruz. Ancak daha büyük bir sorunumuz var. İstanbul’da 1999 depremlerinden bu yana yapılması gerekenlerden çok azı yapıldı, depremden doğan risklere karşı kısmi ve yetersiz önlem alındı. İşin en kötüsü, zamanımız da azaldı.

"Bu depremler kırılma zamanını öne çekmiş olabilir"

Naci Görür’ün bilimsel değerlendirmesine göre, son iki deprem İstanbul’un beklediği büyük depremi daha yakın bir tarihe çekmiş olabilir.

“Şu gerçekle karşı karşıyayız: Bu depremler Büyük Marmara Depremi’ni oluşturacak fayın üzerinde meydana geldi. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Kumburgaz Fay Kolu olarak da bilinen bölümünden, Orta Marmara Çukurluğu ile Çekmece göllerinin açıklarına uzana 75 kilometreklik hattan söz ediyoruz. İlk deprem bu hattın batı ucunda meydana gelince, ‘Bu durum sıkıntılı dedim.'  Bir gün sonra da ikinci deprem geldi. Zaten enerji birikmişti, bu depremler gerilimi daha da artırdı. Fay zaten kırıldı kırılacak durumdaydı. Bu depremler, kırılma zamanını öne çekmiş olabilir.”

Ne zaman sorusuna ise Görür şöyle cevap veriyor:

“Bu hattın 1999’dan sonra 30 yıl içinde kırılabileceği düşünülüyordu. Artı eksi 5 yıl oynayabilirdi bu süre. Zaten deprem periyodunun sonuna yaklaşıyorduk. Şimdi fay hattının iç dinamiklerini etkileyen bu depremlerle büyük deprem de daha öne çekilmiş olabilir. Biz daha önce bu hattın en az 7.2 büyüklüğünde bir deprem üreteceğini öngörmüştük. Eğer Marmara’nın altındaki tüm fay sistemi harekete geçer ve kırılırsa 7.6 büyüklüğünde bir deprem bile olabilir.”

Hangi önlemler alınabilir?

İstanbul’un böylesine bir depreme hazır olmadığı sır değil.

Pekiyi şimdi, bu saatten sonra ne yapılabilir?

Naci Görür’den aktarıyorum. “Geç de olsa, öncelikle İstanbul’un yapı stokunu depreme güvenli hale getireceksin. Ama yönetenler kentsel dönüşümle iş bitti sanmasınlar. Başka bileşenler de var. Kentin tüm altyapısının elden geçmesi gerekiyor. Yollar, viyadükler, köprüler, barajlar, atık su şebekeleri, kanalizasyonlar, içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi, haberleşme hatları, aklınıza ne gelirse elden geçmeli ve sağlamlaştırılmalı. Sonra deprem olduğunda ortaya çıkması muhtemel milyonlarca ton molozun yaratabileceği zararı düşünmek gerek. Bu molozların, ortada bırakılırlarsa yayacakları tozların, atmosfere, yeraltı suyuna verecekleri zarar deprem kadar büyük. Molozları deniz atmakla da bu iş çözülmez. O gelir yine sizi bulur.”

Naci Görür beklenen İstanbul depreminin ekonomi üzerindeki olası etkisine de dikkat çekiyor. “İstanbul’un sanayi üretimindeki payını düşünün. Memleket sanayiinin neredeyse yüzde 50’si İstanbul’da. Üretim durduğunda iş kaybı büyük olur ve Türkiye’ye diz çöktürür. Fabrikan sağlam mı? Alet edevat korunaklı mı? Yanal ve düşey hareketleri tolere edebilecek durumda mı? Sanayicilerin bütün bunlara hazırlıklı olması gerek.”

Acil toplanma alanları meselesi

Ve elbette afet koordinasyonunun acil müdahaleye hazır edilmesi gerekiyor. Artık nasıl olacaksa, en büyük sorun olarak karşımıza çıkacak acil toplanma alanı krizi de kapıda. Bu alanlardan AVM ve gökdelenlere peşkeş çekilenlerini biliyoruz. Gökdelenlerin arasında kalan, deprem anında insanların tepesine cam yağabilecek dar alanlar ya da hiçbir afet yönetimi hazırlığı yapılmamış, altyapısı olmayan boş alanlar da var. Naci Görür, “Bu iş boş arsa ile bitmiyor. İnsanların yaşam şartlarını sürdürmek gerekiyor. Sadece arsa değil, günlük yaşamlarını rahat şekilde sağlayacak altyapının olması lazım” diyor. Okullar kaç kişiyi kaldırır ve acil toplanma alanı olarak belirlenen okulların hepsi sağlam mıdır? Bunlar da bizim ülkemizde akla gelen başka sorular işte. Bu son depremin ardından gördük ki, çoğu kişi acil toplanma alanlarını nasıl öğreneceğini bile bilmiyordu.

İstanbulluların şu andan itibaren, daha geç olmadan deprem anında nasıl hareket edeceklerini öğrenmeleri ya da bilgi tazelemeleri gerekiyor. İnternette, AFAD sayfasında bu konuda gerekli bilgiler var.

Naci Görür diyor ki: “İstanbul Marmara Denizi’nin kıyılarına kurulmuş bir şehir. Marmara Denizi’nin oluşum nedeni bizzat içinden geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı. Hal böyleyken İstanbul’un bu asra kadar depremi yeterince algılamamış olmaması affedilecek şey değil.”

İktidarın bunca zamandır elinde onca imkan varken İstanbul’u ve İstanbulluları büyük depreme hazırlamamış olması da affedilir şey değil. Şimdi olağanüstü bir gayret gösterilmezse, büyük depremden  sonra yaşanacak kargaşayı düşünmek bile istemiyorum.

Bu durumda herkesin kendisini en kötü senaryoya hazırlaması gerekiyor. Deprem anı için eğitiminizi alın, acil durumda gideceğiniz yeri belirleyin, kriz planınızı yapın, evde kafanıza düşecek şeyleri baş ucunuzdan kaldırın, birer deprem çantası hazırlayın.

Bizler de “Deprem hazırlığı ne alemde” diye sorumlulara hatırlatmayı sürdüreceğiz.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe