Yorum: Fransa′da kaos günleri | AVRUPA | DW | 27.05.2016
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Yorum: Fransa'da kaos günleri

Fransa’daki grevlerin dokuzuncu gününde nükleer enerji santralleri de durdu. Fransa’yı sıcak bir yaz bekliyor. Barbara Wesel’in, ‘Kaos, futbol turnuvası ve Hollande yönetiminin çaresizliği’ konulu yorumu.

1960 ve 70'li yılların Alman solcuları kaos teorisi geliştirmişlerdi. Bu teoriye göre devlet, ısrarla istikrarsızlaştırmaya çalışıldığı takdirde çökerdi. Enkazın üzerinde de sosyalizmin yeni ve güzel dünyası kurulurdu. Fransız sendikalar birliği CGT ideolojik gelişmenin tam bu noktasında takılıp kalmışa benziyor. Rafineleri kapattırıp kamu ulaşımını kısmen felç ediyor ve eylemlerini Fransa'nın elektrik ihtiyacının yüzde 75'ini karşılayan nükleer santrallere kadar yayıyor. Fransa'nın çok sıcak bir yaz geçireceği anlaşılıyor.

Fransa zor durumda

Sendikalar Birliği CGT'nin şahinleri şu günlerde Fransa'ya ne kadar egemen olduklarının bilincindeler. İki hafta sonra Avrupa Futbol Şampiyonası başlayacak. En sıkı güvenlik önlemleriyle bile stadyumların radikal dincilerin saldırılarından tam olarak korunamayacağı da ortada. Bu ortamda kamu altyapısının grevlerle felç edilmesi çifte darbe anlamına geliyor. Taraftar belki de stadyuma ulaşamayacağını düşünüp, ev sahibi ülkedeki kaosa karışmaktansa evde kalmayı tercih edecek. Polis bir taraftan statları koruyup, diğer taraftan rafineri ve santralleri çalışamaz hale getiren sendikacılarla mücadele edebilmek için bölünecek.

CGT bu stratejisiyle ‘başarılarını' arttırabilir. Fransa bir kez daha idare edilemez ülke haline gelir ve yabancı yatırımcıyı kaçırır. Hollande, bir sonraki seçime kadar ayakta kalacağı bile belli olmayan zayıf ve sevilmeyen yönetimini yaşatmaya çalışacak. Fransa Cumhurbaşkanı'nın tek ümidi olan ekonomik canlanma sendikalar birliği tarafından mahvedilecek.

Sınıf mücadelesinin kriterlerine göre bütün bunlar mantığa uyuyor. Kaos teorisinin ortaya çıkaracağı sonuç ise, Fransa'nın dize gelmesi ve işçi sınıfını hayali cennete götüren yolun açılması olacak.

Önemli olan reformlar değil

Mevzu aslında çalışma yasası reformları değil. Öngörülen değişiklikler çoktan sulandırıldı ve sadece belli şartlarda işçi çıkarmaya, ya da gerektiğinde haftada 35 saatten fazla çalıştırmaya yetiyor. Sorumluluk nedir bilmeyen beton kafalı solun sempatizanlarını inandırmaya çalıştığı gibi sosyal devlet acaba bu kadar reformla yıkılır mı?

Aslında ‘reformcuk' geç bile kaldı. İşgücü maliyetini kaldıramayan Fransa'nın küçük ve orta ölçekli işletmeleri kapanıyor. Elde ettiği gelirin ücret, vergi, sosyal sigorta pirimi ve pahalı bürokratik işlemlere yetmediği zanaatkârlar, dükkanlar ve lokantalar kepenk indirdiği için ‘ekonomik çölleşme' başlıyor.

Fransa'yı bölen yasa değişikliğinin Fransa'nın finans kapitalizmi önünde dize geldiği anlamına alınması yanlıştır. Reformlar, ekonomi mantığının gerektirdiğini yapma yolunda atılmış bir adımdır. Son anketler, günlük mesai süresinin 6 saat olduğu Paris bölgesinin Avrupa'nın en az çalışılan yeri olduğunu ortaya çıkarmıştı. Sendikalar ise bu durumu tartışmaya açmak isteyeni liberal hain ilan ediyor.

Grevler iktidar için yapılıyor

Fransa'da yasa değişikliğine karşı değil, işçi temsilciliğinde bir numara olmak için mücadele veriliyor. Eskiden komünist olan CGT en önemli sendika olmak ve ülkede dilediği gibi hayatı durdurma yeteneğini korumak için savaşıyor. Aslında CGT Fransa'daki çalışan kesimin çok küçük bir bölümünü temsil ediyor. Sempatizanlarının fazla olması tahrip gücünü arttırıyor.

Cumhurbaşkanı Hollande baskıya boyun eğemez. Aksi takdirde önümüzdeki yıl cumhurbaşkanlığı makamını başı dik olarak terk etme imkânını kaybeder. Fransa'daki sosyoekonomik durumun kemikleşmesine onun da emeği geçti. Şimdi çaresizliğin verdiği cesarete güveniyor.

Sendikalar popülist sağa mı çalışıyor?

İdeolojik kavgadan sağ popülist Ulusal Cephe kârlı çıkacaktır. Sosyalistlerin sol kanadındakilerin birbirini yemeye çalışması partinin intiharı anlamına gelir. Karıştığı skandallar yüzünden taraftar kaybeden muhafazakârlar protestocu kitlelere alternatif sunabilecek durumda değiller. Marine Le Pen ellerini ovuşturuyordur. O seçmene hem kanun ve nizam, hem de milliyetçi işçi cenneti vaat ediyor. Bu vaatler, saçma da olsa, Ulusal Cephe liderinin başkanlık seçimini kazanmasını sağlayabilir.

Sonunda, kendini yenilemeyi başaramayan Fransız sağı ve solu sıkı sağcıları iktidara taşımış olacak. Weimar Cumhuriyeti tarihine bir göz atsalar, Fransızların akılları belki başlarına gelir.

© Deutsche Welle Türkçe

Barbara Wesel

Reklam