1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Yorum: Başı sonundan belli dava

Türkei Banu Güven
Banu Güven
7 Şubat 2020

Banu Güven, Gezi Davası'nda Osman Kavala ile birlikte müebbet hapsi istenen Mücella Yapıcı ve Yiğit Aksakoğlu ile konuştu. Yapıcı "bu yargı sürecinden utanıyorum" diyor. Aksakoğlu da başına gelenlere hâlâ inanamıyor.

https://p.dw.com/p/3XRBE
Türkei PK zu Osman Kavala, 1 Jahr nach seiner Verhaftung
Fotoğraf: Getty Images/AFP/O. Kose

Osman Kavala’nın avukatlarından İlkan Koyuncu ile konuşmamızın üzerinden sadece iki gün geçmişti ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Gezi Davası ile ilgili mütalaasını jet hızıyla çıkardı. Koyuncu bugüne kadar ayak sürüyen yargının hızlanmasının nedenini biliyor. Silivri’deki mahkeme "Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala’nın tutukluluğuna son verilmesi talebinden kaçmak için bir an önce mahkûmiyet kararı çıkarmak istiyor" diyor. Osman Kavala da son duruşmada bunu hâkimin yüzüne açıkça söylemişti. Mütalaa da gösteriyor ki haklılar. Bu dava bilinen bir sona doğru gidiyor.

Savcı Gezi Direnişi’ni organize ve finanse edip, hükümeti şiddet yoluyla devirme girişimiyle suçlanan Kavala’nın yanına iki isim daha eklemiş: Taksim Dayanışması’dan yüksek mimar Mücella Yapıcı’nın ve sivil toplumcu sosyolog Yiğit Aksakoğlu’nun da Osman Kavala ile birlikte ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Mütalaayı okuduğumda aklıma Yiğit Aksakoğlu’nun yedi aylık tutukluluktan sonra tahliye edildiğindeki gülüşü geldi. Özgürlüğe ve yakınlarına kavuşmanın mutluluğunun yanında, "Kabus belki de bitiyordur. Bu o bitişin başlangıcıdır" umudu vardı o gülüşte.

Banu Güven
Banu GüvenFotoğraf: Privat

Aksakoğlu da telefonda tam böyle dedi nasıl olduğunu sorduğumda: "Bu bir kabus oldu. Tam uyandık diyoruz. Yine başlıyor. Bitmiyor. Tutuklanmam adli bir hataydı diyordum, ama bu ne şimdi?"

"Ne yaptım ben gerçekten?"

Biri 8, diğeri 4 yaşında iki çocuğu var Aksakoğlu’nun. "Mütalaa çıkınca alt üst olduk" diye anlatıyor. "Yine içeriye girebilirim ve bu sonu olmayan bir süreç. Çocuklara ne diyeceğiz? Ne zaman belli olacak? 18 Şubat sabahı 'Umarım akşam görüşürüz' diyerek evden çıkacağım, ama belki de eve dönemeyip o geceyi ve sonra kim bilir kaç yılı Silivri'de geçireceğim. Neden? Ne yaptım ben gerçekten?" diye isyan ediyor.

Kendisini yaratılmak istenen senaryoya eklenebilecek en alakasız kişi olarak niteliyor. "Birçok sivil toplum kuruluşuyla çalışıyorum, ama tesadüf bu ya, Osman Bey ile hiç çalışmamıştık. İddianamede ve mütalaada 2012’de ona ait olan bir numarayla 35 saniye konuşmuş olduğum yazıyor. Konuşmanın içeriği? Yok. Beni 21 Haziran 2013’te dinlemeye başlıyorlar çünkü. Konuşma kayıtları bu tarihten sonrasına ait. Gezi Parkı ne zaman boşaltılmıştı pekiyi? İddianameye göre, 16 Haziran’da. Ortaya karışık bir şey yapmışlar işte. Benden ne istiyorlar, hiç anlamış değilim."

"Ortada bir senaryo var ve adım adım ilerliyor"

Aksakoğlu’na göre, mütalaa da aynı iddianame gibi "umursamaz, sorumsuz ve pervasızca" yazılmış. "Mütalaa da iddianame gibi şu yanlış cümleyle başlıyor. 'İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde çalışmaktadır.' Ben 12 yıl önce ayrıldım Bilgi’den! Bunu duruşmalarda da hâkim değiştikçe tekrar ettim. Ama umursamıyorlar bile. İşte bununla ağırlaştırılmış müebbet istiyorlar!" Aksakoğlu, "Bu umursamazlık şunu ortaya koyuyor. Biz bir yıldır boşuna konuşuyoruz. Hiçbir şey dinlenmemiş. Bir faydası yok. Onlar başladıkları yerdeler. Ben de son duruşmada savunmamı aynı şekilde tekrar okuyacağım" diyor ve ekliyor: "Ortada bir senaryo var ve adım adım ilerliyor. Bunun ızdırabını ne kadar çekeceğiz bilmiyorum. Kimse bu olanlarla ilgili sorumluluk almayacak. O yüzden bu kadar rahatlar."

Aksakoğlu’nun canı çok sıkkın elbette ama işiyle ilgili soru sorduğumda hemen anlatmaya başlıyor. "İstanbul’da 0-4 yaş arası 1,2 milyon, Türkiye’de 6,6 milyon çocuk var. Bunların yüzde 10’u yoksul ailelerden olsa… Her yıl 230 bin bebek doğuyor. Bu 23 bin çok yoksul bebek demek her yıl. Bu çocukların gelişimi için kamu yatırımımız yok." Aksakoğlu, üniversitelerle belediyeleri parti ayrımı yapmadan buluşturan, belediye çalışanlarının dezavantajlı çocuklar ve ailelerine yönelik çalışmalar için eğitimini finanse eden bir sivil toplum kuruluşunun Türkiye temsilcisi. 16 Kasım 2018 sabahına kadar değil ağırlaştırılmış müebbeti, gözaltına alınma ihtimalini bile hiç aklına getirmeyen Aksakoğlu’nun, cezaevinde değil, işinin başında ve ailesinin yanında olması gerekiyor.

iddeti uygulayanlar onlar!"

Mücella Yapıcı
Mücella YapıcıFotoğraf: DW/A. Duran

Mücella Yapıcı ile önce mütalaanın çıktığı gece biraz konuştuk. Ispanaklı börek yapmıştı. Ertesi gün bu kez arkadaşlarıyla beraber dışarıdayken yakalıyorum. Çay içiliyor sanki. Gezi Parkı’nda beraber katıldığımız Çapul TV yayınında çay içişimiz aklıma geliyor.

Mücella Yapıcı’nın ilk Gezi Davası değil bu. Daha önce de suç örgütü yöneticiliğinden yargılanmış, beraat etmiş, temyizden de beraat kararı çıkmıştı. Eski Gülenci tayfanın hukuk dışı, usulsüz bir şekilde kaydettiği telefon kayıtlarıyla ve bire bir aynı fezlekeyle yine adı Gezi olan bir davada yeniden yargılanıyor Yapıcı.

"Bu kez Gezi’yi Osman Kavala ile birlikte finanse ettiğim iddia ediliyor. Osman Kavala’nın finansmanı 100 tane poğaça ve iki tane masa. Ben ne yazık ki onu bile yapamadım" diyor; gülmeyi bırakmadan.

"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlamasıyla cevaben de şunu tekrar ediyor: "Basın açıklaması yapmak demokratik hakkım. Mesleğimi uyguluyorum. Hani nerede şiddet? Şiddeti uygulayanlar onlar! Ayrıca ben şiddete karşı bir kadınım!"

"Gezi hiçbir şekilde kriminalize edilemez" diyor, "Beş kez de yargılansam, söyleyeceğim tek şey şudur: Gezi bu ülke topraklarının onurudur" diye ekliyor.

Mücella Yapıcı’ya göre bu dava özelikle şu yüzden utanç verici:

"Sekiz çocuğumuzu kaybettik. Kırka yakın kişi polis şiddetiyle gözlerini kaybetti, binlerce kişi yaralandı. Bunların hesabı sorulmadan, evrensel adalet sistemini ayaklar altına alan bu yargı sürecinden utanıyorum. Ve tekrar ediyorum, Gezi Direnişi’yle anılmak ve bir parçası olmak hayatımdaki en büyük onurdur."

hsas-ı rey"

Aklıma bir katilden mağdur ve müşteki yaratan hâkim geliyor yine. Atanan son mahkeme heyeti başkanı Galip Mustafa Perk’in tavrından aslında sonu baştan belli bir senaryonun içinde olunduğu hep aşikârdı zaten. Duruşmadaki tavırları, adeta bir savcı rolünde hareket etmesi, lehte delil toplamaya yanaşmaması, akıl sağlığının yerinde olmadığını söyleyen bir "tanığın" ifadesini celse arasında savunma olmadan "gizlice" alıvermesi, ortaya çıktıktan sonra alelacele kapatılan, ama onun adını taşıyan Twitter hesabından Berkin’e "terörist" denilen Tweet’in ya da AKP’li vekilin Gezi karşıtı paylaşımının beğenilmesi… Hepsi "ihsas-ı rey" niteliğinde. Savunma bu yüzden onu ve heyetini reddediyor, ama kimin umurunda?

Osman Kavala’ya, başkanlık sistemine karşı görüş belirtti, Kürt meselesiyle ilgili çözüm sürecinde bu konuda ödün verilmemesi gerektiğini telkin etti diye beslenen kişisel garezle, bugüne kadar mahkûm edilemeyen Gezi’yi bir örgüte bağlamak fırsatçılığının birleşmesiyle ortaya çıkan bir oyun bu ve perde her an kapanabilir. Yargılananlardan 15 ile 20 yıl arasında ceza alması istenenler ve yurtdışında oldukları için dosyaları ayrılacaklar da dâhil olmak üzere bu oyuna kurban edilecek herkesin Gezi’deki dayanışma duygusunu hissetmeye çok ihtiyacı var.

 

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe

 

 

Türkei Banu Güven
Banu Güven Gazeteci ve TV moderatörü. Türkiye, Almanya ve dünyadaki gelişmeler üzerine yazılar kaleme alıyor.