Yorum: Anne ben beraat ettim | TÜRKİYE | DW | 14.09.2019
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Yorum: Anne ben beraat ettim

Cumhuriyet gazetesi davasında 5 kişi daha tahliye oldu. Aynı davada daha önce tahliye olan gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu dava sürecindeki “organize talihsizlikleri” DW Türkçe’ye değerlendirdi:

Bazen yaşadığınız olaylar ne kadar ağır olursa olsun başlangıç ve bitişleriyle içinize işler. Sanıklarından biri olarak Cumhuriyet Gazetesi davasında iki diyalog hep aklımda… Birincisi 31 Ekim 2016 tarihinde polislerce evim basılıp terörle mücadele şubesine götürülmeden önceki son telefon konuşmam. Sabah 6.30. "Anne beni gözaltına aldılar, biliyorsun biz sadece işimizi yaptık, üzülme, dik dur, sağlığına dikkat et.” Karşımda önce derin bir ‘ah’ sesi sonra "Oğlum sen de kendine dikkat et.”

İkincisi 12 Eylül 2019 tarihinde yine telefonla… "Anne Yargıtay’da mahkûmiyet kararımızı bozuldu. Beraatimiz istendi. Artık yüzün gülsün.” Karşımda önce ‘şükür’ sesi sonra "Tüm haksız yere yatanlar, mazlumlar çıkmadan nasıl gülünür oğlum.”

Murat Sabuncu

Murat Sabuncu

3 yıl önce başlayan ‘Cumhuriyet Davası’nın amacı daha ilk günlerinde ortaya çıkmıştı: Özgür basına gözdağı vermek. Ve bunun için de ince bir plan hazırlanmıştı. Türkiye’nin en eski ‘laik-solcu’  gazetesinin meslek hayatları 30 ile 60 yıl arasında değişen yazar, avukat ve yöneticilerine ‘FETÖ iftirası ile' soruşturmayı başlatan, gözaltıları yaptıran savcının ‘FETÖ’den ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılandığı’ ortaya çıkmıştı. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ duruma ilişkin "Tabi bir davada yargılanan kişiye böyle bir soruşturmanın verilmesini talihsizlik olarak görüyorum. Keşke böyle bir görevlendirme yapılmamış olsaydı, tabi bizim savcıları değiştirme, yetkimiz görevimiz yok” diyecekti.

Ancak ‘organize talihsizlikler’ bitmeyecekti. Gazete haberlerinden suç üretmeye kalkan bilirkişi sosyal medya hesaplarından AKP propagandası yapan bir isimdi. Ceza Muhakemeleri Kanunu 64. Maddeye göre tarafsız olması gerekirdi. Yine aynı maddeye göre Adalet Komisyonları’nın hazırladığı listelerde yer almayan kişilerin atanabilmesi için atama kararında gerekçe yazılması gerekiyordu. Tabi ki yoktu. Kendisine nasıl atandığı sorusu yöneltildiğinde "Bu bir devlet sırrıdır, benimle mezara gelecektir” diye yanıt verecekti.  Bu kişi sadece haberden suç üretmeye kalkmamış aynı zamanda hazırladığı raporda kimi manşet ve birinci sayfaları ‘tahrif ederek’ anlamının dışında göstermeye çalışmıştı.

5 ay sonra ortaya çıkan iddianamede ‘gazetenin yayın politikasını değiştirmekten tiraj düşüşüne’ pek çok ‘suçlama’ ile ‘bylock kullananlarla telefon görüşmesi’ diye de bir bölüm vardı. Belki de ileri de hukuk fakültelerinde bu iddianame üzerine çalışanların en utanarak bakacağı bölümlerden biri bu telefonlar olacak. Çünkü bu telefonlarla, pideciden parkeciye sanıkların alakası olmayan kişilerle konuşmanın yanında bugün Turizm Bakanı olan ismin tur şirketini rezervasyon için aramaya bir dizi garabete de yer verildi. Cumhuriyet davasında yargılananların kendileri ve yakın aile fertlerinin hayatları boyunca kullandıkları tüm banka hesapları, kredi kartları, evleri ile arabalarını satın aldıkları ve sattıkları kişiler incelendi. Yakın aile fertlerine sanıklardan birinin 45 yıl önce boşandığı eşi ve bir diğerinin 6 yaşındaki çocuğu da dâhildi. Ev aramalarında el konulan tüm basılı ve dijital materyal ile cep telefonları, mail’ler WhatsApp mesajları kontrol edildi. Devlet tüm gücüyle nokta kadar bir suç delil bulmaya çalıştı. Ancak 12 kişilik davada ne kişisel hayatlarda ne de gazetenin onlarca müfettiş tarafından araştırılan içinde bir suç bulunamadı. Geriye gazetenin haberleri, manşetleri, birinci sayfaları kalmıştı. Onlara da gazeteciler gerekli yanıtları verdiler.

Hukukun göz göre göre çiğnendiği bu davada imzası olanlar ödüllendirildiler. Yargıtay’ın "Beraat etmeleri gerekir” dediği davanın iddianamesinde imzası bulunan savcılardan biri iddianamenin açıklanmasından bir ay sonra Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na atandı. Sanıkları 9 aydan 1,5 yıla tutuklu yargılayan 3 yıldan 8 yıla kadar değişen hapis cezaları veren mahkeme başkanı kararından 5 ay sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne terfi ettirildi.

Cumhuriyet davasının sanıkları ilk 9 ay tecritteydiler. Haftada bir saat aile görüşü bir saat avukat hakkı dışında geri kalan tüm zamanda hücrelerinde tutuldular. Mektup bile yasaktı. Ancak tüm süreç boyunca hem Türkiye’de hem dünyanın değişik ülkelerinde meslektaşlarından hak savunucularına hiç yalnız bırakılmadılar. Avukatların kararlılıkla sürdürdüğü ‘Adalet Nöbeti’nden pek çok sanatçının düzenlediği etkinliğe hep gündemde tutuldular. İlk bölümü Silivri’de ikincisi Kandıra Cezaevi’nde yaşanan haksız tutukluluk süreçlerinde ve ağır ceza kararlarının Yargıtay’dan geri dönüşünde demokrasi için ortaya konan dayanışmanın büyük payı var.

‘Cumhuriyet Davası’nda yargılananlar tutukluluk süreçlerinden Yargıtay’ın beraat etmeliler dediği güne kadar hep aynı şeyi söylediler: Özgürlüğü sadece kendimiz için istemiyoruz. Fikir ve düşünceleri yüzünden hapsedilen tüm siyasetçi, avukat, gazeteciler, haksızlığa uğrayanlar için istiyoruz.

Tutuklulukların da beraatlerin de siyasallaştığı bir ülkede yaşamak elbet zor. Ama ben annelere güveniyorum. Sadece kendi evladının değil tüm evlatların özgürlüğünü ve mutluluğunu isteyen annelere…

Murat Sabuncu

©Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler