Virüs önlemlerinin maliyetini devlet karşılayamaz mı? | TÜRKİYE | DW | 04.04.2020
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Virüs önlemlerinin maliyetini devlet karşılayamaz mı?

Koronavirüs salgınına karşı evde kalabilmek için devlet desteği büyük önem taşıyor. Uzmanlara göre bütçe açığı ve enflasyon ikinci planda tutulup halk sağlığı için kaynak yaratılmalı ve zorunlu ihtiyaçlar karşılanmalı.

Koronavirüs önlemleri kapsamında toplumun tüm kesimlerinin evde kalabilmesi için koruyucu önlemler gerekiyor. Vatandaşların çoğu bu nedenle kira yardımı, faturaların ertelenmesi, maaş yardımı, doğrudan destek gibi uygulamalar talep ediyor.

Peki Türkiye'de bu uygulamalar neden hayata geçirilmiyor?

"Türkiye hazırlıksız yakalandı"

DW Türkçe’ye konuşan Başkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl’e göre 163 milyar lira bütçe açığı olan Türkiye bu krize hazırlıksız yakalandı.

Tüm dünyanın zor günlerden geçtiğini vurgulayan Bingöl, Türkiye her ne kadar hazırlıksız yakalandıysa da elindeki kaynaklarla vatandaşlara destek olması gerektiği görüşünde. Bingöl, “Geçen yılın bütçe açığına baktığımızda ihtiyaç akçesini de kullandık. Tek seferlik gelirler de vardı. Yaklaşık 160-170 milyara yakın bir bütçe açığıyla kapattık. Bu yıla böyle girmiştik ama içinde bulunduğumuz dönem bütçe açığını, denk bütçeyi, mali disiplini ya da enflasyonu düşünecek bir dönem değil maalesef. İçinde bulunduğumuz dönem 83 milyon vatandaşın, her bir bireyin hayatta kalma, var olma mücadelesidir. Bu mücadeleye destek olacak kurum da devlettir” diyor.

13 milyon insanın asgari ücretle geçindiği Türkiye’de halkın sağlığını koruyabilmek için kamu tasarrufu büyük önem taşıyor. Bingöl, gelir kaybına uğrayan gerçek ihtiyaç sahiplerinin elektrik, su, doğalgaz faturaları, nakdi ihtiyaçları, temel gıda ihtiyaçları, temizlik ihtiyaçları gibi zorunlu ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılıksız olarak karşılanması gerektiğini söylüyor.

Elektrik faturaları ertelenmedi

Türkiye'de elektrik ve doğalgaz sayaçlarının, sosyal mesafenin korunmasının mümkün olmadığı yerlerde üç ay boyunca okunmayacağı açıklandı. Ancak fatura ödemeleri ertelenmedi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun Cuma günü açıkladığı karara göre gelecek üç ay faturaları için son iki yıllık dönemdeki ortalama tüketimler esas alınacak. Örneğin bu ay 2018 ve 2019 yılı Nisan ayı tüketimlerinin ortalaması faturalandırılacak. Sayaç okunmaya başlandığında ise gerçek tüketim değerleri üzerinden düzeltme yapılacak. Vatandaşa fazladan ödediği miktar iade edilecek. Faaliyeti durdurulan işletmeler ve karantina ve sağlık sebebiyle boşaltıldığı tespit edilen evlere fatura kesilmeyecek.

Ali Tezel

Ali Tezel

DW Türkçe’ye konuşan Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel, uygulamayı eleştiriyor. Tezel, “Hiç harcamadığımız doğalgaz faturasını ödemek zorunda kalacağız. Umarım bu yanlış uygulamadan da bir an önce vazgeçilir” diyor.

Borçlanma ya da para basma

Başkent Üniversitesi'nden Ozan Bingöl’e göre de sosyal izolasyonu gerektiren böylesi önemli bir durumda devletin bunu sağlamak için maliyeti neyse katlanılması gerekiyor. Bingöl, "Kaynak neyse borçlanmaysa borçlanma, para basmaysa para basma. Zaten bunların hepsinin de neticede ödeyicisi halk olacaktır. En azından böyle bir dönemde halkın yanında olmak gerekir. Zaten daha sonrasında bu para basmanın karşılığında doğacak bir enflasyonsa da enflasyon vergisi olarak vatandaş bunu ödeyecek. Ya da başka bir kaynak olsa da vatandaş vergileriyle zaten finanse edecek. Ama bu dönem devletin vatandaşın yanında olmak zorunda olduğu bir dönemdir” diye konuşuyor.

Virüse karşı vatandaşın destek beklentisine karşın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Biz Bize Yeteriz” sloganıyla Pazartesi günü başlatılan bağış kampanyası sürüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cuma günü yaptığı açıklamaya göre, kampanya kapsamında 1 milyar 61 milyon TL toplandı.

"Olağanüstü bir dönem"

“Olağanüstü dönemlerde devlerin vatandaşlarını koruyacak politikalar uygulamalı” diyen Ali Tezel bağış kampanyasını şu sözlerle eleştiriyor: “Olağanüstü dönemlerde devletler tıpkı Avrupa’da olduğu gibi vergi almazlar, sigorta primi almazlar, elektrik su doğalgaz parası almazlar. Bunun yerine çalışamayan işe gidemeyen ve evde oturması gerekenlere de giderlerini karşılamak için para verirler. Bizde para veren olmadı ama IBAN numarası veren oldu, bir de SMS numarası veren oldu.”

Kampanyaya karşı Türkiye genelinde 76 kuruluş ve girişim de Cuma günü "Vergilerimizle sağlanan kaynaklar nerede?” sorusunu soran bir bildiri yayınladı. 

Video izle 04:23

Önlemlerin maliyeti kamu kaynaklarından karşılanamaz mı?

effaflık istiyoruz"

Bildiride “Ülkenin kaynakları sermayeye, yandaş vakıflara, Suriye’deki savaşa, Libya’daki savaşa, bin odalı saraya, Ahlat’taki saraya, Marmaris’teki saraya, Cumhurbaşkanının 12 uçaklık filosuna harcandı. Hazine bomboş. Şimdi ezici çoğunluğu yoksul ve emekçi kesimlerden oluşan halktan bağış yapması isteniyor. Üstelik bazı kurumlarda emekçilerden zorunlu kesinti yapılacak. Yönetimde, harcamalarda, uygulamalarda şeffaflık istiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Demokrasi İçin Birlik-DİB, Demokratik İslam Kongresi-DİK, Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu ve il ve ilçe yardımlaşma derneklerinin imzasıyla yayınlanan bildiride ayrıca 2020 bütçesinin yeniden düzenlenerek askeri harekatları ve büyük projeleri durdurma çağrısı yapıldı.

Ocak ayındaki Elazığ depreminden sonra da "deprem vergileri nerede” sorusu gündeme gelmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok” demişti.

Ozan Bingöl, devletin halkın ödediği vergilerle "ayakta durduğunu” belirterek “Devlet derde de kedere de mutluluğa da ortak olur. Bugün devletin kâra değil zarara ortak olma günüdür” diyor.

Bağış kampanyasına destek verenler arasında kamu bankaları ve kamu kuruluşları ilk sıralarda yer alıyor. Ancak ekonomistlere göre zaten bu kurum ve kuruluşlarının mevcut kazançları Hazine’ye gidiyor.

Bağış nasıl dağıtılacak?

Bağış kampanyasından elde edilen paranın nasıl dağıtılacağına ilişkin kriterler de henüz belirlenmiş değil. Bingöl’e göre vergilerin nereye harcandığı sorusu kadar toplanan bağışların hangi kriterlere göre dağıtılacağı da büyük önem taşıyor.

Bingöl "Bağış yapılabilir, para toplanabilir. Yardım yapılabilir. Burada asıl mesele toplanan bağışların gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığı, adil ve şeffaf olarak dağıtılıp dağıtılmadığı. Üç ay sonra Hazine’ye aktarılacak parayı şimdiden aktarmış olmak bir şeyi değiştirmez. Önemli olan gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığının kontrol edilmesidir” diye konuşuyor.

Öte yandan "Biz Bize Yeteriz Türkiyem” kampanyasına yapılan bağışların vergiden düşürülmesi imkanı bulunuyor. Ana muhalefet partisi CHP, kmpanyaya yapılan bağışların, gelir vergisi ve kurumlar vergisi matrahından indirilmemesi için Cuma günü bir kanun teklifi verdi.

Pelin Ünker

© Deutsche Welle Türkçe