Taksim′in Batı′dan Doğu′ya yolculuğu | YAŞAM | DW | 22.06.2018
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Taksim'in Batı'dan Doğu'ya yolculuğu

On yıllar boyunca İstanbul'un Batı'ya dönük modern yüzü olarak kabul edilen Taksim, AKP iktidarı döneminde yaşanan muhafazakârlaşma, cami yapımı ve Arap turist akınıyla tamamen çehre değiştirdi.

İstanbul'un, simgesel olarak belki de Türkiye'nin Batı'ya dönük yüzü olarak görülen Beyoğlu'ndayız. Taksim Meydanı'nın çehresindeki değişiklik, Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) yıkılmasına paralel olarak hemen karşısında inşa edilen caminin yükselmesiyle kendini iyice gösterir oldu. Yeniden yapılmak sözüyle yıkılan AKM yaklaşık 50 yıl önce inşa edildiğinde dünyanın en büyük sanat merkezlerinden biriydi.

Bu değişiklikler, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) Beyoğlu ve Taksim'e vurduğu son damga oldu. 1990'ların başlarından itibaren hızla dönüşerek lüks mağazalara, kitapçılar, kafeler ve rock-barlara ev sahipliği yapmaya başlayan Beyoğlu'nun kalbi İstiklal Caddesi ise, bugün herhangi bir Ortadoğu kentinin ana caddelerinden birini andırıyor.

Cadde boyunca Türkçe'den sonra en çok konuşulan dil, son yıllarda hızla artan Arap turistler nedeniyle Arapça. Dükkanlar da çoğunlukla bu değişime ayak uydurmuş durumda. Kafelerin, kitapçıların yerlerinde Arapça tabelalarıyla lüks tatlıcılar, nargile kahveleri ve lokantalar var.

İstiklal Caddesi'ne Arapça tabelalar ve Arap turistlere yönelik ürünler damgasını vuruyor.

İstiklal Caddesi'ne Arapça tabelalar ve Arap turistlere yönelik ürünler damgasını vuruyor.



Artık son aşamasına gelmiş olan cami inşaatı, genç Cumhuriyetin bağımsızlık savaşı ve Batı'ya dönük modern yüzünü simgelemek amacıyla Taksim Meydanı'na 1928 yılında dikilen Cumhuriyet Anıtı'nı gölgede bırakıyor. Meydana çıktığınızda ilk göze çarpan artık bu anıt değil, cami.

Kadir Has Üniversitesi İstanbul Çalışmaları Merkezi Müdürü Profesör Murat Güvenç, Taksim'deki değişimin aslında yakın tarih boyunca sürdüğünü belirterek "Hangi iktidar olursa olsun, hep bu meydana kendi damgasını vurmaya çalışmıştır. Daha öncekiler son olmadığı gibi, bugün yapılanlar da son olmayacaktır. Başka bir iktidar geldiğinde, o da buraya kendi damgasını vurmaya çalışacaktır” diyor.

Taksim ve Beyoğlu'ndaki son değişim, 2000'lerin sonuna doğru AKP'li belediyenin özellikle alkollü içki satan iş yerlerine yönelik kısıtlamaları sonrasında başladı. Bu lokanta ve barların sokağa ya da dış cepheye koydukları masa sayısına büyük oranda sınırlama getirildi. Esnafın direniş çabaları bir sonuca ulaşmadı. Müdavimleriyle birlikte onlar da burayı tek tek terk etmeye başladı.

Ardından 2013 yılındaki Gezi Parkı protestoları geldi. İktidarın meydandaki tek ağaçlık alan olan Gezi Parkındaki ağaçların önemli bir kısmını sökerek buraya 1940 yılında yıkılan Topçu Kışlası ve bir alışveriş merkezi yapma girişimi, milyonlarca kişinin Türkiye'nin dört bir yanına yayılan direnişiyle engellendi.

Gezi Parkı

Gezi Parkı



Akabinde, yeni bir göç başladı Beyoğlu'ndan. Semtin Cihangir, Galatasaray, Tünel ve Galata gibi mahallerinde yaşayanların göçü. Rota, ağırlıklı olarak Beşiktaş ve kentin Anadolu yakasındaki bir başka modern ilçesi Kadıköy oldu.

Hala Cihangir'de yaşayan eski bir gazeteci, "Mahallede artık tanıdık o kadar az sakin kaldı ki, burası yoldan geçenlerin yeri oldu” diyor. Cihangir'deki kafe ve barların müdavimlerinin yerini, günübirlik ziyaretçilerin aldığını söylüyor.

Profesör Güvenç'e göre bu göçün nedeni siyasi değil, ekonomik. Halen inşaatı devam eden Galataport projesinden beklentilerin buna neden olduğu görüşünde. "Beklenti, bu projenin arttıracağı kruvaziyer turizminin gelirleriydi. Bu hem dükkanların, hem de evlerin kiralarını çok yükseltti. Esas neden buydu” diyor Güvenç.

Ancak, özellikle 2015 ve 2016 yılında art arda gelen ve onlarca kişinin ölümüne yol açan bombalı intihar saldırıları başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye turizmini vurunca, İstiklal Caddesindeki pek çok dükkan boşaltıldı. Başta yabancılar olmak üzere pek çok sakini Cihangir ve benzeri mahalleri terk etti. Bu nedenle kiralar şimdilerde görece olarak biraz düşmüş durumda.

Bu dükkanlar ve evler yeniden doluyor ama, yeni ziyaretçi ve sakinlerinin ihtiyaçlarına cevap veriyor artık. Çoğunlukla Arap turistler ve AKP iktidarı sürecinde geliri artan muhafazakâr yeni Cihangirlilere, Galatalılara.

Taksim Meydanı'ndaki cami de önümüzdeki aylarda inşası tamamlandığında artık yalnızca siyasal bir simge değil, Beyoğlu'nun bu yeni müdavimlerine de hizmet verecek bir yapı olacak.

Mimar Doçent Hakkı Yırtıcı, "Herhangi bir ideolojik nedenle Taksim'e cami yapılmaz demiyorum” diye altını çiziyor, "Yapılır, ama böyle yapılmaz.”

Yırtıcı, geçen yıl Şubat ayında başlayan inşaatın aceleye getirildiğini söylüyor. Yaklaşık 50 yıldır tartışılan proje için toplumun görüşünün alınmadığını, bir yarışma dahi açılmadığını belirtiyor.

Açılacak caminin tam karşısında yer alan yıkılan AKM binası.

Açılacak caminin tam karşısında yer alan yıkılan AKM binası.



Doçent Yırtıcı'ya göre, caminin maksemin hemen bitişiğine, neredeyse üstüne inşa edilmesi çok sorunlu. Etrafında bir boşluk olmaması nedeniyle, bir caminin beraberindeki alanla geleneksel olarak kurması gereken kamusal ilişkinin sınırlandığını söylüyor.

Maksem, Osmanlı İmparatorluğu döneminde şehrin suyunun dağıtımının yapıldığı yere verilen isim. Suyun taksim edildiği, paylaştırıldığı yer demek. Taksim Meydanı'nın adı buradan geliyor.

Bu meydan, Cumhuriyet tarihi boyunca olduğu gibi bugün de bir türlü paylaşılamıyor. 2013 yılındaki Gezi protestolarından bu yana, hemen her türden siyasi gösteri ve etkinliğe tamamen kapalı. En ufak bir girişimde bariyerlerle kuşatılıyor, yüzlerce, binlerce polis, devasa müdahale araçlarıyla önlemler alıyor.

Mimar Sinan Üniversitesi öğretim görevlisi mimar Korhan Gümüş, yeni cami inşaatının bu uygulamalara paralel olarak, "merkezi ele geçirme gayreti içindeki otoriterleşmiş devlet yapısının göstergesi olduğu” görüşünde.

"Kamu alanının, toplumun talepleri göz önüne alınmadan devlet tarafından işgal edildiğini" söylüyor Gümüş, ve "Herhangi bir toplumsal, sanatsal ya da düşünsel etkinliğe kapalı tutulan alanın gaspı” diyor.

Mimar Gümüş, "Oysa buraya, kentin bu en önemli meydanına toplumun kendi ihtiyaçlarından doğan yaratıcılığı yön verebilirdi. Taksim'i planlamayı becerebilseydik, şehri planlamayı da becerebilirdik” diye ekliyor.

Kürşat Akyol / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Reklam