′Türkiye karar mekanizmasına dahil edilmeli′ | AVRUPA | DW | 06.03.2016
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

AVRUPA

'Türkiye karar mekanizmasına dahil edilmeli'

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi'nin Müdürü, göç uzmanı Murat Erdoğan'a göre, sığınmacı krizinin çözümü için Türkiye Avrupa Birliği'nin karar mekanizmalarına dahil edilmeli.

Hacettepe Üniversitesi, Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi'nin (HÜGO) Müdürü Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, 7 Mart'ta yapılacak Türkiye-AB Zirvesi öncesi sığınmacı krizinden nasıl çıkılacağına dair DW Türkçe'den Başak Demir'in sorularını yanıtladı.

DW Türkçe: Sığınmacı krizinin çözümü için siz neler öneriyorsunuz?

Erdoğan: Şimdi yepyeni bir durumla karşı karşıya olduğumuz söylemekle başlayayım ben. Yani bu daha önce gördüğümüz mülteci krizleri gibi bir kriz değil. Sayılar çok yüksek, hareketlilik çok yüksek. Bu mobilizasyonu engelleyebilecek mekanizmalar da çok fazla değil. Bu sadece bir ülkenin tek başına mücadele edebileceği bir olay değil, bölgesel anlamda ancak mücadele edilebilir. Şu an Türkiye ve AB ülkeleri arasında da bu anlamda entegre bir göç politikası, entegre bir mülteci politikasının ve aynı zamanda bir entegrasyon politikasının oluşturulması gerekiyor.

DW Türkçe: Ne demek entegre bir göç politikası?

Erdoğan: AB - Türkiye ilişkilerinde genelde 28 ülkenin aldığı kararlar ve Türkiye’nin uyması üzerine inşa edilen bir yaklaşım vardı. Yani Brüksel’de 28 ülke karar alıyor ve Türkiye’ye diyorlar ki, ‘hadi biz bu kararı aldık, bunu sen yap’. Şimdi ama bu kriz öyle bir kriz değil. Dolayısı ile entegre bir göç stratejisinin belirlenebilmesi için Türkiye’nin 28 +1 olarak o masada oturması gerekiyor. Ve o kararların Türkiye’nin de ihtiyaçları ve kapasitesi dikkate alınarak alınması gerekiyor. Önümüzdeki zirve bunun biraz ipuçlarını verecek aslında. Bu işin kolay bir şey olmadığını düşünüyorum ama aksi halde de bu göçmen akınının düzensiz bir biçimde bütün Avrupa toplumlarını çok daha köklü bir biçimde etkileme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum.

DW Türkçe: Peki bu entegre göç yönetimi, Türkiye’nin AB'nin karar alma sürecine dahil olmasının dışında başka ne ifade ediyor? Tam olarak nasıl işliyor bu sistem?

Erdoğan: Şimdi AB’nin kendi içinde yarattığı birtakım entegre politikalar var. Ve bunlarda başarılar da var: Schengen gibi, Euro Bölgesi gibi vs. Dolayısı ile göç yönetim sisteminin de bu krizi dikkate alarak ve daha gerçekçi zeminde yeniden geliştirilebilmesi mümkün. Tek bir ülkenin liderliği ya da tek bir bölgeden değil, bütün Avrupa’nın Türkiye’yi de içine alan bir sistem geliştirmesi gerekiyor. Türkiye’nin asli unsur olarak bu işin içinde bulunması gerektiğini söylüyorum. Bakın şöyle somut bir örnek vereyim size: 2015 yılında 850 bin kişi Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçti. Ve şu an Türkiye’deki Suriyelilerin ya da diğer mültecilerin içinde sayıların kaç olduğunu biz bilmiyoruz. Çünkü Türkiye’deki sayılarla Avrupa’daki sayıların bir bağlantısı yok. Entegre göç yönetiminin birinci adımı olarak ortak bir kayıt sistemi oluşturulmalı. Dolayısı ile bizim bu sistemin tamamını yönetebilmemiz için önce aramızdaki bilgi paylaşımının çok daha sağlıklı olması gerekiyor. O yüzünden de alacağımız karar mekanizmalarının da işbirliği içerisinde geliştirilmesi gerekiyor.

DW Türkçe: O halde mülteci krizine karşı ne gibi somut adımlar atılmalı?

Erdoğan: Öncelikle gerçekten sağlıklı bir kayıtlamaya ihtiyacımız var bizim. Bu işin çok ciddi güvenlik boyutları var. Dolayısı ile kayıtlama en önce yapılması gereken şey. İki; maliyet konusu işin sadece küçük bir kısmı. Asıl büyük riskler sosyal riskler, güvenlik riskleri vs. Dolayısı ile Avrupa’nın parayı verelim bunlar Türkiye’de tutulsun gibi bir yaklaşımı, hem uygulanabilir bir yaklaşım değil, hem de ahlaki bir yaklaşım değil. Dolayısı ile bu konudaki yük ve sorumluluk paylaşımının daha adil dağılması lazım. Türkiye’yi bir bekçi rolüne dönüştürmenin de ileri de Türkiye ve AB bakımından da ciddi sıkıntılar yaratacağını düşünüyorum. Bir başka husus da AB’nin Türkiye öncelikleri, Almanya’nın da öyle, epey bir değişti. Yani eskiden Türkiye’de demokrasi, insan hakları, basın hürriyeti üzerinden konuşan pek çok Avrupalı politikacı, şimdi mümkün olduğunca Türkiye’yi rahatsız etmemeye ve bu mültecileri Türkiye’de tutmaya ikna etmeye çalışıyor. Ancak Türkiye’de eğer demokrasiyi gerçekleştiremezsek Türkiye’den de benzer mülteci akınlarını, yakın zamanda orta vadede görebiliriz. Ayrıca hem karar alma süreçlerinde hem de fon yönetiminde Türkiye ve AB arasında işbirliğinin geliştirilmesi lazım. Tamam anlıyorum, Türkiye fon yönetimi konusunda Avrupalılara güven vermiyor olabilir. Türkiye’de yolsuzluktan söz ediliyor vs. Ama acil durum yönetimi yaptığınız zaman ister istemez, karşıdaki ülkeye yani Türkiye’ye biraz daha fazla güvenmek durumunda Avrupalılar. Türkiye’de her geçen gün imaj şuna dönüyor: Avrupa bizden sadece mültecileri Türkiye’de tutmamızı istiyor. Türkiye’yi ucuz bir otel olarak kullanmak istiyor. Ve bu Avrupa’ya yönelik tereddütleri, endişeleri daha da artıyor. İşbirliğini de zorlaştırıyor. AB’nin bu konuda da bir strateji geliştirmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

DW Türkçe: AB’nin Türkiye’ye yapmayı öngördüğü 3 milyar euroluk yardımın proje bazlı yapılması planlanıyor. Neden?

Erdoğan: AB bir fon harcaması, her zaman proje üzerinden olur. Bu gayet doğal bir şey. Türkiye’nin de bu ara bununla ilgili bir çalışması var. Hatta en son açıklanan rapora göre TC Başbakanlığı bırakın 3 milyar euroyu, 20 milyar euroluk bir paket açıkladı. İşte güvenlik, eğitim ve sağlık alanında yapılması gerekenlere dair. Ve Türk hükümeti diyor ki 'AB ister bu 3 milyarı versin ister vermesin biz bunları yapmak zorundayız'. Ve bunun 2-3 yıllık maliyeti 20 milyar euro görünüyor. Dolayısıyla AB’nin Türkiye’ye güvensizliğinin bir parçası tabii, projeye bağlamak. AB’nin ve orada vergi veren vatandaşların da bu paranın nereye gittiğini bilmek tamamen hakları. Ancak buradaki sorun şu: Karşı karşıya kaldığımız sorun herhangi bir proje yönetimi gibi yönetilebilecek bir olay değil. Acil, çok acil sorunlar var. Eğitimde, sağlıkta, barınmada, yemek yemekte vs. Siz bu işleri AB’nin o klasik proje mantığına oturtursanız bu parayı kullanamazsınız da kullandığınızda da iş işten geçmiş olur.

DW Türkçe: Son olarak pazartesi günkü Türkiye-AB zirvesinden beklentileriniz nelerdir?

Erdoğan: Şimdi pazartesi günkü zirvede Avrupa, özellikle de Almanya tarafındaki beklentinin normalin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Ve bu çok yüksek beklenti, ciddi hayal kırklıkları da yaratabilir. Çünkü AB, özellikle Angela Merkel bütün stratejisini Türkiye üzerine kurmuş durumda. Hatta kendisi bir B planı olmadığını da söylüyor. İkinci olarak da Türkiye’nin bu mültecileri bütünüyle durdurabilecek bir güce ve kapasiteye sahip olacağını düşünmüyorum. Bu konuda Türkiye’nin motivasyonunun da çok sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Eğer sadece bu iş 3 milyar üzerinden bina edilirse. Onun için diyorum eğer bir entegre göç politikası geliştirilebilirse, bu daha da detaylandırılırsa, bunun içinde Türkiye’nin AB üyeliği de konuşulabilir, Türkiye ile ortak Schengen alanı gibi bir alan da konuşulabilir vs. Ancak o zaman bir başarıya ulaşılabilir. Yoksa ayın 7’sindeki toplantıda iyi niyet beyanlarının ötesinde çok fazla bir şey ortaya çıkmayabilir.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Başak Demir

Önerdiğimiz linkler