Türkiye Avrupa Konseyi’nde ′normalleşiyor′ | AVRUPA | DW | 15.11.2013
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Türkiye Avrupa Konseyi’nde 'normalleşiyor'

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhine başvurular, 1 Ocak 2013’te bu yana yüzde 85 azaldı. Ancak sorunlar ve eleştiriler sürüyor. Kayhan Karaca’nın haber-analizi:

Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi bu hafta önemli bir konuğu ağırladı. Türkiye’nin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, son olarak iki yıl önce ziyaret ettiği Avrupa Konseyi’ne bu sefer çok daha kapsamlı bir programla geldi. Avrupa Konseyi’nin, aynı zamanda Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanlığı görevini de yürüten Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başkanı Dean Spielmann, Avrupa İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Venedik Komisyonu başkanı Gianni Buquicchio ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi yetkilileriyle görüştü. Görüşmeler paralelinde AİHM içtihatlarının veritabanı olan HUDOC’un Türkçe versiyonu da hizmete açıldı. Bu yenilik, veritabanının Avrupa Konseyi’nin resmi dilleri İngilizce ve Fransızca’dan başka bir dille yayın yapması bakımından AİHM tarihinde bir ilk olma özelliğini taşıyor.

Sadullah Ergin’in Strasbourg temasları gerek Avrupa Konseyi ve AİHM gerekse Adalet Bakanlığı ve Türk diplomatik kaynaklar tarafından “verimli” olarak yorumlanıyor. Bunun birkaç nedeni var. İlki, hiç şüphesiz Türkiye Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biri olması. Ankara bu kapsamda tüm Avrupa devletleri için bağlayıcı nitelikteki Avrupa Konseyi sözleşmelerinin hazırlayıcı ve ilk imzacıları arasında yer alıyor. Bu metinlerin başında da kuşkusuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi geliyor. Dolayısıyla Avrupa Konseyi Türkiye’nin “kurumsal Avrupalı kimliğinin” tescillendiği yer olma özelliğine sahip. Ankara, örneğin, üyelik için AB’ye başvurabildiyse ve başvuru bugüne kadar geri çevril(e)mediyse bu durum Avrupa Konseyi üyeliği sayesinde gerçekleşti denilebilir. Zira AB’nin Avrupa Konseyi üyesi olan bir ülkeye “sen Avrupalı değilsin, onun için başvurunu kabul edemem” demesi çok zor.

'Türkiye için güven kaynağı'

Bir hükümetlerarası kurum olan Avrupa Konseyi bu nedenle diğer Avrupa devletleri için olduğu kadar Türkiye için de güven kaynağı oluşturuyor. Avrupa Konseyi’nin, devletlerin taraf olduğu sözleşmeler temelinde hazırladığı denetim raporları o ülkeler için referans oluşturuyor. Bir Avrupa Konseyi organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) aldığı kararlar Avrupa genelinde müşterek bir insan hakları ve demokrasi kültürünün gelişmesini sağlıyor. Özetlemek gerekirse Ankara, özellikle son 10-15 yıldır, Avrupa ailesinin bir ferdi olduğunu kanıtlamak ve bu aileden kopmak istemiyorsa Avrupa Konseyi ve AİHM’in eleştiri ve kararlarının dikkate alınması gerektiğini kavramış durumda. Bunlar dikkate alınıp reformlar gerçekleştirildiğinde meyvesi sadece Strasbourg’da değil aynı zamanda Brüksel’de de toplanıyor. Avrupa Komsiyonu ve Avrupa Parlamentosu, “Kopenhag siyasi kriterleri” deyince, aynı zamanda 1949 yılından bu yana Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi bünyesinde yaratılmış hukuksal ve siyasi normalardan başka bir şey olmayan kıstaslar bütününe uyumdan söz ediyor.

Avrupa Konseyi ile yoğun diyalog

Bu çerçevede Türk hükümeti ile Avrupa Konseyi arasında son yıllarda yoğun bir diyalog yürütülmekte. Avrupa Konseyi, bir “soft power” olarak üyesi Türkiye’ye demokratikleşme reformlarında eşlik etmeye çalışıyor. Türkiye’den yüzlerce yargıç ve savcının AİHM içtihatlarını daha iyi özümseyip pratikte kullanabilmesi için son yıllarda Strasbourg’da eğitim seminerleri düzenlendi. Özellikle yüksek yargı son yıllarda verdikleri kararlarda AİHM içtihatını daha sık referans gösteriyor. Türk hükümeti Anayasa Mahkemesi’ni, AİHM içtihatları temelinde işlev görecek şekilde, bireysel başvuruya açtı. AİHM önündeki davaların savunması Dışişleri Bakanlığı’ndan alınıp Adalet Bakanlığı’na verildi. AİHM kararları temelinde, uzun yargı sürecinden kaynaklı tazminat komisyonu oluşturuldu. Ankara bu sayede AİHM önünde birçok davadan kurtulmuş oldu.

Başvurular yüzde 85 azaldı

Yurt içinde atılan adımlar sayesinde AİHM’e Türkiye’den gelen şikayet başvurularının doğası ve sayısı değişmeye başladı. Sadace 1 Ocak 2013’te bu yana gelen başvurular bir yıl öncesine oranla yüzde 85 azalmış durumda. Türkiye, AİHM önünde en fazla dava başvurusu olan ülkeler sıralamasında geçen yıl 2’nci sıradayken şu anda 4’üncü sırada bulunuyor.

Türkiye, yine bir Avrupa Konseyi organı olan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi (CPT) ile de özellikle PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşulları konusunda yoğun işbirliği içinde. Öcalan’ı 1999 yılından bu yana İmralı’da 6 kez ziyaret eden CPT’nin tavsiyeleri temelinde Öcalan'ın tutukluluk koşulları Avrupa standrtlarına taşınmış durumda.

Tüm bunlar Avrupa genelinde Türkiye için her şeyin güllük gülistanlık olduğu anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır. Elbette 1990’lı hatta 2000’li yılların başlarına oranla çok daha olumlu bir tablo mevcut ama Türkiye henüz Avrupa’nın gözünde tam olarak “normalleşmiş” bir ülke değil. “Normalleşme süreci başlamış bir ülke” olarak değrlendiriliyor.

AİHM önünde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkıyla ilgili 2’nci ve işkence ve kötü muamelenin önlenmesiyle ilgili 3’üncü maddeleri temelinde hakkında en fazla dava başvurusu olan ülkeler Rusya ve Türkiye.

Kötü muameleyle ilgili başvurular son zamanlarda en çok polisin müdahalelerini içeriyor. Bu arada AİHM önünde Gezi Parkı olaylarına ilişkin çok hassas bir başvuru da var. Ayrıca Türkiye’den hâlâ ifade özgürlüğü ve adil yargılanmayla ilgili başvurular geliyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland, her ne kadar Türkiye’nin “doğru yolda” olduğunu vurgulasa da, ülkede medya üzerindeki “aşırı baskı” konusunu da Adalet Bakanı Ergin’le görüşmesinde gündeme getirdiğini gizlemedi.

© Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg

Editör: Ayhan Şimşek

Reklam