1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Türkiye’de HIV pozitif olmak

1 Aralık 2019

Birçok alanda ayrımcılığa maruz bırakılan HIV pozitif bireyler kendini gizlemek zorunda kalıyor. Önyargılardan dolayı insanlar HIV testi yaptırmıyor, sonuç olarak virüs hızla yayılmaya devam ediyor.

https://p.dw.com/p/3U2MV
Fotoğraf: picture-alliance/dpa/A. Dedert

Erhan, 28 yaşında, Kocaeli’de yaşıyor, Türkiye'deki tanı koyulan 22 bin 345 HIV pozitiften sadece biri… HIV ile enfekte olduğunu dört sene önce tesadüfen öğreniyor. Kan vermek için hastaneye gittiğinde değerlerinden dolayı doktoru onu HIV testine yönlendiriyor ve durum anlaşılıyor.

“İlk öğrendiğimde korktum, bir sene boyunca içime kapandım, evden çıkmadım, hem tedavi sürecine alıştım hem de HIV hakkında kendimi eğittim.”

Tedaviye başladıktan üç ay sonra doktoru kanındaki viral yükün sıfıra indiğini yani virüsün başkalarına bulaşma ihtimalinin ortadan kalktığını söylüyor. HIV tedavisinde yaşanan son gelişmelerle HIV pozitif bireyler artık gayet sağlıklı ve uzun bir hayat yaşayabiliyorlar. Fakat Erhan hâlâ çoğu ortamda HIV pozitif olduğunu gizliyor. Bu durum Türkiye'de HIV ile yaşayan bireyler arasında oldukça yaygın.

“Günde tek doz ilaç kullanmak zorundayız, başkalarından tek farkımız bu, bizler de çalışabilir, gezebilir, cinsel ilişki yaşayabilir ve çocuk sahibi olabiliriz. Fakat toplum bunu bilmiyor, hâlâ 80'lerden kalma bilgilerle yaklaşıyorlar, bizi HIV değil, bunlar mağdur ediyor.”

Erhan
ErhanFotoğraf: privat

Erhan kimi zaman sağlık personelleri tarafından da ayrımcılığa maruz kalıyor. Grip tedavisi için bile gittiğinde farklı muamele görebiliyor. Bazı özel hastanelerin HIV pozitif bireylerden daha fazla ücret talep ettiğini söylüyor. "Bizi tedavi etmeyi reddeden hastaneler de oluyor” diyor. İş yaşamında karşılaştıkları problemleri ise şu sözlerle anlatıyor:

“İş bulmada da sorunlar oluyor, mesela mühendis alacak bir kurum, HIV testi isteyebiliyor. Bazı arkadaşlarım HIV pozitif olduğu öğrenilince işten çıkarıldı. Tabii gerekçe olarak performans düşüklüğü, küçülmeye gidiyoruz gibi şeyler söylüyorlar ama asıl neden HIV pozitif olmamız.”

“Hâlâ HIV ile AIDS arasındaki fark bilinmiyor”

Pozitif-İz Derneği gönüllüsü Önder Bora
Pozitif-İz Derneği gönüllüsü Önder BoraFotoğraf: privat

Türkiye'de birçok ayrımcılıkla karşılaşan HIV pozitif bireylere yönelik önyargılarla mücadele eden sivil toplum kuruluşları da bulunuyor. İstanbul’da bulunan Pozitif-İz Derneği onlardan biri. Dernek gönüllüsü Önder Bora 25 yıldır HIV ve AIDS aktivisti. 90’lı yıllarda çok sevdiği birini tedavi olanaklarından yararlanamadığı için AIDS evresine gelmesi sonucu kaybediyor. Bunun üzerine HIV ve AIDS'e dair önyargılara karşı mücadeleye başlıyor.

“O yıllardan günümüze tedavi çok gelişti ama ne yazık ki bu gelişme toplumun bilincine yansıyamadı” diyen Bora, “İnsanlar hâlâ HIV ile AIDS arasındaki farkı dahi bilmiyor, HIV pozitif birine ‘Aaa, sen AIDS’li misin?’ diye sorabiliyorlar” şeklinde konuşuyor.

Ancak HIV pozitif olmak ile AIDS çok farklı. AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome / Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu), HIV pozitif bir kişi tedavi edilmezse ortaya çıkan sendroma verilen isim; virüse bağlı olarak kişinin bağışıklık sisteminin çökmesi anlamına geliyor. HIV (Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) ise bu virüsün ismi ve HIV ile yaşayan bireyler uzun yıllar tedavi olmazlarsa, virüs sendroma yol açıyor.

Pozitif-İz Derneği’ne en çok başvuru, bireyler virüs ile enfekte olduklarını öğrendiğinde yapılıyor. Çünkü HIV ile yaşayan bireyler özellikle tanı konulduğunda destek alacakları kişi ve kurumlara ihtiyaç duyuyorlar. Dernek bu yüzden akran danışmanlığı isimli bir yöntem yürütüyor. Yeni tanı konmuş bireyleri, HIV ile yaşamı normalleştirmiş pozitif bireylerle buluşturuyor. Bu sayede hem yalnız olmadıklarını hissediyor hem de HIV’in o kadar korkulacak bir şey olmadığını öğreniyorlar.

HIV pozitif bireyler açısından bir diğer sorun ise medyada temsil edilme biçimleri. Birçok basın organında HIV ve AIDS’e yönelik olumsuz haberler yapılıyor. Bora bunun da toplumdaki önyargıları pekiştirdiğini söylüyor:

"Virüs özellikle cinsel yolla bulaştığı için konu toplumda rahatça konuşulamıyor, ‘AIDS Dehşeti’, ‘Baskın oldu, AIDS’li Çıktı’, ‘Hayat Kadını AIDS’li Çıktı’, ‘Eşcinsel Hastalığı AIDS’ gibi başlıklarla medya da toplumda var olan önyargıların beslenmesine hizmet ediyor.”

Humanprobe für das HIV-Testmodell
Fotoğraf: Imago Images/Westend61/A. Brookes

Belirlenemeyen = Bulaşmayan

Türkiye'de bu önyargıları kırmak ve HIV/AIDS’e dair farkındalığı artırmak için hem uzmanların hem de aktivistlerin ısrarla vurguladıkları bir kampanya var. Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Programı’nın (UNAIDS) başlattığı bu kampanyanın ismi “Belirlenemeyen = Bulaşmayan” (Unpredictable= Untransmittable). Yani Erhan’ın durumunda olduğu gibi HIV pozitif bir birey düzenli tedavi görüyorsa, üç ya da altı ay içinde artık kanındaki virüs miktarı belirlenemeyecek kadar azalıyor, bu da virüsün hiçbir şekilde bulaşma ihtimali olmadığı anlamına geliyor.

Tedavideki bu son gelişmelerle birlikte dünya genelinde yeni HIV enfeksiyonlarının sayısında düşüş var. Türkiye'de ise durum tam tersi. 2008-2018 yılları arasında virüs ile enfekte olmuş bireylerin sayısı 10 kat artmış durumda. Uzmanlar bu sayının daha da artabileceğini söylüyor.

Türkiye'de enfeksiyonlar neden artıyor?

Doç. Dr. Asuman Şengöz İnan
Doç. Dr. Asuman Şengöz İnanFotoğraf: privat

Tedavi bu kadar ilerlemişken Türkiye'deki artışın nedeni ne? Haydarpaşa Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Birimi’nden Doç. Dr. Asuman Şengöz İnan şöyle açıklıyor: “Türkiye'de HIV tedavisinde dünyadaki tüm gelişmiş yöntemleri uygulayabiliyoruz, yani tedaviden yana sıkıntımız yok. Fakat bizde sorun tanıda başlıyor, insanlar test yaptırmaktan ve sonuçlarından korktuğu için HIV pozitifleri tespit edemiyoruz.”

Toplum tarafından damgalanmak kaygısının insanları test yaptırmaktan alıkoyduğunu söyleyen İnan, ayrıca hastanelerdeki sağlık personellerinin de HIV konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini vurguluyor: “HIV pozitif bireyler tedavi gördükleri sürece asla bir tehlike arz etmemektedir, herhangi bir bireye uygulanan dezenfeksiyon, sterilizasyon yöntemlerini uygulamak onlar için de yeterlidir, özel bir ameliyathaneye, dezenfektana gerek yoktur, aynı odada bulunmakla, dokunmakla, sarılmakla HIV bulaşmaz.”

Anonim test imkânları artırılmalı

Türkiye'de insanların HIV testi yaptırmaktan çekiniyor olmasının bir sebebi de Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan Medula Sistemi. Kişi virüs ile enfekte olmuş olabileceğini düşünse de devlet hastanelerine gidip test yaptırmıyor çünkü bu sistemde herhangi bir eczacı bile ilaç almaya gittiğinizde sizin sağlık geçmişinizi görüntüleyebiliyor. İş yeri hekiminiz ya da yaşadığınız bölgedeki doktor sizin HIV pozitif olduğunuzu öğrenebiliyor, bu da durumun duyulma korkusunu beraberinde getiriyor.

Kırmızı Kurdele’den İstanbul gönüllüsü Arda Karapınar
Kırmızı Kurdele’den İstanbul gönüllüsü Arda KarapınarFotoğraf: DW/T. Baykal

HIV pozitif bireylere destek sunan bir diğer kurum olan Kırmızı Kurdele’den İstanbul gönüllüsü Arda Karapınar bu sorunun çözümü için devletin anonim test imkânlarını artırması gerektiğini söylüyor: "Özellikle küçük yerlerde bu sorun teşkil ediyor. İnsanların kimlik bilgilerini vermeden test yaptırabilecekleri merkezler olmalı, komşum duyarsa diye kaygılanmayacağı ortamlar.”

Şu an Türkiye'de yalnızca Şişli, Beşiktaş, Çankaya, Nilüfer, Konak ve Mersin Belediyeleri'nde ücretsiz anonim HIV testi yapılıyor. Karapınar bu ve benzeri anonim test imkanları artırılır ve devlet eliyle insanlar test yaptırmaya teşvik edilirse HIV’deki bu artışın önüne geçilebileceğini söylüyor.

"Bu utancı biz yaşamak zorunda değiliz”

Tanı konulduktan bir yıl sonra artık hayatını daha fazla sevmeye başladığını söyleyen Erhan, "Öğrendikten sonra sağlığıma dikkat etmeye başladım ama bu zaten her bireyin yapması gereken bir şey. HIV ile birlikte artık beslenmeme daha çok özen gösteriyorum, spor yapıyorum, bu da benim için olumlu bir gelişme oldu aslında” diyor.

Türkiye'deki HIV pozitif bireyler Genel Sağlık Sigortası kapsamında ise tüm masrafları devlet karşılıyor. Erhan da bu durumdan memnun, fakat yeterli olmadığını söylüyor:

"Cinsel sağlık eğitiminden kondom kullanımının önemine kadar bir dizi kampanya ile virüsün yayılması engellenebilir. Devletin bunlara da önem vermesi gerekiyor” diyen Erhan'ın özellikle HIV pozitif bireylere bir mesajı var:

“Çoğu arkadaşım hayatını üzülerek ve kendini sorgulayarak geçiriyor, biz bu virüsü cinsel yolla kaptığımız için suçlu değiliz, ben çocukken cinsel sağlık eğitimi verilmedi bana. Bunun utancını ben yaşamak zorunda değilim, biz yaşamak zorunda değiliz.”

 

*Güvenlik sebebiyle HIV pozitif bireyin ismi değiştirilmiştir.

 

Tuğba Baykal

© Deutsche Welle Türkçe