Schramma: Anadilin yolu, iyi Almanca’dan geçer | ALMANYA | DW | 04.12.2008
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

ALMANYA

Schramma: Anadilin yolu, iyi Almanca’dan geçer

Almanya’nın önde gelen şehirlerinden Köln’ün belediye başkanı Fritz Schramma, Alman dili ve hoşgörünün, uyum sürecinde önem taşıdığını söyledi. Schramma, DW Türkçe Yayınlar sorumlusu Baha Güngör'ün sorularını yanıtladı.

Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma

Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma

Almanya'nın batısında bulunan Kuzey Ren Vestfalya eyaleti, 18 milyonluk nüfusuyla en kalabalık eyalet konumunda, Kuzey Ren Vestfalya'nın en fazla nüfusa sahip kenti ise katedraliyle ünlü Köln. Aynı zamanda Almanya'nın dördüncü büyük kenti olan Köln'ün en önemli demografik özelliklerinden biri de çok kültürlü bir yapıya sahip olması.

Yaklaşık bir milyon nüfuslu Köln'de resmi verilere göre 167 bin dolayında da yabancı yaşıyor. Alman vatandaşlığına geçmiş göçmen kökenliler de hesaba katıldığında bu rakamın yaklaşık iki kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Başka bir ifadeyle: Köln'de yaşayan her üç kişiden biri göçmen kökenli. Köln merkezde 80 bin, çevresiyle birlikte hesaplandığında ise 100 binden fazla Türk yaşıyor.

Son dönemde özellikle büyük cami inşaatına yönelik tartışmalarıyla gündeme gelen Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma, hem bu tartışmalar hem de gündemdeki diğer konulara dair Deutsche Welle Türkçe Yayınlar sorumlusu Baha Güngör'ün sorularını yanıtladı.

Schramma, uyum tartışmalarından, Türkiye-Almanya ilişkilerine uzanan geniş bir yelpazede, DW Türkçe Yayınlar sorumlusu Baha Güngör'ün sorularını yanıtladı.

Schramma, uyum tartışmalarından, Türkiye-Almanya ilişkilerine uzanan geniş bir yelpazede, DW Türkçe Yayınlar sorumlusu Baha Güngör'ün sorularını yanıtladı.

Güngör: Sayın Schramma, ilk olarak cami tartışmalarına değinecek olursak; Köln'de büyük bir cami inşa edilmesi projesine neden böylesine büyük bir destek verdiniz?

Schramma: Biz Türk halkından çok etkilenmiş bir halkız. Ne de olsa bu bölgede bir kısmı üçüncü kuşağa dâhil olan yaklaşık 80 bin Türk kökenli insan yaşamakta. Hatta bu insanların bir bölümü burada doğmuşlar, başka bir deyişle onlar “Türk-Kölnlüler”. Ancak onların da bir arka planı var ve aileleri veya ailelerinin aileleri Türkiye'den geliyor. Başka bir kültüre, başka bir dile ve başka bir dine mensuplar. Elbette bu şehirde eğitim, öğrenim ve iş imkanları buluyorlar fakat bir yandan da kültürlerinin vicdani ve dini yanlarını da yaşama şansına sahip olmak istiyorlar. Bu kapsamda dinî vecibelerini de saygın bir çatı altında yerine getirmeyi arzu ediyorlar. Bu doğrultuda pek çok yapı inşa ettik. Örneğin Ehrenfeld’de aynı bölgede 22-23 yıldan beri Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne bağlı ve benim de kuruluşuna şahit olduğum bir cami ve kültür merkezi varlığını sürdürmekte. Buraya ilk ziyaretim çok eskilere dayanıyor. Faaliyetlerini takip ettim ve buradaki kişilerle tanıştım. Tabi yıllar içinde çalışanların bir bölümü değişti ancak oluşum sürekliliğini korudu. Ve bir gün benim tarafımdan da desteklenecek olan yeni, daha büyük ve daha tanıtıcı bir yapının inşası isteğinin ortaya çıkacağını biliyordum.

Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma, kentte yapılacak cami ve kültür merkezinin en büyük destekçilerinden.

Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma, kentte yapılacak cami ve kültür merkezinin en büyük destekçilerinden.

Çünkü ben saygın bir dini yapının, saygın bir kültür merkezinin "Evet Köln’e biz de geldik" anlamını taşıdığını düşünüyorum. Ve eğer bir kişi başka bir ülkede bir ev inşa ederse bu aynı zamanda "Burada kalmak istiyorum" anlamına gelir. Ve “Burada kalmak istiyorum“ cümlesi ise entegrasyonun ilk adımını oluşturuyor. O bakımdan bu cami ve kültür merkezinin aynı zamanda daha iyi bir entegrasyon için mihenk taşı niteliği taşıyacağını düşünüyor ve buna tüm kalbimle inanıyorum.

Türk göçmenler Köln’de mutlu

Güngör: Şöyle bir genel kanı var Almanya'da: Köln’de yaşayan Türkler çok mutlular. Asla buradan başka bir yere taşınmak istemiyorlar. Bu durumu nasıl açıklayabilirsiniz? Köln'ün sunduğu imkânlar ve yaşam tarzıyla Türklerin beklentileri arasında olağanüstü bir uyumdan söz edebilir miyiz?

Schramma: Sanırım böyle bir şey olmalı. Buna bir Türk olmadığım için tam olarak cevap vermem güç. Galiba buradaki samimiyetten, Kölnlülerin ve Rheinlandlıların hoşgörülü yaklaşımlarından kaynaklanıyor. Kindar olmamaları, ayrımcılığa çanak tutmamaları, aksine davetkâr olmaları, kısa sürede yakınlık kurmaya yatkın olmaları. Hemen bir samimi hava oluşuyor. İster ünlü Köln birahanelerinden birinde ya da iş yerlerine, bir proje üstünde veya büroda çalışırken, çarşıda, pazarda sürekli bir aradayız. Bir arada oturuyoruz, yaşıyoruz, çalışıyoruz, spor yapıyoruz, bunların hepsi entegrasyon için çok önemli faktörler. Eğer aynı ekipteyseniz ve ortak bir amacınız varsa bu birleştirici bir güçtür. Bunun gibi birleştirici unsurları daha çok öne çıkarmalıyız. Belki buradaki Türkler, bazı doğu şehirlerinde daha sık rastlanabilecek dirençle karşılaşmadıkları için, kendilerini diğer yerlere oranla daha rahat hissediyor olabilirler. Ancak bu durum sadece Türklere karşı değil.

Köln'ün geleneksel karnavalında bu yıl uyumun sembolü olarak cami maketi de yer aldı.

Köln'ün geleneksel karnavalında bu yıl uyumun sembolü olarak cami maketi de yer aldı.

Bazı kesimlerde, bazı genç topluluklarda beni çok üzen ve siyasi anlamda da savaştığım gizli bir yabancı düşmanlığı var. Bilindiği üzere ben, Köln’de gerçekleştirilen aşırı sağ karşıtı yürüyüşün de öncüsüydüm.

Köln, Türkiye ile Almanya arasında bir köprü

Güngör:Almanya-Türkiye ilişkilerine geçecek olursak... Köln’ün, Avrupa genelinde yürütülen Almanya-Türkiye ilişkileri konusundaki tartışmalara ve diyalog çabalarına katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Schramma: Köln’ü Türkiye’ye bağlayan pek çok köprü var. Özellikle de 10 yıldan uzun süredir İstanbul'la çok sıkı ilişkiler içindeyiz. Arada birçok dostluk ilişkisi var, ekonomik, kültürel, dilsel ilişkiler var. Bakın, FC Köln futbol takımımızın teknik direktörü Christoph Daum da yıllarca İstanbul’da çalıştı ve aynı benim gibi bir Türk dostu. Kendisiyle çok benzer görüşleri paylaşıyoruz. Federal düzeyde baktığımızda ise Almanya ve Türkiye çok önemli ekonomik ortaklar. Nitekim Köln Sanayi ve Ticaret Odası'nın en yoğun ilişki içinde olduğu ülke Türkiye. Yani ortada birçok paralellik var. Bunun dışında bugünkü İstanbul toprakları, Konstantinopolis adıyla Hristiyanlığın önemli bir merkezine de ev sahipliği yaptı. Hristiyanların kutsal olarak kabul ettikleri 'Üç Bilge Kral', İstanbul üzerinden Köln’e gelmiş. Yani Avrupa’ya yakınlığı sağlayan pek çok kültürel ve manevi köprü mevcut. Özellikle İstanbul söz konusu olduğunda bu bağ çok güçlü. Ancak Anadolu’ya gelindiğinde iş biraz güçleşiyor. Türkiye’ den göç etmiş vatandaşlarımızın birçoğu bu bölgeden geliyor. Eğitim öğretim alanında yapılması gereken çok şey var ve bu noktada bize de önemli ödevler düşüyor. Eksiklikler çok. Bunlara en iyi şekilde dikkat çekmek lazım. Burada Türk Konsolosluğu'yla ortak çalışıyoruz. Ailelere sesleniyoruz, gençlere sesleniyoruz, onlara 'Sunduğumuz fırsatları değerlendirin, okula gidin, Almanca öğrenin, Türkçe de öğrenin ama bunu önce Almanca sonra Türkçe sıralamasıyla yapın' diyoruz. Sayın Cem Özdemir‘in görüşüne katılmıyorum. Bu konudaki görüşümü Sayın Başbakan Erdoğan’a buradaki okulları ziyareti sırasında da bizzat ilettim. Ben farklı düşünüyorum. Kesinlikle Alman okulları fikrini savunuyorum. Alman okullarında bir Türkçe eğitim seçeneğine ise olumlu bakıyorum.

Güngör: Yani zorunlu değil, seçmeli ders olarak....

Schramma: Ek ders veya seçmeli ders… Öğrenmek isteyen, öğrenebilmeli. Ayrıca bence iyi Türkçe öğrenmenin yolu, öncelikle yaşadığı yerin dilini iyi öğrenmekten geçiyor. Almanya’ya gelen ve burada yaşamayı seçen bir kişi için bu dil, bizim aynı zamanda resmi dilimiz olan Almanca.

Schramma, Almanya okullarında Türkçe’nin seçmeli ya da ek ders olarak okutulmasına olumlu baktığını söyledi.

Schramma, Almanya okullarında Türkçe’nin seçmeli ya da ek ders olarak okutulmasına olumlu baktığını söyledi.

Ve eğer bu dili iyi şekilde öğrenemezlerse, sonrasında, eğitim veya iş bulma sürecinde iyi bir şekilde değerlendirilmeleri ne yazık ki mümkün değil. İş başvurularını kendileri yazabilecek durumda olmalılar örneğin. Günümüz iş piyasasındaki diğer gençlerle rekabet edebilmek istiyorlarsa, dil açısından da yeterli olmalılar. Bu noktada Türk gençlerine yapılabilecek en iyi öneri, üstün niteliklere sahip olmaları. Örneğin ben uzman pedagogum. Öğretmenlik yaptığım zamanlarda pek çok Türk genciyle çalıştım. Hepsi işlerinde başarı sahibi, harika bireyler oldular. Başardılar, iyi çalıştılar, olağanüstü sonuçlara ulaştılar. Bugün onlara müdür olarak, olası tüm iş kollarında, olası tüm pozisyonlarda rastlamak mümkün. Tamamen uyum sağladılar ve onları Alman yaşıtlarından ayırdetmek imkansız. Uyum çalışmalarının da asıl amacı zaten bu ki umarım bu tür özel çabalara ileride ihtiyaç bile duymayacağız.

Köln’ün ünlü Türk mahalleleri

Güngör: Köln’de bir çok Türk mahallesi var. Eigelstein, Keupstraße… Örneğin bu iki mahalle arasında sizce nasıl bir fark var? Çünkü Eigelstein tam Köln’ün göbeğinde, Keupstraße şehir merkezinin dışında. Basit bir şekilde karşılaştıracak olsanız bu iki mahalle arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

Schramma: Evet bu çok ilginç bir durum. Şehir planlamasıyla ilgili bu anlamdaki en başarılı bölge gerçekten Eigelstein/Weidengasse ve çevresi. Bence Weidengasse çevresi Keupstraße’den daha iyi bir oluşum sergiliyor. Kanımca bunun altında yatan neden, Weidengasse’nin iyi bir karışım ortaya koyması. Çünkü burada bir Türk’ün işlettiği dükkânın yanında bir Alman’ın, onun yanındaysa bir İtalyan’ın dükkânını görmek mümkün. Sonra bu sıra yine bir Türk, bir Alman vs. şeklinde devam ediyor.

Köln Belediye Başkanı Schramma, kentte düzenlenmek istenen İslam karşıtı konferansa karşı açık tavıralmıştı.

Köln Belediye Başkanı Schramma, kentte düzenlenmek istenen İslam karşıtı konferansa karşı açık tavıralmıştı.

Benim hep istediğim ve görmekten mutluluk duyuduğum bir karışım. Köln’ün çehresini güzelleştiriyor ve karşılıklı saygı ile gayet iyi bir şekilde yürüyor. Sürekli diyalog içerisinde bulunulduğunda, organize olmak da kolaylaşıyor. Örneğin burasının seçkin bir alışveriş caddesine dönüştürülmesi planlanıyor. Böylece şehrin çok ulusluluğu da gözler önüne serilecek. Keupstrasse’de bence sadece Türk işyeri sahiplerinden oluşan tek taraflı bir yoğunluk var. Ve açıkçası dükkan dükkan gezdiğinizde burada bile tek tip bir Türk topluluğundan bahsetmek mümkün değil. Birbirinden çok farklı siyasi görüşlere rastlıyorsunuz. Ancak komik bir şekilde bir dükkana diğerinden fazla gittiğinizde arkanızdan konuşuluyor “Neden benimkine gelmiyor” diye. Bir demokraside farklı yönelimlerin, siyasi çevrelerin, görüşlerin olması gayet normal. Bunların hepsi beraber Türk toplumunu oluşturuyor. Bana göre daha homojen bir karışım çok daha iyi olurdu fakat buna müdahale etmemiz mümkün değil. Buradaki işyeri sahipleri tabi ki zamanla binaları da satın aldılar. Bu noktada Keupstrasse için şöyle bir öneride bulunabilirim, Kölnlülerle diyalog içerisinde olsunlar. Bu Mülheim’da gayet mümkün, çünkü burada çok eski Kölnlüler de var ve burada bir azınlık oluşturmamaları çok önemli. Bunu kesinlikle istemiyoruz, çünkü bu hiçbir şeye yardımcı olmuyor. Bunun ne bize ne de Türk kökenli vatandaşlarımıza yararı var. İşe yarayan tek şey bütünleşmek ve açıklık. Köln Belediyesi bünyesinde staj ya da meslek eğitimine başlayanların yaklaşık %25’ini göçmen kökenli gençler oluşturuyor. Bu gayet doğal, çünkü gençlerin gelişimi demografik olarak yüzdeler üzerinde de görülüyor. Bundan dolayı da onlara bu imkânı tanıyoruz. Ancak en az Alman adaylar kadar nitelikli olmaları gerekiyor. Bana göre onlar da Alman adaylar, sadece farklı bir arka plana sahipler. Ama işlerinde iyi olmalılar, resmi dili bilmeliler, diğerleriyle aynı şekilde eğitimlerini tamamlamalılar. İşte o zaman bu tam anlamıyla yönetimi de zenginleştiren bir entegrasyona dönüşüyor, çünkü bu bireylerin de yeteneklerinden, dil ve kültürel zenginliklerinden yararlanılabiliyor. Köln Belediyesi'nde Türk çalışanlarımızın da olması, hizmetlerimizi daha da zenginleştiriyor.

Göçmenler için kota önerisi

Güngör: Göçmen kökenlilerin topluma uyumuyla ilgili tartışmalarda zaman zaman ilginç öneriler de ortaya atılabilir. Örneğin Türk kökenli yazar ve kadın hakları savunucusu Necla Kelek’in önerisi olan firmalara %10‘luk bir kota getirilmesi gibi... Buna göre çalışanların %10’unun bir göçmen kökenli olması gerekiyor. Sizin böyle bir kota uygulamasına nasıl bakıyorsunuz?

Schramma: Kişisel görüşüm bunun ideal bir hedef olarak belirlenebileceği ancak, bir zorunluluk oluşturmaması gerektiğidir. Genel olarak her türlü kota uygulamasına karşıyım. Aynı şey bence örneğin bir meclis oluşturulurken kadın ve erkekler arasındaki %50‘lik denge prensibinin gözetilmesinde de geçerli. Yeterli sayıda kadın veya erkek yoksa, bunu zorakî bir kriter olarak almak doğru değil. Bence en iyi uyum, fırsat eşitliğiyle mümkün olabilir. Nitelikli bireyler… İster on göbekten beri Köln doğumlu olsunlar, ister bir önceki jenerasyonları İzmir, Ankara veya İstanbul’a dayansın… Yeter ki işlerinde iyi olsunlar ve rekabet edebilsinler. Ben onları buraya yönetime de başka firmalara da seve seve alırım. Onlar harika çalışanlar, şehrimiz ve ekonomimiz için çok büyük bir önem taşıyorlar. Çünkü sayıları 80 bini bulan bu grup, iktisadi durumumuzun gelişim sürecini direkt olarak etkiliyor. Burada yaşıyorlar, vergi ve kira ödüyorlar. Tüm diğer insanlar gibi buraya entegre olmuş durumdalar. Bu yüzden de eşit şanslara sahip olmalılar. Ancak kota uygulamasına karşıyım. Bu bir kriter olmamalı. Çünkü bazı yasal kota uygulamalarının neredeyse ayırımcılığa kadar uzandığını düşünüyorum.

  • Tarih 04.12.2008
  • Hazırlayan Baha Güngör / Deutsche Welle
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link https://p.dw.com/p/G8oJ
  • Tarih 04.12.2008
  • Hazırlayan Baha Güngör / Deutsche Welle
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link https://p.dw.com/p/G8oJ
Reklam