Sanal hilafet yolunda… | TÜRKİYE | DW | 02.08.2020
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Sanal hilafet yolunda…

Ayasofya'da kılınan ilk Cuma namazının ardından Gerçek Hayat dergisi Hilafet konusunu gündeme getirdi. AKP iktidarı tarafından pek hoş karşılanmayan bu çıkışın arka planını Banu Güven DW Türkçe için değerlendirdi.

Tartışma Gerçek Hayat dergisinin hilafet meselesini kapak konusu yapmasıyla başladı. Dergideki makalelerde, İsmet İnönü'nün İngiltere ile gizli olarak imzaladığı iddia edilen, hilafetin kaldırılmasını kabul eden anlaşmanın açıklanması talep ediliyor ve özetle, Ayasofya'nın camiye dönüşmesiyle beraber hilafet üzerine de düşünülmeli deniyor. Abdurrahman Dilipak'ın derginin kapağını Twitter'da paylaşmasıyla tartışma büyüdü. Ayasofya'nın minberine fetih kılıcını çıkaran bu iktidarın bir tür hilafet yolunda ilerlediği endişesi de bu yüzden canlandı.

Kadınları evlilik içinde şiddetten koruyan ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden söz edilen İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme baskıları ve buna eşlik eden argümanlar, Erdoğan'ın parti yönetiminden bu konunun araştırılmasını istemesi, Ermeni Kilisesi'nin haçını söküp kıran kişiye verilen cezanın gerekçesinde En'am Suresi'ne atıfta bulunulması, dini referansların hayata her gün daha fazla sokulması… Hepsi Türkiye'deki seküler kesimin gidişata dair endişelerini artırdı. Yetmedi, Cumhurbaşkanlığı'na bağlı bir memur olan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş bayram hutbesini de yine elinde kılıçla okudu.

Yanlış bilmiyorsam Cumhuriyet tarihinde "Hilafet geri mi gelecek?" tartışması ve endişesi hiç bugünkü kadar canlı olmamıştı. Hilafet gelmeyecek de olsa, Cumhurbaşkanı'nın bu tartışmadan dolayı gururunun okşandığı fikrindeyim. Adı öyle konmasa da, Erdoğan çok uzun zamandır bir nevi halife rolü üstlenmeye çalışıyor. Kazandığı her seçimden sonra balkona çıkıp, Uzakdoğu'dan Balkanlar'a ve Afrika'ya uzanan bir coğrafyadaki Müslümanlar'a sesleniyor. Dini referanslı her hamlesinde İslam dünyasına bir selam gönderiyor. Bu tavırla memlekette seçmenden puan topluyor her şeyden önce.

Dünyanın dört bir yanında inşa edilen camiler

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da vergilerini kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı ile ona destek amaçlı kurulduğu belirtilen Türkiye Diyanet Vakfı'nın (TDV) dünyanın çeşitli yerlerinde cami yaptırması da bundan. Kırgızistan'da Bişkek Cumhuriyet Merkez İmam Serahsi Camii var mesela. Erdoğan'ın talimatıyla yapılmış, Orta Asya'nın en büyük camii unvanını taşıyor. Bu caminin yapım maliyetini hatırlıyor musunuz? Eski büyükelçi oradaki yetkilileri, açılışa Gülen'in adamlarını davet ettikleri için fırçalarken ifşa etmişti: 35 milyon dolar!

Sonra Erdoğan'ın açılışında Kuran-ı Kerim okuduğu Cambridge Merkez Camii var: Reuters haberine göre bu caminin maliyeti de 30 milyon dolar.

Büyük ölçüde bağışlarla finanse edildiği söylenen Diyanet Vakfı'nın ayak basmadığı, inşaat yapmadığı kıta yok gibi. Amerika Birleşik Devletleri'nden Rusya'ya, Haiti'den Filipinler'e, Filistin'den Balkanlar'a, Kazakistan'dan Cibuti'ye camiler yaptırılmış, aynı zamanda Müslüman toplulukların temel ihtiyaçlarına yönelik altyapı çalışmaları da yapıyor TDV. (Bu konuda BBC Türkçe'de 23 Mayıs 2019'da çıkan Özge Özdemir'İn ayrıntılı haberine bakabilirsiniz.)

Yani Diyanet Vakfı'nın çalıştığı her ülkeye Erdoğan'ın eli değmiş oluyor. Buralardaki Gülenci izleri tamamen silmek, onun yerine kendi imzasını bırakmak istiyor. Bu icraatini Türkiye'deki seçmenlerine ve potansiyel seçmen olarak gözüne kestirdiği kitlelere de yansıtıyor. Hatta onun projeksiyonundan çıkan görüntü, gerçekte olandan çok daha büyük yansıyor duvara. Ayasofya'nın açılışında olduğu gibi.

Sekiz dilde Ayasofya şarkısı

Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesinin ardından Twitter'da paylaştığı şarkı klibine bakın. Sözü ve müziği Yücel Arzen'e ait olan dokunaklı Ayasofya şarkısı bu klipte sekiz dilde söyleniyor. Kırgızca, Boşnakça, Arnavutça, Azerice, Kürtçe, Swahili, Arapça, Bengalce ve Türkçe. Bu klibi izleyen bir kişi Ayasofya'nın açılışının tüm Müslüman toplumlarının gündeminde ilk sırada olduğunu düşünebilir. Ne var ki bu doğru değil. Müslüman toplumların gündemine daha çok hakim olan baskılar, hak ihlalleri, savaş ve ölümler.

Banu Güven

Banu Güven

Suriye'ye bakın. Türkiye Ayasofya meselesini tartışırken, temmuz ayında, sadece bir ayda 106 sivil hayatını kaybetti Suriye'de. Suriye İnsan hakları Gözlemevi rakamlarına göre, bu sivillerden 6'sı TSK bombardımanında yaşamını yitirdi. Çin'de Uygurlar'a yönelik baskılar ve dehşet veren insan hakları ihlalleri devam ederken, Türkiye'nin neden yeterince ses çıkarmadığı sıkça konuşuldu. İran ile Suudi Arabistan arasında sıkışıp kalan Yemen var sonra. Türkiye 2015'te savaş başlarken Suudi Arabistan'ın öncülüğündeki koalisyona desteğini açıklamıştı. Suudi koalisyonunun füzeleriyle can veren çocukların sayısı hesaplanamıyor.

Save the Children (Çocukları Kurtarın) Örgütü 2018'de, Yemen'deki savaş sırasında açlık nedeniyle 85 bin Yemenli çocuğun öldüğünü duyurmuştu, aradan 2 yıl geçti. Türkiye'nin her şeyden önce savaşı desteklememesi gerektiğini unutup, "Diyanet Vakfı, Kızılay vs. Yemen'e insani yardım yapıyor ama" diyenler çıkabilir elbette. Ankara'nın Yemen gündemini daha ziyade oradaki güç dengeleri belirliyor. Mısır hükümeti de agresif bir dış politika güden Türkiye'ye bölgede bir rakip olarak bakıyor.

Erdoğan dış politikada sabık dışişleri bakanı ve başbakanı Davutoğlu'nun çizdiği Yeni Osmanlıcı politikayı, kendi kimliğine devşirmekle meşgul. Ümmet olma halini vurgulayan mesajlarının ardında kendinden menkul bir İslam dünyası liderliği kabulü var. Hayal edilen bu liderliğin bu koşullarda, ulus devletlerin ve küresel güç koalisyonlarının çıkar çatışmalarına dayalı bu düzende hayata geçmesi imkansız. Yine de bir nevi post-modern halifelik iddiası sürüyor. Erdoğan doğrudan adını koymadığı bu iddiayı canlı tutarak dikkatleri ekonominin tepetaklak gidişatından, TL'nin değer kaybından, yoksulluktan, sonu gelmeyen insan hakkı ihlallerinden çelmek istiyor. Umudu, etrafında yaratılan sanal sancağın, kaybettiği ve kaybedeceği oyları ona geri getirmesi.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler