Salman Rüşdi: ″Özgürlüğümüzü savunmak zorundayız″ | DÜNYA | DW | 23.11.2015
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Salman Rüşdi: "Özgürlüğümüzü savunmak zorundayız"

Sonunda kötüler mi kazanacak? Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi, DW ile mülakatında son romanının neden aniden güncel bir hale geldiğini ve kültürün neden özgürlüğün ölümüne savunulması gerektiğini anlattı.

DW: 1001 geceye tekabül eden "İki yıl, sekiz ay ve 28 gece" adlı son romanınızda insan ile cin arasındaki savaşı konu alıyorsunuz. Kim kazanıyor?

Salman Rüşdi: Kitabın sonu iyi bitiyor. Aslında sona dair bir ipucu vermek istemiyorum. Romanı yazmaya başladığımda bugün bizi meşgul eden konuların çoğu ortada yoktu. Örneğin IŞİD yoktu, bu yüzden bu kitabın şu anda tesadüfi bir şekilde çok güncel bir hale gelmiş olması ender rastlanılan bir durum.

Eserinizi kaleme almaya başladığınızda size ne ilham verdi?

Yabani ve tamamen hayal ürünü olan bir eser ortaya koymaya çalıştım. Bu da beni, 1001 Gece hikâyelerindeki gibi bir anlatıma yönlendirdi. Hindistan'da bu hikayelerden çok fazla var, ben de ilk önce bu hikayelere aşık olum ve onlardan beslendim. Günter Grass'ın da büyük bir rolü var. O da Grim kardeşlerin masalları gibi eski dönemdeki hikâyelere dayanarak bunları çağdaş edebiyat örneklerine dönüştürdü. Örneğin Pisi Balığı (Der Butt), Dişi Fare (Die Raettin) ve Teneke Trampet (Die Brechtrommel) gibi...

Kitabınızın iyi bir sonu olduğunu söylediniz. Akıl, aptallığa üstün geliyor... Peki, gerçek hayatta da böyle mi olacak sizce?

Belki de bu romandaki bir gerçekliktir. Ancak bence her şeye rağmen, kötülerin zaferinin engellenebileceğine inanmak gerekir. Pek çok şey hâlihazırdaki tehdidin bizi 20, 30 yıldan fazla meşgul etmeyeceğine işaret ediyor. Sözgelimi ben 1989 yılının ocak ayında Berlin Duvarı'nın Noel'de yerinde olmayacağını söyleseydim, herkes benim deli olduğumu düşünürdü herhalde. Oysa tam olarak da bu oldu! Her şeyin aniden, 180 derece değişebileceği bir çağda yaşıyoruz. Dolayısıyla bence gidişata dair spekülasyonlarda bulunmanın bir anlamı yok.

Paris'teki saldırılar sizi buna rağmen korkuttu mu?

Evet; ama geçen haftalardaki olaylardan ziyade beni Parislilerin korkuyu bir kenara bırakıp, tipik Parisli hayatını yaşama konusundaki iradesi etkiledi. Restoranlarda yemek yemeye, konser ve maçlara gitmeye, yani Parisli olmaya devam etmek istediklerini göstediler. Verilmesi gereken doğru karşılık tam olarak da bu...

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande IŞİD'e savaş açtı. Sizce şu anda savaşta mıyız?

Bizimle savaş halinde olan birileri olduğu kesin. Bush hükümetinin "Teröre karşı savaş" tabiri ile her zaman sorunlarım oldu; zira böyle bir savaşı kazanmak mümkün değil. Terörle barış anlaşması yapamazsınız. Bu savaş sıradan insanların yanı sıra liberal Batı'da hoşumuza giden bir kültürü, müziği, eğlenmeyi, iyi yemekler yemeyi, futbol maçlarını da hedef alıyor. Fanatikler bu tür keyif veren alışkanlıklara düşman. Anlaşılan o ki keyif onların en çok nefret ettiği şey; biz de bunu, hayattan keyif almayı sürdürmeliyiz.

Yazarların bu çağda nasıl bir anlamı var?

Kitaplar insanların kendisini rahat hissettiği ve dışarıdaki dünyaya başka bir ışık düşüren bir dünya yaratmalı. Okur, bu dünyayı ve sayfaları bıraktığında bu dünyanın bir kısmı onda kalıyor ve düşünce biçiminin bir bölümü çevresindeki dünyayı ne şekilde algılayacağına etki ediyor.

Charlie Hebdo, Uluslararası Yazarlar Birliği PEN Amerika tarafından "İfade Özgürlüğü Cesaret Ödülü"ne layık görülmüştü. Ancak, 6 PEN Amerika üyesi yazar bu durumun Müslümanları incittiğini belirterek mayıs ayında düzenlenecek galaya katılmayacaklarını açıklamıştı. Siz bu durumu sert şekilde eleştirdiniz. Sizi ne bu kadar öfkelendirdi?

Dergiyi beğenip beğenmemelerinden bağımsız olarak, temelde yanlış biri tutum içindeydiler. Karikatüristler, çizer oldukları için öldürüldüler. PEN düşünce özgürlüğünü göklere çıkartmak zorunda olan bir örgüt. Tehdit almalarına rağmen yaptıkları işten vazgeçmeyen ve neticede siyasi karikatürleri yüzünden katledilen insanlara saygı gösterilmemesi insanın içine işliyor. Örneğin eleştiride bulunanların çoğu, karikatüristlerin nefret edilmediğini, aksine sevildiğini bilmiyordu. Derginin çizgisinin ırkçı olmadığını, aksine daha çok ırkçılık karşıtı olduğunu ve aşırı sağcı Ulusal Cephe partisinin düşmanı olduğunu bilmiyordu. Sadece protesto etmek için öldürülen kişilerin kamuoyuna yanlış tanıtılmasını korkunç buldum.

Bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı'nda "Bizim mesleğimiz giderek bir seferi andırıyor" dediniz. Sefer derken tam olarak neyi kasettiniz?

Biz değerli ve yoğun mücadele ile kazanılmış özgürlüğümüzü savunmak zorundayız. Geçen yüzyıllarda Avrupa'da bugün hepimizin faydalandığı özgürlük düşünceleri geliştirildi. Bu düşünceler ABD'ye kadar uzandı. Ancak esas önemli olan nokta şu: Biz özgür olabildiğimiz küçücük bir dünyada yaşarken kendimizi mutlu sayamayız. Çoğu ülke bu özgürlüğe sahip değil. Çin? Hayır. İslam dünyasının önemli bir kısmı; hayır. Afrika'nın geniş kesimleri? Hayır. Biz eğer bu değerlere sahipsek, onları savunmak zorundayız. Gerektiği takdirde onlar için savaşmalıyız.

Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi çağdaş edebiyatın önde gelen isimeri arasında yer alıyor. 1989 yılında Şeytan Ayetleri adlı kitabı yüzünden İslam dünyasında fırtına koparan yazar hakkında İran'da ölüm fetvası verilmişti.

©Deutsche Welle Türkçe

Sabine Kieselbach

Önerdiğimiz linkler

Reklam