1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Nehri geçme mücadelesi

29 Şubat 2020

Türkiye’den Yunanistan’a ulaşmaya çalışanların bir bölümü Meriç Nehri’ni geçmeye çalışıyor. Sığınmacıları burada güvenlik önlemlerini artıran Yunanistan’ın taciz ateşleri ve uyarı anonsları bekliyor.

https://p.dw.com/p/3Yezr
Fotoğraf: DW/B. Karaş

Sığınmacılar Meriç nehrini geçiyor

Doyran, Edirne’de küçük bir köy. Suyun karşı tarafı Yunanistan... Elinizi uzatsanız değecekmiş gibi görünse de karşıya geçmek öyle kolay değil. Bu durumun farkında olsalar da dünden beri Doyran köyünden Yunanistan'a geçmeye çalışanların sayısı hiç de az değil. Yol sormak için seslendiğimiz yaşlı bir amca sorumuzu tam duyamıyor ama tahmin yürütüyor:

"Araplara mı bakıyorsunuz?”

Doyran köyü yerlisi için sınırı geçmeye çalışanların tümü "Arap”. 

Türkiye'nin Avrupa'ya geçişleri engellemeyeceğini açıklamasının ardından Pazarkule Sınır Kapısı da dahil Edirne’ye akın edenlerin çoğunluğunu Afganlar oluşturuyor. Afrikalılar, Pakistanlılar, Özbekler, Iraklılar, Uygurlar da var. “Organize, kitlesel ve yasadışı sınır ihlali ile karşı karşıya kaldığını” açıklayan Yunan hükümeti sınırı geçmeye çalışan 4 bin kişinin durdurulduğunu, 66 sığınmacının ise gözaltına alındığını açıkladı. Yanı başında Meriç Nehri'nin aktığı Doyran köyüne giriş yaptığınızda alınan önlemleri fark etmemek mümkün değil. Bir yanda tel örgüler yükselirken diğer yanda siren sesleri yankılanıyor. Çünkü halen karşıya geçmeye çalışanlar var.

“İnsanlar perişan, Allah yardımcıları olsun”

Feyzullah Yıldız, dünden beri çoğu genç yüzlerce kişinin nehrin öte yanına geçmeye çalıştığını belirtiyor. Dün geçemeyenler bugün tekrar deniyor:

"Gidip dönenler de oldu ama çoğu geçti sanıyorum.”

Bunların Yunan polisi tarafından durdurulan 4 bin kişi arasında olması kuvvetle muhtemel… Ancak bu durum, sınırı geçmeye çalışanları yıldıramıyor:

"Plastik mermi patlatıyorlar insanların geçmemesi için ama şu an yine de insanlar geçiyor. Kazıkları çakıyorlar, tel örgü çekiyorlar. Önlem alıyorlar ama Yunan askeri ne kadar da yapsa geçmeye çalışıyorlar.”

Yunanistan sığınmacıları durdurmaya çalışıyor

Karşıya geçmeye çalışanların çoğu Remzi’nin yaşlarında, yani henüz 20'lerinde… Remzi, Doyran yerlisi. Yunan askerinin engellemelerine tanıklık etmiş o da. “Herkesin canı var tabii, ben olsam ben de dönerim” diyor. Remzi'nin iddiasına göre, Yunan askeri sadece plastik mermi değil, gerçek mermi de sıkıyor. “O korku da sana yetiyor” diye konuşuyor. Feyzullah Bey de dünden beri tanık olduklarının etkisinden kurtulamamış:

“Gördüğümüz kadarıyla insanlar perişan olmuş. İçimiz yanıyor ama elimizden gelen bir şey yoktur. Allah yardımcıları olsun…”

“Nerelisiniz?”

Sınır boyunca nöbet tutan Türk askerleri, "Biz karışmıyoruz ama karşısı (Yunanistan) için şurayı geçmenizi tavsiye etmeyiz” diyorlar. Röportajımız sırasında taciz ateşleri ve uyarı anonsları devam ediyor. Nehirden geçmeyi umut edenlerin bir kısmı köy kahvesinde soluklanmış. Dört kişilik bir grubu selamlayarak nereli olduklarını soruyoruz. Türkçe bilen adam uzun bir bakış atarak cevap veriyor:

“Ne fark eder ki?”

Sınırı geçmeye çalışanların kim olduğu gerçekten de fark etmiyor. Ayrı milletten olsalar da gayeleri bir… Cevap veren adamın üstü başı çamura bulanmış, yanında iki delikanlı ve bir de genç bir kadın var. Genç kadın, bir sandalyeye kıvrılmış, uyukluyor. Aralarında Farsça konuşuyorlar. Karşıya geçmeden hazırlık yapmış, erzak yüklenmişler. Masanın üstünde yok yok: Mayonez, cips, salam, kolonya, kahve, ekmek…

Mahsur kalanları kurtarmak için şişirilen bot

Köy kahvesinin az ilerisinde, nehrin kıyısında tabiri caizse kamp kurmuş bir grup genç erkek var. Gençler yaktıkları ateşin başında ısınmaya çalışıyor, hava gündüz de soğuk… Aralarında su kenarında sabahlayanlar olmuş. Bir kısmının nehri geçebileceklerine inancı tam, bir kısmı ise “İnşallah” demekle yetiniyor. Kamp kurdukları alanın ortasında sönük şişme bir bot var. Biraz sonra bu botu şişirmeye başlıyorlar. Karşıya geçmek için temin edilmiş bot şu an başka bir amaç için kullanılmak üzere hazırlanıyor: Adacıkta mahsur kalmış bir grup kurtarılacak. Botun hava kaçıran yeri tamir ediliyor, sonra şişirme işlemine geçiliyor. İki adam bota atlayıp adacığa doğru açılıyor. 

Derken uyarı ateşleri, siren sesleri, anonslar birbirini kovalamaya başlıyor. Yunan askeri nehrin ötesinden gelmemeleri için son ses bağırıyor. Adacıkta mahsur kalanlar, Türkiye tarafına getiriliyor. Yani “operasyon” başarıyla tamamlanıyor, şimdilik “mutlu son” yaşanıyor. En azından botun karşıya geçmek için kullanılacağı o zamana kadar…

Burcu Karakaş / Edirne

©Deutsche Welle Türkçe